| |
Rahmetle Anıyoruz
Vuslatının 9. yılında
Prof. Dr. M. Es'ad Coşan Rh. A Hocaefendimiz'i
hasret ve muhabbetle anıyoruz!..

BAKIŞI İBRET,
SUSMASI TEFEKKÜR,
KONUŞMASI NASİHAT İDİ
7 Şevval 1407 / Haziran 1986 / Mekke
...................
[Mahmud Es'ad Coşan Rh.A] Hocaefendi’yi Medine’den geldikleri
gün, teravihten sonra gördüm. Hemen halimi sorup, validemin
selâmını söylediler. Zemzemden bir yudum içip, teberrüken bize
verdiler. Sonra, sa’ye çıktılar.
Bir defa da Şeref’in evinde ziyaret ettim, selâmlaştık.
İstirahate çekildiler, ben de ayrıldım. Mekke’de hiç umûmî
sohbetini duymadım.
İ’tikâfa benden bir gün sonra babası Necati Amca, Osman ve
Kuddusî amcalar, K. Özal ve taifesi ile girdiler. Tesadüfen bana
komşu oldular. Aramızda üç direk vardı. Yerimiz Rükn-ü
Yemânî’nin mukabilinde, ikinci katta idi.
Yemeklerde beni de çağırdılar. Belki çay içerken umûmî güzel
cümleler sarf etti. Yemekleri Necdet Şadoğlu, Şeref ve başkaları
getiriyordu. İlk sabah, namazdan sonra:
“—Artık herkes ibadetle meşgul olsun, konuşma faslı bitsin!”
dediler.
Her haliyle sofrada bile insana örnek oluyor, bereketleri
sofrada zahir oluyordu. Yemekte, hatimlerimizin sonunda ve diğer
vakitlerde güzel dualar yapıyordu. Herkes uyurken, o ibadette
idi, Kur’an tilâvetinde idi. Her yanına yaklaştığımda gördüm ki,
bakışı ibret, susması tefekkür, konuşması nasihat idi. Allah
ömrünü uzun etsin, feyizlerimizi bol etsin ve ümmete rahmet
etsin...
Bir gün dedi ki:
“—İsmail ne dersin, Avustralya’da bir ihvanımızın kızı var.
Onların iyi bir hocaya ihtiyacı var. Orası yeşillik, zengin bir
ülke... Süzme insan arıyorlar, iki iyiliği beraber toplamak
istiyorlar. Durumun nasıl?..”
“—Burada tahsile devam etmek istiyordum. Başka mânîsi yok!”
dedim.
“—O zaman, bu tabii daha mühim, başkasına bakarız.” buyurdular.
“—Hocam, hediye olarak şu kitabı (İmam-ı Debûsî’nin Emedü’l-Akvâ’sı)
kabul eder misiniz?” dedim.
“—Aaa, hoca olana da bu sorulur mu?.. Tabii, seve seve... Bir de
imzanız olursa, güzel hatıra olur. Kendi yazdığın o gerideki
yazını da silme, çok güzel, hatıra kalır.”
“—Hocam, isterdim ki burada çok yeni güzel kitaplar çıkıyor,
hangisinden isterseniz size hemen temin etsek...”
“—Ben de istiyorum bunu... Bir kitaplarınızı göreyim! Şu şu
kitapları Medine’den aldım.” buyurdular.
Fakat i’tikâftan sonra hemen, kitapları göremeden döndüler. (İnşâallah
ileride yine görüşürüz.)
Fıkıh ile tasavvufu cem eden o kitap, çok hoşuna gitmiş, epeyce
okudular. Ayrıca Hâzin tefsirinden Kadir Sûresi’nin tefsirini
kendilerine okudum, hareke hatalarımı düzelttiler. Harekelerde
bile çok dakikler.
Etrafındaki bazı kimselerden yakındım. Bunun üzerine:
“—Hocamız Rahmetullàhi aleyh de etrafındakilerden çok sıkılırdı.
Kaç defa: ‘Es’ad, işi sen yürüt! Ben Bursa’daki evime
çekileyim!’ demiştir.
Şu dediklerinizi, etrafımızdakileri biz bilmez değiliz. Onları
idare etmeyip açık konuşsak, kimse kalmaz. Biz de evimize
çekilip te’lifle, dersle meşgul oluruz ve rahat ederiz... [Ama
irşad vazifesi icabı sabrediyoruz, tahammül ediyoruz, müsamaha
ediyoruz.]
Aynen Hacı Bayram misâli. Birbuçuk müridi varmış, bizim de biraz
gençlerden var... Onlar büyüyecekler, belki 40-50 sene sonra bir
şeyler olur.
Bu işleri Allah idare ediyor. Ne yaparlarsa yapsınlar, kervan
yürüyor. Değil mi?..” buyurdular.
“—Halvet nedir?” dedim;
“—Kırk gün i’tikâftır. Çok az bir gıda ile yaşanır. Hocamız Rh.A,
bir ay olunca 35 kg. kalmış ve hasta olmuş. Yapanın gönlünden ve
dilinden şırıl şırıl hikmet akar imiş. Sûre-i A’raf’taki Hz.
Mûsâ AS’ın kırk gün mikatından alınan bir şey... Birçokları
tahammül edememişler, ölüp şehid olmuşlar.” buyurdular. |
|
|
Mehmed Zahid Kotku Rh.A
Merhum uzunca boylu, şişmanca, heybetli, beyaz tenli,
dolgun pembe yanaklı, uzunca ak sakallı, geniş alınlı,
aralıklı kaşlı, irice başlı, gül yüzlü, sevimli, alımlı
bir kimse idi. İlk görüşte insanda sevgi ve saygı
uyandıran bir hali vardı.
Fevkalâde mütevâzi idi. Kerametleri zâhir ve şöhreti
alemgir olduğu halde, talebelerine bile tepeden bakmaz,
şeyhlik tavrı takınmaz, kendisini ihvânı arasında
lâlettayin bir fert gibi görür, makamını ve kemâlini
büyük bir maharetle gizlerdi.
İnsanın
kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını
verir, istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi
bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı.
Bereket gittiği yere yağar; bolluk onunla beraber gezer,
en hücrâ, en kıtlık yerde o gelince nimet dolardı.
Beraberinde seyahat edenler, tevafuklara, tecellilere,
maddî ve mânevî hallere ve ikramlara şaşar, hayretlere
düşerler, parmaklarını ısırırlardı.
Hayatı -
Fotoğrafları
- Hatıralar
|
|
.
 |
|
Prof. Dr. M. Es'ad Coşan Rh.A
Onun döneminde hadis derslerine ilgi daha da arttı.
Cemaat yer bulamadığı için camiye ilâveler yapıldı, ders
dinlenilecek yerler beş-altı kat genişletildi. Caminin
yanındaki eski binalar alınarak camiye katıldı. Ayrıca
Ankara, İzmir, Bursa, Sapanca, İzmit ve Eskişehir'de
mutad hadis dersleri başlatıldı.
Yurt içinde ve yurt dışında çok yönlü sosyal
faaliyetlerini, tebliğ ve irşad çalışmalarını vefat
edinceye kadar devam ettirdi. Yalnız Hicaz’a değil,
Avrupa’ya, İngiltere’ye, Amerika’ya, uzak doğuya,
Avustralya’ya gider, oralarda nice gönüllere mesaj
ulaştırırdı. Buralarda, özellikle Avustralya’da camiler,
külliyeler açılır, müslümanlara, hatta bütün insanlığa
hizmet sunardı.
Hayatı - Fotoğrafları - Hatıralar
|
|
.
 |
|
Halil Necati Coşan Rh.A
Miladi 102, hicri 105
yılı aşan hayatı boyunca inandığı değerleri fiilen
yaşamayı, etrafındakilere de bu güzellikleri anlatmayı
ve yaşatmayı gaye edinen; her kesimden pek çok insanın
saygısını, sevgisini, gönlünü, duasını kazanan Halil
Necati Coşan’nın gerçek bir Veli ve Hak dostu olduğuna
büyük kalabalıklar hüsn-i zann edegeldi.
Bize güler yüzünü ve
nesebinin ulaştığı numune-i imtisal Peygamber (sav)
Efendimizin güzel ahlakının bir örneğini miras bırakan
Halil Necati Coşan’ı tanıyanlar, “Necati Amca”larının,
istikametine, zühdüne, takvasına, verasına , sehasına ve
sair güzel ahlakına hüsn-i şahadet eder, veraset-i
nübüvvete eriştiğine hüsn-i zann eder.
Hayatı - Fotoğrafları - Hatıralar
|
|
.

|
|
Evrâd-ı Şerîf
"Bugüne kadar pek çok dua kitapları yayınlanmıştır.
Fakat bu Evrâd-ı Kur'aniyye, Hz. Üsâme'nin Resûlullâh'ın
emr-i şerifleri ile düzenlediği yedi günlük evrâd
olup böyle yüce bir evrâdı bir daha meydana getirmenin
imkânı yoktur. Bu Kur'ân evrâdına ilâveten hadis
kitaplarından Peygamber Efendimiz'in dilinden dualar ile
üstâd-ı muhteremimiz Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî
Hazretlerinin tertip ve bize emanet ettikleri üç
kitaptan da seçme dualar bu kitaba alınmıştır. En son
olarak da Evliyâullah'ın anıldığı yere rahmetin ineceği
müjdesine kavuşma amacı ile onların isimleri de
yukarıdakilere eklenerek bu kitap meydana
getirilmiştir."
Oku - Dinle - İzle
|
|
. |
|
Hatm-i Hâcegân
Her tasavvuf okulunun
ferdî olduğu gibi bir de toplu olarak icra ettikleri
zikir çeşidi vardır. Buna Yeseviyye’de zikr-i erre,
Halvetiyye’de devran, Mevleviyye’de semâ,
Nakşibendiyye’de hatm-i hâce veya hatm-i hâcegân denir.
Şahsen, kendi şahsı adına herkes yapabilir. Çünkü
büyüklerimiz, şeyhlerimiz hatm-i hâcegân’ı kendileri
ayrıca, "sevabı biz de tek başımıza kazanalım!" diye,
taksim etmeden kendileri de yapmışlar. Öyle yapılması
mümkündür.
Oku - Dinle - İzle
|
|
. |
|
Zikir Dersi
[Muhakkak ki sana
bey'at edenler gerçekte Allah-u Teâlâ'ya bey'at
etmişlerdir. Allah'ın kuvvet ve yardımı bey'at edenlerin
üstündedir. Şu halde kim bu bağı çözerse, kendi aleyhine
çözmüş olur. Kim de Allah ile sözleştiği şeye vefa, onun
hükmünü îfâ ederse, Allah da ona büyük bir ecir
verecektir. Fetih, 10]
Ahdinize sàdık olun,
Allah'ın yoluna vefâlı olun, sırat-ı müstakîmden
sapmayın!.. Allah-u Teâlâ sizleri bundan sonra nefse
şeytana yenilmeyenlerden eylesin... Yolunda dâim
eylesin, zikrinde kàim eylesin... Tarikatın âdâbını,
ahlâkını öğrenip, tekke âdâbına sahib kâmil, sàlih, velî,
mahbub bir kul olmayı nasib eylesin...
Oku - İzle
|
|
. |
|
İskenderpaşa Camii
Fatih Sarıgüzel caddesi’nde bulunmaktadır. Fatih Devri
ricalinden ve II. Bayezid’in vezirlerinden İskender Paşa
tarafından H. 911 / M. 1505 tarihinde yaptırılmıştır.
Bu cami 1958’den
itibaren Mehmed Zahid Kotku Efendi’nin imam-hatip olarak
göreve başlamasıyla büyük bir mana yüküyle müşerref
olarak canlanmaya başlamıştır. Camide Pazar günleri
ikindi namazında sonra “Ramuz el-Ehadis” isimli hadis
kitabından sohbetler yapılması, her gün sabah namazından
önce mukabele, namazdan sonra Evrad-ı şerif okunması bir
gelenek haline gelmiştir.
Oku - Fotoğraflar
|
|
. |
|
Çilehàne Camii
Mescit, eski Bulgurlu Dağı, şimdiki Küçük Çamlıca Tepesi
üzerinde ve bu tepenin Ümraniye'ye bakan yamacındadır.
Buraya, Bulgurlu Caddesi'nden ayrılan eski adı Tuzak,
yeni adı Çiçek olan bir sokak yolu ile çıkılmaktadır.
Mescit ve meşrutanın önünde geniş bir bahçe vardır.
Krokiden de anlaşılacağı üzere 5 x 10 metre
boyutlarında, küçük bir mabettir. Ahşap çatısı kiremit
döşeli olup yerden iki metre yüksekliğindedir. Şimdiki
mabet, beş pencereden ışık alan bir XIX. yüzyıl
eseridir.
Oku - Fotoğraflar |
|
. |
|
|