derdimendim derdimendim
yâ rasûlallah, devâ ol derdime
destgir ol, yâ habiballah, bu asî mücrime
sen şefâat kânı varken, yalvarayım ben kime
ben rasûl-i kibriyânın, bülbül-ü nâlânıyım
mücrimim gerçi, cemâl-i mustafâ hayrânıyım
bûy-i vaslındır, muattar eyleyen sünbülleri
nur cemâlinden eserdir, bağ-ı aşkın gülleri
gül cemâlindir habîbim, mesteden bülbülleri
ben rasûl-i kibriyânın, bülbül-ü nâlânıyım
mücrimim gerçi, cemâl-i mustafâ hayrânıyım
cânını cânâne kurban eyliyor pervâneler,
bezm-i vaslın neş’esinden, gaşyolur mestâneler,
aşıkın gözyaşlarından, doldu hep peymâneler,
ben rasûl-i kibriyânın, bülbül-ü nâlânıyım.
mücrimim gerçi, cemâl-i mustafâ hayrânıyım..
ermek istersen, o şâh’ın himmet-ü imdâdına,
cânü dilden âşık ol sen; “İsm-i zât” evrâdına,
ses verir ulvî; melekler âteşin feryâdına,
ben rasûl-i kibriyânın, bülbül-ü nâlânıyım.
mücrimim gerçi, cemâl-i mustafâ hayrânıyım ali ulvi kurucu
(Ene eşrefün-nâsi haseben) "Ben haseb bakımından
insanların en şereflisiyim!" Haseb, insanın saygınlığı,
sayılması, hürmet görmesi mânâsına.
Biliyorsunuz, insanlar İslam'da, İslam'ın ahkâmının
karşısında, tarağın dişleri gibi eşittirler. Ama farkları
takvâlarına göredir. En kıymetlisi en müttakîsidir. Allah'ın
emirlerini en çok tutan, en kıymetli insandır. Köle de olsa,
fakir de olsa, çoban da olsa, ümmî de olsa, Allah'ın sevgili
kulu olan, sevdiği işleri yapan en kıymetli olur.
Onun için, "Saygınlık bakımından, ben insanların en
şereflisiyim!" diyor Peygamber Efendimiz SAS. Durumun ifadesi
bu. Yani durumun ifadesi olduğu için, arkasından da (ve lâ
fahra) buyuruyor. Yâni, "Siz benim kimliğimi, benim
vasıflarımı sordunuz. Cenâb-ı Hak böyle takdir buyurmuş,
ezelden beni seçmiş, böyle yaratmış, böyle görevlendirmiş.
Onun için, insanların saygınlık bakımından en saygını, en
şereflisi benim; öğünmek yok!" diyor.
Yâni, "Ben bununla övünmüyorum." diyor. Ancak şükredebilir
insan böyle bir durumda. Yoksa ben böyleyim diye, başkalarına
bunu baskı unsuru, ezâ, cefâ unsuru yapmaz tabii. Efendimiz
onu özellikle belirtiyor. Yazı
Demek ki, bütün ailemiz fertlerine ve özellikle de
çocuklarımıza, Peygamber Efendimiz'in eşsiz değerini ve
büyüklüğünü anlatıp, onların gönüllerinde peygamber aşkının
şûlelerini tutuşturmak, biz anne ve babalar için, çok önemli
ve ilahî bir görev oluyor.
Mevlid
Kandili ise, bu iş için paha biçilmez bir imkân ve fırsattır.
O halde, evimizi o gece için bayram günü gibi temizleyip
bezemeli; en güzel ve pak elbiselerimizi giyinmeli, en cici
takkeleri, işlemeli namaz başörtülerini, alımlı ve sevimli
tesbihleri, süslü seccadeleri bu vesile ile kız ve erkek
çocuklarımıza hediye etmeli; sokağımızı süpürüp düzenlemeli,
fakirlere sadakalar vermeli, komşulara ikramlarda bulunmalı,
tebrikleşmeli; o gece yatsı namazına çoluk çocuk sevinçle
camilere gitmeli; oralardaki programları, vaazları can kulağı
ile dinlemeli; Kur'an'lar, ilâhiler okumalı, tesbihler
çekmeli, zikirler, ibadetler etmeli, çokca salât ü selâmlar
ile geceyi imar ve ihyâ eylemeliyiz.
Yazı