14 Nisan 1938 yılında, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinin Ahmetçe
köyünde doğdu. Babası Halil Necâti Efendi, annesi Şâdiye
Hanım'dır. Anne ve baba tarafından soyu, Buhàra'dan
Çanakkale'ye göç etmiş seyyidlere dayanır.
Küçük yaşta iken ailesi İstanbul'a taşındı.
1950'de İstanbul Vezneciler İlkokulu'nu, 1956'da Vefa
Lisesi'ni bitirdi. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümü'ne girdi. Arap Dili ve
Edebiyatı, İran Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ile
Türk-İslâm Sanatı sertifikalarını alarak, 1960 yılında
Edebiyat Fakültesi'nden mezun oldu.
Yazı
M. Es'ad Coşan Hocaefendimiz'in
son cuma sohbeti, veda konuşması gibiydi. Sohbetin içerisinde
işlenen konular ve Hocaefendimiz'in tavsiyeleri:
"Esas hayır ahiret hayrı, esas
hayat ahiret hayatı..." diye, birinci hadisi şerifi izah ederken,
yakında vefat edeceğini işaret etmişti.
İkinci
hadis-i şerifte, Peygamber SAS'in Hz. Ali'ye duasını izah
ederken; (Allàhümme) "Ey benim Allah'ım, Rabbim, Mevlâm! (Einhu) Ona
yardım eyle, (ve ein bihî) ve onunla yardım sağla." Kime?..
Müslümanlara, İslâm'a. Yâni ona, kendisine bizzat yardımcı ol; hem
de onun vasıtasıyla İslâm'a yardım eyle. (Verhamhu) "Ona rahmetinle,
merhametinle muamele eyle, (verham bihî) ve onun vasıtasıyla İslâm'a
ve müslümanlara rahmeyle, merhamet eyle... (Vensurhu) Ve ona yardım
eyle yâ Rabbi; (vensur bihî) ve onun vasıtasıyla, onun
çalışmalarıyla İslâm'a ve müslümanlara yardım eyle yâ Rabbi, nusret
ver yâ Rabbi!.. (Allàhümme vâli men vâlâhu) Yâ Rabbi onu sevenleri
sen de sev; (ve àdi men àdâhu) onunla adavet edenlere, düşmanlık
edenlere de sen düşmanlık eyle yâ Rabbi!.." derken, şimdi anlıyoruz
ki, kendi halefi olan, oğlu Nureddin Bey'e dua etmiş.
Üçüncü hadis-i şerifte, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin'den
bahsederken, sanki kendi torunlarını emanet etti.
Her zaman sohbetlerini, "Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve
berekâtühû!" diye bitirirken, bu sefer "El-Fâtihah!" diyerek
bitirdi.
Muhterem kardeşlerim! Her ölüm yaşayanlar için birer
vaazdır. Her ölüm, yaşayanlar için bir ibret kaynağıdır. Hazret-i
Ömer RA, evrakı mühürlediği yüzüğünün üstüne;
(Kefâ bil-mevti vâizan yâ umer) diye yazdırmış. "Ey
Ömer, ölüm sana vaiz olarak yeter! Başka ne vaaz istiyorsun, ne
nasihat istiyorsun, ölüm sana yeter!" mânâsına. Yazdığı mektubu,
resmî evrakı onunla mühürlüyor. Her mühürlediği zaman da, o yazıyı
görüyor.
Kur'an-ı
Kerim'de Cenâb-ı Hak çok ayet-i kerimelerde açıklıyor. Ben bir tanesini okuyayım
size teberrüken, sohbetimiz kelâmullâhla müzeyyen olsun diye, bismillâhir-rahmânir-rahim:
(Küllü nefsin zâikatül-mevt, ve neblûküm biş-şerri vel-hayri
fitneten ve ileynâ türceùn) [Her can ölümü tadacaktır. Bir deneme
olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz ancak bize
döndürüleceksiniz.] (Enbiya: 35) Sadakallàhul-azîm.
Herkesin bildiği ama unuttuğu, çok açık bir hakikat
olmasına ramen aklına çok az getirdiği bir hakikat ki; her nefis
ölümü tadacaktır. Hayat sahibi, can sahibi olan herkes ölecek...
Ölümden müstesna insan yok. Yazı
Yâd 2002 - M. Nureddin Coşan Hocaefendimiz'in Konuşması