ALLAH'I ZİKRETMENİN LÜZUMU

Mehmed Zâhid Kotku Rh.A Hazretleri

Zikrullah hakkındaki ayet-i kerime ve ehàdis-i nebeviyelerin ne kadar çok olduğu erbâbına malumdur. Hazret-i Allah'ın (celle şânühû) kitab-ı azîzinde kullarına hitaben: "Yâ eyyühellezîne âmenüzkürullàhe zikran kesîrâ!" buyurması ve ehl-i imana Hakk'ı çok zikretmeyi tavsiye ve emretmesi ve kulun Hàlik'ın zikri anında onunla beraber oluşu kadar acaba şâyân-ı iftihar bir şey olur mu?..

İşte bu sebepten kula yakışan en önemli vazife, dâimî sûrette gece, gündüz, her fırsatta Halikının zikriyle meşgul olub, gönül aynasını cilâlandırması ve böylece Hakk'ın rızasını kazanıp, çeşitli eltàf-ı sübhàniyyesine nâil olarak, dünya ve ahiret saadetlerini kazanmasıdır ve bu ne büyük bir devlettir.

Rasûl-ü Ekrem SAS Efendimiz'den, "Amellerin Allah-u Teàlâ'ya en ziyade sevgilisi veya efdal ve akrab olanı hangisidir?" diye sorulduğu vakitte:

"Ölürken bile, dilin zikrullah ile meşgul olarak Mevlâsına kavuşmasıdır." buyurmuşlardır. (Tergîb Trc. 3/331)

Hattâ diğer bir hadis-i şerifte; Mi'rac gecesinde Arş-ı A'lâ'nın nuru içinde gark olmuş bir kimse gördükleri zaman, Peygamber Efendimiz SAS, Cebrâil AS'a veya başka bir meleğe sormuşlar ki:

"--Bu büyük eltàf-ı sübhàniyyeye mazhar olan zat bir melek midir?"

"--Hayır, melek değildir." denilmiş.

"--Öyle ise, Peygamber midir?" diye tekrar sormuşlar; ona da:

"--Hayır!" diye cevap vermişler.

"--Öyle ise kimdir o?" deyince:

"--Bu bir kişidir ki, dünyada iken lisânıyla dâimâ Allah-u Teàlâ'yı zikreder ve gönlü de mescidlere yâni camilere bağlı bulunurdu. Yâni, kulakları ezân-ı Muhammedîde olmakla beraber, vaktinden evvel camiye gider, ibadetleriyle meşgul olurdu. Aynı zamanda kendisinin bu hayata kavuşmasına sebep olan ve gece gündüz büyütmek için her türlü meşakkatlere göğüs geren, nafakasının te'mini ve istikbalinin güzel olabilmesi için çalışan ana ve babasına karşı kat'iyyen isyan etmez ve onları zerre kadar incitmemeğe gayret ederdi. Üstelik ellerinden gelen her iyilik, ihsan ve atıyyelerle onları taltif etmeği vazife sayardı." diye cevap verildi. (Tergîb Trc. 3/331)

Bunu yapabilen öyle bahtiyar ve mes'ud bir insandır ki, ahiret gününde herkes kendi başının kurtulmasını isterken, o zâkirin her şeyden emin ve nurlara gark olmuş halde, o günkü dehşetli manzarayı makamından seyr etmekte olduğu beyan buyrulmuştur. Zîrâ yüzlerce köle azad etmenizden ve pek çok tasaddukta bulunmanızdan, hattâ altın, gümüş infak etmenizden ve düşmanla karşılaşıp dövüşmenizden ki, siz onların boyunlarını vurursunuz, onlar da sizin boyunlarınızı vururlar; işte bunların hepsinden en hayırlısının zikrullah olduğu bildirilmiştir. Ayrıca, insanları Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin azabından kurtaracak yegâne şeyin yine zikrullah olduğu belirtilmiştir.

İmam Tirmizî'nin beyan ettiği bir hadis-i nebevîde ise, kıyâmet gününde ind-i ilâhîde efdal-i ibâdın kim olacağı sualine karşı;

"--Allah-u Teàlâyı çok çok zikredenlerdir." buyrulmuştur. O zaman;

"--Fî sebîlillah muharib ve mücâhid olan gazilerden de mi hayırlı ve efdaldir?" sualine karşı:

"--Evet, o gazi eğer düşmanla dövüş esnasında kılıncı kırılıp kanlar içinde kalsa dahi, yine zikrullah üstündür. Yâni Allah-u Teàlâ'yı çok zikredenler, bunlardan derece itibarıyle efdal ve a'lâdır." buyurduğu gibi, yataklarında dahi Hakk'ın zikriyle meşgul olan zevât-ı muhteremenin bile yüksek derecelere nâil olacağını bildirmiştir.

Dört şey kimde bulunursa, ona dünya ve ahiretin bütün hayırları verilmiş sayılır:

1. Allah-u Teàlâ'nın verdiği nîmetlere şükür.

2. Allah Celle ve A'lâ Hazretleri'ni dâimâ zikir.

3. İbtilâlara sabır.

4. İffetine ve kocasının malına hıyanet etmeyip, emirlerine itaat eden kadın.

İşte bu esvafı hàiz olan bahtiyarlara, dünya ve ahiret nîmetleri verilmiş demektir. Hem de Allah-u Zül-celâl vel-kemâl Hazretleri'ni zikr edenlerle etmeyenler, ölülerle dirilere benzetilmiştir. Burada Hakk'ı zikreden kimse hayat sahibine, zikirden gàfil olan zavallılar da ölülere teşbih olunmuştur. Hayat sahibinden her zaman faydalanmak nasıl mümkünse, zâkirden de aynı faydanın hasıl olacağı; ölülerden nasıl fayda hasıl olamazsa, zikrullahtan haberi olmayan gàfillerden de böylece bir fayda elde edilemeyeceği ve olamayacağı da pek âşikâr bir şeydir.

Binâen aleyh, insanların çok uyanık olması gerekir. Bu gibi Hak'tan gàfil olan kimselerden bir hayır beklenmesi, zehirden şifa beklemek kadar hatalı bir şeydir. Bu sebeptendir ki, gerek mücahidlerin cihadından, gerekse sàlihlerin namaz, oruç, zekât, hac ve sadakalarından ecirce daha büyük olanı;

Allah'ı çok zikredenler olduğu buyrulmuştur ki, Allah Sübhànehû ve Teàlâ'yı zikredenlerin derecelerinin ne kadar yüce olduğu böylece görülmektedir.

Hattâ bir rivayette:

"Zikrullahtan daha üstün sadaka olmaz." buyrulmuş olmakla, zikrullahla meşguliyetin sadaka dağıtmaktan efdal olduğu da belirtilmiştir.

Çok zikirle meşgul olmayanların, imandan uzak oldukları da ifade buyrulmuştur. (Et-Tergîb, 2/401)

Artık bu beyan olunan hadis-i şeriflerle, insan insaf edip, Hakk'ın zikrini en mühim vazife bilerek, Ehl-i sünnet vel-cemaatten olan bir mürebbî bulmalıdır. Bu mümkün olmazsa, bu eser onun için en güzel bir mürşid ve mürebbi olarak kâfî gelir. Çünkü Allah-u Teàlâ'nın azabından insanları kurtaracak olan şeyin, ancak zikrullah olduğu ayrıca tasrih buyrulmuştur.

Zikrullah Ana Sayfa - Zikrullah Arşiv