|
ÜMMETİN BOZULDUĞU ZAMAN
Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN Rh.A
Esselâmü aleyküm
ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
Aziz ve sevgili
izleyiciler ve dinleyiciler! Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi
üzerinize olsun...
Bu gün bir
arkadaşım, Medine-i Münevvere'de bana güzel bir hadis kitabı hediye
eyledi. Büyük bir alimin yazdığı bir hadis kitabı. Ben oradan (Sevâbül-amelis-sàlihe
inde fesadiz-zaman) "Zamanın bozulduğu sırada iyi ibadet, kulluk,
amel-i salih işlemenin mükafatı" diye bir bölümü size okumak
istiyorum. Üç hadis-i şerif okumak istiyorum.
Tabii zaman,
Allah'ın yarattığı bir varlık. Onun bozulmasından maksat, yâni fesadüz-zaman'dan
maksat; o zaman içinde yaşayan insanların dindarlıklarının bozulması,
davranışlarının bozulması demek. Yoksa zamanda bir şey yok. Zaman
fesada uğradı demek, o zamanda yaşayan insanlar kötü oldular
mânâsına...
İşte böyle
insanların iyi olmaları gerektiği halde, iyi olmayıp da kötü oldukları
zamanlar amel-i salih işlemenin, yâni Allah'ın sevdiği güzel işler
yapmanın sevabını anlatan hadis-i şerifler olacak bunlar.
a. Fitne
Zamanında Güzel Kulluk
Birincisi Ma'kıl
ibn-i Yesâr RA'den rivayet olunmuş ki, Rasûlüllah SAS şöyle
buyurmuşlar:

(El?ibâdetü fil-herci
kehicretin ileyye) "Herc zamanında ibadet, bana hicret gibidir."
Aynı kelimelerle tercümeyi böyle bir çerçeve olarak yapayım, ondan
sonra açıklamasını yapmaya çalışırım.
Bu hadis-i şerifi
Müslim rivayet eylemiş. İmam Müslim hadis alimi, Sahih-i Müslim'in
yazarı.
Herc, re
harfi sükunlu olarak, yâni herec değil, herc. İhtilaf ve
kıtal demek. Yâni karışıklık ve birbirine aykırı hareket etme mânâsına
geliyor. Herc-ü merc diye de Türkçe'de az çok tanıdığımız bir kelime.
(E-ibâdetü fil-herci) "Böyle dini duyguların, dindârâne
yaşantının, ilmin irfanın, hatta toplumun örfünün, adetinin karıştığı
ve fitnelerin zuhur ettiği bir zamanda Allah'a güzel ibadet etmek,
kulluğu güzel yapmak, (kehicretin ileyye) bana hicret etmek
gibidir." diyor Peygamber Efendimiz.
Peygamber SAS
Efendimiz hâl-i hayatındayken, Mekke-i Mükerreme'den Medine-i
Münevvere'ye hicret oldu. Kendisi hicret ettikten sonra, müslümanların
onun etrafında toplanması için hicret etmeleri ayet-i kerimelerde
emrolundu müslümanlara. Böyle hicret etmeyip de kâfirlerin,
müşriklerin sultası, baskısı altında duranların, eğer kendileri güzel
amel işleyememişlerse sorumlu olacakları, hicret edip ibadeti güzel
yapabilecekleri yere gitmeleri tavsiye ediliyordu.
Mekke-i Mükerreme
fetholunduktan sonra da Peygamber Efendimiz: "Artık hicret yoktur.
Bundan sonra madde hicreti, yâni bir şehri bırakıp bir başka yere göç
etmek yoktur. Bundan sonra hicret, mânevî mânâsıyla kötülüklerden,
günahlardan hicret etmek, onları bırakıp iyi şeylere yönelmek olarak
kalmıştır. Maddi olarak hicret yoktur. Çünkü, ne de olsa bir kere
küfrün kalesi de böylece müslümanların eline geçmiş oldu." diye
buyurmuştur Peygamber Efendimiz.
Tabii, tarih
boyunca müslümanların İslâm'ın ilk çıktığı zamandaki sıkıntılarına
benzer, hatta daha şiddetli sıkıntılara uğradıkları zamanlar da
olmuştur. Her devirde oluyor. Tarihin bazı zamanlarında olmuş. O
zaman, sıkıntılı zamanlarda insanın Allah'a kulluğu güzel yapabilmesi
için, Allah'a güzel kulluk yapılmasının engellendiği, baskı altında
olduğu yerden güzel tarafa hicret etmesi yine olur.
Hatta bizim
ülkemizde de Bulgaristan'dan, Yugoslavya'dan gelen kimselere muhacir
deniliyor, muhacirler. Çünkü oralarda artık İslâmî yaşamı zorlaşıyor,
idari baskılar artıyor, ibadetler engelleniyor, günahları işlemeleri
için zorlanıyorlar. Onun için onlar da, "Bizim için önemli olan
ahireti, Allah'ın rızasını kazanmaktır." diye ülkemize geliyorlar,
muhacir oluyorlar.
Demek ki, bizim
yaşadığımız zamanda da olmuş bir olay hicret etmek... Tabii Peygamber
Efendimizin zamanını düşünün! Gözünüzü yumun ve Peygamber Efendimiz'in
bulunduğu şehre gitmeyi düşünün! Oraya hicret etmeyi, Efendimizin
yanında yer almayı, etrafında halkalanmayı düşünün! Ne kadar güzel bir
şey olduğunu düşünün... Buna benzetiyor Peygamber Efendimiz. Böyle
fitneli, karışık zamanda, karışıkların çok olduğu zamanda, kulluğu
güzel yapmanın, Peygamber Efendimiz'e hicret etmek gibi güzel, sevaplı
bir şey olduğunu beyan buyuruyor.
O halde bu hadis-i
şeriften benim çıkarttığım şu oluyor. Demek ki, hayat bir imtihan
olduğu için, müslümanların başına sıkıntılar gelebilir. İşte Keşmir,
işte Balkanlar, işte Kafkasya, işte Kosova, işte Bosna, işte daha
başka diyarlar... Sıkıntılar olabiliyor. Ama sıkıntı ne kadar büyük
olursa olsun, müslümanın Cenâb-ı Hakk'a kulluğunu güzel yapması,
gevşememesi lâzım!
Çünkü hayat bir
imtihandır. Belki sonunda, alın yazısında şehidlik vardır. İmtihanın
nasıl bir şekilde geçeceğini insan bilemez. Bazı yazılar yazılmıştır.
Sıkıntı olabilir ama sıkıntı zamanında dahi, baskı zamanında dahi
İslâm'a sımsıkı sarılmak, ibadetini yapmak, Cenâb-ı Hakk'ın sevdiği
sevaplı işleri işlemek, Cenâb-ı Hakk'ın yasakladığı günahlı işlerden
kaçınmak, bozulmuş topluma uymamak; bozuk toplumun içinde iyi bir
insan olarak yaşamak, Peygamber Efendimiz'e hicret etmek gibi
sevaptır." diye Efendimiz söylemiş.
Allah-u Teàlâ
Hazretleri hepimizi imandan ve İslâm'da, dinde salâbet-ü dineyye
sahibi olmayı, sebat sahibi olmayı nasib eylesin... İmtihanlardan,
fırtınalardan, zelzelerden, çeşitli sıkıntı ve baskılardan dolayı
İslâm'a uymayan, imana yakışmayan, mü'mine yakışmayan işleri yapar
duruma gelmekten, gevşemekten, bozulmaktan, vazifelerini ihmal eden
insan durumuna düşmekten korusun... Kendisine daima, her zaman
rızasına uygun ibadet etmeyi nasib eylesin...
Peygamber
Efendimiz'in tavsiye buyurduğu ve çok kıymetli bir duadır diye
medhettiği bir duası var, hep yapıyoruz.

(Allahümme einnâ
alâ edâi zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetik.) "Yâ Rabbi seni
zikretmekte, ve sana şükretmekte, ve sana güzel kulluk etmekte bize
yardım eyle, tevfikini refik eyle!.." diye dua.
Böyle dua edelim!
Cenâb-ı Hak bizi öyle eylesin... Zikrini, şükrünü yapan, ibadetini
güzel icra eden mü'minlerden eylesin...
b. Sünnete
Sarılmanın Karşılığı
Diğer bir hadis-i
şerif ki, bu ikinci hadis-i şerif. Taberânî rivayet etmiş. Ebû Hüreyre
RA'dan, isnadı kusursuz. Buyuruyor ki Peygamber SAS:

(Men temesseke
min sünnetî inde fesâde ümmeti) Ümmetimin bozulduğu zamanda, benim
sünnetime sıkı sarılan, tutunan, yapışan, ihyâ eden, uygulayan
kimseye, (felehû ecru şehid.) şehid sevabı vardır.
Şimdi tabii şehid
olmak, çok yüksek bir rütbeye ermek demek. Çünkü şehidlere Cenâb-ı Hak
daha kanının ilk damlası yere damladığı zaman, cennetteki makamını
gösteriyor. Cennetlik olacak, ahiretin tehlikelerinden kurtulacak.
Şehid olmak çok güzel.
Ama böyle
savaşmadan, kanı dökülmeden de Cenâb-ı Hak o sevapları veriyor.
Nasıl?.. İşte toplum bozulsa bile, hatta müslümanlar bozulsa bile...
Çünkü imanlarının zayıflaması, ibadetleri bırakmaları ve günahlara,
şeytana, nefse uymaları dolayısıyla, müslümanların da bozulması bahis
konusu olabilir. Allah korusun, Allah etmesin ama, olabiliyor.
Olduğunu şu devirde de görüyoruz.
İşte böyle ümmetin
bozulduğu bir zamanda, Peygamber Efendimizin sünnetine tutunan, onu
tutan, uygulayan kimseye, şehid sevabı veriliyor. Şüphesiz Peygamber
Efendimiz, sözleriyle hareketleriyle, davranışlarıyla bizim için en
güzel nümûnedir. Bakarak kendimizi ayarlayacağımız en güzel insandır.
Tabii, onun sünetine sarılmak insanı kurtarır; dünya ve ahiret
saadetine erdirir.
Bir müslüman için
en önemli ilk nasihat, en önde söylenecek şey; Kur'an-ı Kerim'e
sarılması; ikincisi de, Peygamber Efendimiz'in sünnetine sarılmasıdır.
Çünkü Kur'an-ı Kerim Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin kelâmıdır. Peygamber
Efendimiz'in sünneti de Kur'an-ı Kerim'in hayata uygulanışını bize
gösteren tatbikatlar demektir.
Onun için Kur'an
ehli olmak istiyorsa bir insan, yâni "Ben kur'an-ı seviyorum, Allah'ın
kelâmına uyacağım, hayatımı ona göre sürdüreceğim!" diyorsa, mutlaka
Peygamber Efendimizin sünnet-i seniyyesine sarılması lâzım! Ve bunun
dışında kendisi eğer başka zihniyetler ortaya koyuyorsa, o sünnetten
ayrı fikirler koyma gibi şeylere bid'at deniyor. "Her bid'at
dalâlettir ve dalâleti çıkartan kimse cehennemliktir." diye Peygamber
Efendimiz hadis-i şerifte buyuruyor. "Bid'at ehli cehennemin
köpekleridir." diye de bir şiddetli hadis-i şerif var.
Demek ki müslümanın
sünnete sarılmaktan başka kurtuluş yolu yok! Bir tek yol var, tek
doğru yol varp o da Peygamber Efendimizin sünnetine sarılmak!..
Hakikaten sevgili
izleyiciler ve dinleyiciler, Peygamber Efendimizin sünnetini hadis-i
şerif kitaplarında gördüğünüz zaman, okuduğunuz zaman, izlediğiniz
zaman, öğrendiğiniz zaman, hayatın teferruatlarını bize Peygamber
Efendimiz'in ne kadar güzel öğrettiğini görüyoruz.
Peygamber
Efendimiz'in sünnetine sarılan müslüman, Pakistan'da da olsa,
Hindistan'da da olsa, Malezya'da da olsa, Avrupa'da, Amerika'da da
olsa, dünyanın neresinde olursa olsun iyi müslüman oluyor. Sünnet-i
seniyyeden uzaklaştıkça, bid'atlara bulaştıkça, başka zihniyetlere,
başka akımlara, başka yollara ayağı kaydıkça, adım adım insanlar
kötüleşiyor, gaddarlaşıyor, zalimleşiyor, insafsızlaşıyor. Haram helâl
ayırmaz oluyor. Başkalarının göz yaşından kalbi yumuşamaz oluyor. Sırf
kendisini düşünen insan oluyor. Her türlü kötülük ondan çıkıyor.
Ve her türlü
sıkıntının karşısında nasıl davranmamız gerektiğini de, Peygamber
Efendimiz hadis-i şeriflerinde bize öğretmiş. Çünkü evveli ve ahiri
bilen Cenâb-ı Hak Teàlâ Hazretleri, ona istikbale ait bilgileri de
vermiş. "Ahir zamanda şunlar olacak, şunlar olacak, şu olaylar zuhur
edecek..." diye birçok hadis-i şeriflerde, sahih hadislerde bize
bunları bildirdiğini de hatırlarsınız.
Burada da dikkat
edilirse, ümmetin fesada uğrayacağını da ifade etmiş oluyor Peygamber
Efendimiz. Halbuki bazı hadis-i şeriflerde de sahabe-i kiramı teşvik
ediyordu, teselli ediyordu:
"--Üzülmeyin! Bir
zaman gelecek, siz kisraların saraylarına, Kayserlerin saraylarına
yâni Bizansa, Sâsâni imparatorluğu'na hakim olacaksınız." diyordu.
Ve oldu. Ve hatta
bu bayrak, bu İslâm denizleri aşacak, okyanusların ötesinde
dalgalanacak diye bildirmişti. Oldu, Endülüs'e geçti, Avrupa'ya geçti.
Malta adası, Sicilya adası, İtalya'nın bir kısmı, İsviçre'nin bir
kısmına kadar, Fransa'nın yarısına kadar Avrupa İslâm'la tanıştı.
Arapların fütûhatı devrinde mücahidler oralara kadar gittiler.
Endülüs'te bir İslâm devleti kuruldu. Hâlâ kalıntılarını, saraylarını,
medenî eserlerini ziyaretçiler hayranlıkla izliyorlar.
İslâm her tarafa
yayıldı. Onu da söylüyor Peygamber Efendimiz ama, ondan sonra bir
bozulma olacağını da söylüyor. Bu da Peygamber Efendimiz'in hak
peygamber olduğunun nişânesidir. "Ümmetim ahir zamanda bozulacak!'
diye biliyor. Ümmet bozulacak.
Hakikaten çevremize
bakacak olursak; müslümanım diyen milletlerin çoğunu gezdim, Sudan'a
gittim, Libya'ya gittim, Bosna'ya gittim, Orta Asya ülkelerine gittim,
Pakistan'a gittim, bir çok ülkeleri dolaştım... Türkiye'yi biliyorum,
tabii sizler de biliyorsunuz. Kur'an-ı Kerim'i biliyoruz, Peyfgamber
Efendimiz'in hadis-i şeriflerini biliyoruz, fıkıh kitaplarını
biliyoruz... Nerede tarif edilen müslüman, nerede karşımızda olan,
hal-i hazırda yaşayan insanlar?..
Çok iyi insanlar
var her ülkede, kesinlikle çok temiz insanlar var. Onlar nereden
temizlik almışlar, temiz olarak yaşıyorlar?.. Çok da bozulmuş insanlar
var. Bir müslüman ülke diyorsunuz, bakıyorsunuz, hiç gayrimüslim bir
ülkeden farkı kalmamış!.. Sokakta baktığımız zaman... Tabii ararsanız,
iyi insanların bulunduğu yerlerde, iyi insanları görebiliyorsunuz.
İşte o umumî
bozulmadır, ümmetin fesadıdır. Çünkü umumî olarak iyiydi bir zamanlar.
İslâm hayatın her yerine damgasını vurmuştu. Her şey güzeldi, ahlâk
güzeldi. Şimdi ahlaksızlık tabî karşılanıyor ve çok büyük
ahlâksızlıklar gözler önünde işlenebiliyor. "İşte o zamanda..." diyor
Peygamber Efendimiz, o zamanı, o ilerideki zamanı söyleyerek sünnete
sarılmanın önemini anlatıyor. "Benim sünnetime sarılan kimseye şehid
sevabı vardır." buyuruyor.
Onun için muhterem
kardeşlerim, nerede olursak olalım, toplumumuz ne durumda olursa
olsun; istersek Amerika'da veya Avustralya'da veya Avrupa'da olalım,
nerede olursak olalım, cevremiz nasıl yaşarsa yaşasın, biz Peygamber
SAS Efendimiz'in sünnetine sarılmalıyız!.. Bunun çaresi nedir?.. Sahih
bir hadis kitabını, yâni herkesin baştacı ettiği, öpüp başına koyduğu
bir hadis kitabını almak, okumak; okuduğunu da uygulamaktır. Yâni
bunun tek başına yapılabilecek, en güzel kullanma şekli budur.
Daha güzel şekli:
İslâm'ı güzel bilen ve güzel yaşayan insanlarla bir araya gelip, bir
İslâmî toplum oluşturmaktır. O zaman çok daha rahat olur. Hanımlar,
çocuklar rahat ederler; büyükler rahat ederler. Çünkü beraberlikten
çeşitli faydalar, feyizler, bereketler hâsıl olur.
c. O zaman Sen
Kendine Bak!
Üçüncü hadis-i
şerif, Ebû Ümeyye eş-Şa'bânî (Rh.A)'den rivayet edilmiş, diyor
ki:

(Seeltü ebâ
sa'lebetel-huşeniyye) "Ebû Sa'lebe el-Huşenî'ye ben sordum..."
diyor ismini saydığım bu şahıs: (Yâ ebâ sa'lebeh, keyfe teklü fî
hâzihil-âyeh: Aleyküm enfüseküm) Kur'an-ı Kerim'de bir ayet-i
kerimenin parçası:

(Aleyküm
enfüseküm lâ yedurruküm men dalle izehtedeytüm) "Siz kendi
nefsinize dikkat edin, kendinize bakın! Siz hidayet üzere olursanız,
sapık olan insanlar size zarar veremezler." buyruluyor. Bu ayet-i
kerimeyi soruyor Ebû Sa'lebe'ye, Ebû Ümeyye isimli şahıs: "Bu ayet-i
kerimeyi nasıl izah edersin? Ne demek bu?" diye soruyor.
O da cevap vermiş
ki: (Kemâ vallàhi lekad seelte anhâ habîran) "Allah'a yemin
olsun ki sen bu soruyu bu konuyu bilen bir kimseye sormuş bulundun."
demiş.
Demek ki, kendisi
bunu biliyormuş. Nerden biliyormuş, anlatıyor:
(Seeltü anhâ
Rasûlullah SAS) "Ben de bunu Peygamber Efendimiz'e, 'Bu
(aleyküm enfüseküm) ne demek?' diye sormuştum. O cevabını
vermişti. Sen de bana sordun. Bu konuyu bilen bir kimseye sormuş oldun
vallàhi." diye böyle bir kuvvetli uslûbla anlatmış.
Peygamber
Efendimiz'in şöyle buyurduğunu naklediyor bu sahabi, Ebû Sa'lebe el-Huşenî:
(İ'temirû bil-ma'rûfi
ventehû anil-münkeri hattâ izâ raeyte: Şuhhan mutàan, ve heven
müttebean, ve dünya mü'sereten, ve i'câbe külli zî re'yin bire'yihî;
ve aleyke binefsike veda' ankel-avâm. Feinne min verâiküm eyyâmen
essiabiru fîhinne mislül-kàbıdı alel-cemri, lil-àmili fîhinne mislü
ecri hamsîne racülen ya'melûne misle amelihî.)
Peygamber
Efendimiz'in sözü burada bitiyor. Peygamber Efendimiz'in bu sözlerini
İbn-i Mâce ve Tirmizî rivayet etmişler, hadis-i hasen demişler. Ebû
Dâvud da --o da büyük bir hadis alimi-- biraz daha bir ilâve ile
açıklama yapmış:

(Kîle: Yâ
Rasûlallah! Ecrü hamsîne racülen minnâ ev minhüm) "Yâ Rasûlallah
bizden elli adam mı, onlardan mı?"
(Kàle: Bel ecru
hamsîne minküm) buyurmuş.
Şimdi bu hadis-i
şerifi açıklayalım. Ana çerçeveyi böyle başı sonu belli olsun diye
söyledikten sonra açıklamaya geçelim:
Peygamber Efendimiz
ne buyurmuş?
(İ'temirû bil-ma'rûf)
"Aklın ve şeriatin güzel ve doğru bulduğu, ma'ruf denilen işleri
emredin, emr-i ma'ruf yapın! (Ventehû anil-münker) Aklın ve
şeriatin çirkin, kötü olarak değerlendirdiği çirkin olan, kötü olan
şeyleri nehyedin, yaptırtmayın!"
Yâni ölçeğe göre
çirkin ve kötü? Akla göre kötü, dinimize göre kötü olan. Çünkü bizim
dinimize göre kötü olan, bir gayr-i müslimin ülkesinde tabii
karşılanabilir ama bizde kötü. Yâni bir kâfire göre tabii
karşılanabilir, ama mü'mine göre yanlış. Onun için: "Akla ve İslâm'a
göre güzel olan şeyi emredin, akla ve islâma aykırı olan şeyi de
engelleyin, 'Yapmayın!' diye yaptırtmayın. Emr-i ma'ruf, nehy-i münker
yapın." demek yâni.
(Hattâ izâ
raeyte şuhhan mutâan) "Peşine takılıp gidilen bir cimriliği;
(ve heven müttebean) ve nefsin hevâsına uymayı, (ve dünya
mü'sereten) ahiret bırakılıp da, dünyanın tercih edilmesini
görünceye kadar."
Şimdi burda hattâ
edatı, şu oluncaya kadar demek. Yâni bunları görünceye kadar:
(Ve i'câbe külli
zî re'yin bire'yihî) "Her akıl sahibinin, fikir sahibinin, oy ve
görüş sahibinin kendi oyunu beğendiği zamana kadar emr-i ma'ruf,
nehy-i münker yapın."
Nasıl emr-i ma'ruf,
nehy-i münker yapacak insan?.. Konuyu bilecek, "Allah-u Teàlâ
Hazretleri Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor, Peygamber Efendimiz
hadis-i şerifinde böyle buyuruyor." diyecek ama; toplum bozuldu,
cimrilik var, herkes hevâ-i nefsine uyuyor, ahiret unutulmuş, dünya
tercih ediliyor ve herkes kendi fikrini beğeniyor, "Benim görüşüm
doğru..." diyor. O zaman artık sen ayet okusan, hadis okusan adam
ayeti, hadisi kabul etmiyor ki, yâni onlara uymaya niyeti yok ki... "O
durumu görünceye kadar emr-i ma'ruf, nehy-i münker yap!" buyurmuş
Peygamber Efendimiz muhatabına.
"Ama bu durumu
gördüğün zaman, (fealeyke binefsike) o zaman sen kendine bak.
Yâni başkalarına emr-i ma'ruf, nehy-i münker yapıyorsun,
dinlemiyorlar, burunlarının doğrusuna gidiyorlar, İslâm'a aykırı işler
yapıyorlar. O zaman sen kendine bak, kendine hâkim ol. (Ve da'
ankel-avâm) Avâmı artık terk et. Söyledin, dinlemediler; sen
vazifeni yaptın.
(Feinne min
verâiküm eyyâmen) Çünkü sizin arkanızda öyle günler vardır ki,
(essàbiru fîhinne mislül-kàbıdı alel-cemri) o zaman sabredenler,
İslâm'a sarılanlar sanki ellerine kor ateşi tutmuş gibi olacaklar."
Yâni eli yanar ateşi tuttuğu zaman. İşte öyle sabır günleri gelecek
ki. İslâm'a tutunanlar eline ateş tutmuş gibi, avucunun içi yandığı
gibi, cayır cayır yanacak. Yâni müslüman olmak, müslümanca yaşamak zor
olacak.
(Lil-âmili
fîhinne) "O günlerde İslâm'ı uygulayan, ibadetlerini yapan
kimseye, (mislü ecri hamsîne racülen) elli adamın ecrinin
karşılığı verilir." Yâni bir kişiye elli kişinin sevabının karşılğı
veriliyor. Kendi amelini yapan daha elli insan varmış gibi, hepsinin
yaptığı sevaplar kadar sevap veriliyor.
Demek ki, o sabır
günlerinde, zor günlerde böyle ibadet ve taati yapan kimselere, elli
kişilik sevap veriliyor.
Şimdi o ilaveye
gelelim, Ebû Dâvud (Rh.A)'deki, ilâveye gelelim:
(Kìle: Yâ
Rasûlallah! Ecrü hamsîne racülen minnâ ev minhum) Bu sözleri
duyunca sahabe-i kiram, Peygamber Efendimiz'e sordular:
"--Biz sahabelerin
içinden elli adam ecir kadar mı ecir verilir; yoksa o devirdeki, o
insanların elli tanesinin sevabı gibi mi sevap verilecek?" diye
sormuşlar.
Tabii sahabe
nedir?..

RE. 280/5
(Hayrul-kurûnî karnî) "Devirlerin en hayırlısı benim asr-ı
saâdetimdir ve beniimle beraber olan insanlardır, yânî sahabedir. (Sümmellezîne
yelûnehüm) Sonra onlardan sonra gelenlerdir, yâni tâbiîndir. (Sümmellezîne
yelûnehüm) Sonra onlardan sonra gelenlerdir, yâni tebe-i
tâbiîndir." buyrulmuştur.
Hadis-i şeriflerde
bu kesin. Yâni asr-ı saadetin müslümanları en kıymetli insanlardır.
Hiçbir kimse onların derecesine yükselemez. Çünkü onlar Peygamber
Efendimiz'i yüz yüze gördüler, dünya gözüyle gördüler, sohbetlerini
dinlediler, öyle feyz aldılar. Onlar kıymetli.
"--Biz sahabelerden
elli kişi mi yâ Rasûlallah? Yoksa o devirdeki o insanlardan, o
müslümanlardan elli kişi mi?.." diye sorunca, Peygamber Efendimiz
buyurmuş ki: (Bel ecru hamsîne minküm)
"--Hayır, sizin
öteki söylediğiniz gibi değil! Aksine sizden elli, sahabeden elli
adamın sevabı kadar sevap verilecek." diye Peygamber Efendimiz
müjdelemiş.
Demek ki, aziz ve
sevgili kardeşlerim! Müslümanlar bulundukları ülkede, inandıklarından
dolayı sıkıntıya uğrarlarsa, sabredecekler. Fitne, fesad, aksine
propaganda, reklam, şeytanî şaşırtmacalar, kışkırtmacalar, veyahut
çevredeki herkesin böyle dünyaya dalması karşısında şaşırıp da,
"Herkes yaparken bir elin aptalı ben miyim?" deyip, onlara
kapılmayacak. Yâni toplumun akışına kendisini kaptırmayacak
müslüman... Kur'an-ı Kerim'e sarılacak, Peygamber SAS Efendimiz'i
sünnet-i seniyyesine sarılacak, öyle yaşayacak!
O zaman, öyle
yaşadığı zaman, bir kişiye sahabeden elli kişinin sevabı kadar sevap
veriliyor. Öyle yaşadığı zaman, Peygamber Efendimiz'in etrafına hicret
etmiş insan gibi sevap kazanıyor. Öyle yaşadığı zaman şehid olmuş,
kanını, canını Allah yoluna feda etmiş insan gibi sevap kazanıyor.
O halde ne yapmamız
lâzım?.. Bu güzel hadis-i şerifler bir bakıma müjde, bir bakıma bize
yol gösteren hadis-i şerifler. Bu hadis-i şerifleri duyduktan sonra ne
yapmamız gerekiyor?.. Tabii, İslâm'ı güzel öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü
Allah-u Teàlâ Hazretleri, İslâm'ı bize en büyük nimet olarak gönderdi.
İslâm olmasaydı işte diğer toplumlar gibi, dünyanın başka ilkel
kabileleri, vahşiler, kötü adetleri yapan, uygulayan hayret ettiğimiz,
uzak durduğumuz milletleri var, onlar gibi olabilirdik.
İslâm büyük nimet
ve Peygamber Efendimiz'in gelmesi mü'minler için rahmettir. Peygamber
Efendimiz'in Mescid-i Saadet'inde şöyle mihraba yakın yerde yazılmış
ki, Peygamber Efendimiz'in isimlerinden birisi de Rahmetün lil-mü'minîn,
yâni mü'minlere rahmettir.
İslâm mü'minler
için rahmettir. Kur'an-ı Kerim bizler için rahmettir. Peygamber
Efendimiz SAS bizzat, bizler için rahmettir. Biz o rahmetlere,
nimetlere mazhar olmuş insanlar olarak ne yapmalıyız?..
Kur'an-ı Kerim'i
öğrenmeliyiz, Peygamber Efendimiz'i tanımalıyız, hadis-i şeriflerini
öğrenmeliyiz ve böylece Allah'ın insanı nasıl sevdiğini; nasıl
düşünüp, nasıl davranan insanı sevdiğini doğru olarak algılamalıyız.
Çünkü bu devirde, işte fikirlerin çoğaldığı devir. Herkesin kendini
beğendiği, kendisini doğru sandığı devir. Herkes başkalarını da o
tarafa çekmeye çalışıyor. Ama basiretli bir insan, bilge bir insan,
bilgin bir insan yanlış olduğunu çok açık olarak görüyor uzaktan.
"Yanlış yapıyor bunlar." diyor ama söz dinletemiyor.
O halde biz ne
yapacağız?.. Kur'an-ı Kerim'i bu günden itibaren, bu sözleri
duyduğumuz günden itibaren daha iyi bir öğrenmeye gayret edeceğiz!
Peygamber SAS Efendimiz'in hadis-i şeriflerini daha bir uygulamak aşkı
ve şevkiyle, dikkatle dinleyeceğiz, okuyacağız ve hayatımıza
uygulayacağız! Allah'ın sevdiği, sàlih, hàlis, muhlis, âbid, zâhid,
âşık, sàdık bir kul olmaya gayret edeceğiz.
Böyle yaşayacağız
ki hayat imtihandır. Böyle yaşayıp Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna vardığımız
zaman, sevenin sevdiğine kavuştuğu gibi bir kavuşma günü olsun, şeb-i
arus olsun... Tabii Cenâb-ı Hak kendisini seveni sever. Kendisinin
rızasını düşünenden râzı olur. Kendisinin rahmetini umanı, rahmetine
erdirir. Kendisinden cenneti isteyeni, cennete sokar. Kendisinden
cehenneme atılmaktan sığınanı, atılmamayı isteyeni de cehennemden
korur. Hadis-i şeriflerde bu müjdeler verilmiş.
Allah-u Teàlâ
Hazretleri bizi cehenneminden, kahrından, gazabından, azabından,
ikàbından, uzak eylesin... Rahmetine erdirdiği, sevdiği, râzı olduğu
kulların zümresine dâhil eylesin... Hem sâlih insanlar olarak
yaşayalım, bir... Hem de bundan daha güzel bir rütbe var; muslih insan
olalım! Yâni başkalarını da islâh etmek için, başkalarını da doğru
yola getirmek için, başkaları da sâlih insan olsun diye çalışmak... O
daha yüksek bir mertebedir.
Yâni daha cevval,
daha faal olalım, İslâm'a daha çok hizmet edelim!.. Önümüzdeki günler,
önümüzdeki çağlar inşaallah, İslâm çağıdır. İslâm'ı insanlara götüren
insanlardan birisi de biz olalım, o sevapları biz alalım!..
Allah-u Teàlâ
Hazretleri, gayretinizi, aşkınızı, şevkinizi ziyade eylesin... Sevdiği
şekilde yaşamanızı nasib eylesin... Sevdiği işleri yapmanızı nasib
eylesin... Hayırlı uzun ömürlerle muammer eylesin... Ahirete irtihâl
ettiğiniz, göçtüğünüz zaman cennetlik eylesin... Arkanızda da sevap
kazanmanızı devam ettiren hayırlı evlâtlar, hayırlı eserler, hayırlı
müesseseler, hayrât u hasenât bırakmayı nasib eylesin... Cümlenizi
rıdvân-ı ekberine vâsıl eylesin...
Aziz ve sevgili
izleyiciler ve dinleyiciler, esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve
berekâtuhû!..
25. 08. 2000 -
Medine
|