Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan Rh.A
Bizdeki gizli
"Zinde Kuvvetler"in, Batı'yı iyi tanıdıkları ve zihniyetinin künhüne
tam vakıf oldukları kanaatinde değilim. Hem Ortaşark'ın, hem bizim hem
de Batı'nın tarihini, kültürünü, sosyal müesseselerini doğru dürüst
bilmiyor, bazı anlaşmalarda feci şekilde aldanıyor, aldatılıyor ve
milleti de yanlış yola sürüklüyorlar.
İkinci Meşrutiyet
Meb'usan Meclisi ve A'yan Meclisi Reisi Ahmet Rıza Bey'in (1858-1930)
yazdığı "La Faillite Morale de la Politique Occidentale en Orient"
adlı eserinin tercümesini (Batının Doğu Politikasının Ahlâken İflâsı),
Fransızca aslından tercüme eden muhterem Ziyad Ebuzziya Beyefendi
bendenize göndermek lûtfunda bulunmuş; inceledim, kısmen okudum, bazı
pasajlarını bu yazımda okuyucularıma arz edeceğim.
Müellif AHmet Rıza
Bey bu eserinde, Hristiyan Batının, İslâmiyetin çıkışından beri
İslâmla ve müslümanlarla ilgili herşeye karşı yürüttüğü korkunç kin ve
nefreti, iğrenç entrika ve karalamayı, asılsız propoganda ve yalanı,
şeytanî tavır gösterdiği müthiş taassup ve inkarı sadece Avrupalı
vehristiyan yazarların beyanlarına dayanarak ortaya dökmüş; misalleri
kendi adamlarından ve itimat ettikleri kaynaklardan vermiş ki
okuyanların itiraza mecali kalmasın.
253. sayfada da
tarihte Batılıların yaptıkları bazı büyük katliamların indeksi yer
alıyor:
Afrika
siyahilerine, Amerika Kızılderelilerine, Amazon yerlilerine, Enda,
Türklere, Yahudilere, Güney Fransa halkına, İsviçre Vaud halkına,
Sicilya halkına, Vitry Şehrine, Kudüs halkına, Tuna boylarındaki
yahudi ve hristiyan halklara, protestanlara, falcı, büyücü diye
suçladıkları insanlara, âlimlere... yapılan katliamlar; müslüman
eserleri ve camileri tahripleri, Meksika'da insan avı eğlenceleri (!)
ve münferit mezalim... gibi . Bunların incelenmesinden anlaşılıyor ki
Batı insanında kiliseye dayanan, papazlardan kaynaklanan, dini
duygular kışkırtılarak siyasete âlet edilen müthiş ve vahim bir
gaddarlık, hunharlık, insafsızlık, merhamatsizlik, kâtillik ve
haydutluk damarı vardır.luk damarı vardır.
Tarihten örnekler:
İlk haçlı orduları
Avrupa'dan Anadolu'ya doğru gelirken, yolları üzerindeki Tuna vadisi,
Macaristan, Bulgaristan ovalarındaki şehirler, ahalileri hristiyan
olduğu halde, yağma edip yakıp yıkmışlar, rastladıkları yahudileri
merhametsizce ve korkunç işkencelerle boğazlamışlar. Anadolu'da daha
korkunç vahşet göstermiş. İİmparator Alexis Kommen'in kızı Anna
Kommen'in görgü ve beyanına göre "en büyük eğlencelerinden biri,
rastladıkları müslüman çocukları öldürmek, kızartmak ve yemek" imiş.
İngiliz tarihçisi Mills de (S.183), haçlıların insan eti yediklerini
doğruluyor. "Antakya'da Fransız Bohemoud (1055-1111), birkaç Türk
esiri boğazlattı, herkesin gözü önünde kızarttı, sonra seyredenlere,
buralara bu iştahını tatmin etmek için geldiğini söyledi."
Haçlılar Firuz adlı
bir ermeninin hıyanetinden faydalanarak Antakya Kalesine girdiler,
şehire dalınca 10.000 Türk'ü boğazladılar ve bütün camileri yaktılar.
Papaz Lemo İne olayı şöyle anlatıyor:
"Bizimkiler
sokakları dolaşıyor, rastladıkları çocuklarla ihtiyarları paramparça
ediyorlardı, ancak o gün herkes boğazlanamadı, bizimkiler geri
kalanları ertesi gün kestiler."
Sonra ordu Kudüs'e
vardı, 4 gün muhasaradan sonra kadın, çoçuk dahil tüm müslüman ahali
(70.000 kişi) kılıçtan geçirildi. Hz. Ömer camiine siğınmış 10.000
müslüman da katledildi, katliam 8 gün sürdü, başka mezhepten olan pek
çok hristiyan da katl edildi. Tarihçi Fuller; İkinci Kudüs
katliamının, ani bir tevekkür ve heyecan neticesinde değil önceden
düşünülüp hazırlanmış bir plan gereği yapıldığını, çocuklar, bebekler,
zayıflar ve kadınların bile boğazlandığını beyan eder. Haçlı reisleri
savaşta yaptıkları akdi ve verdikleri sözü de tutmuyorlardı. Mesela
İngiliz kralı Richard (1157-1199) silahsız insanların boğazlanıp
denize atılmasını emretmiş, hayatlarını bağışlayacağına söz verdiği
3000 kişiyi de katlettirmişti.
* * *
Kitaptaki sayısız
misaller günümüzdeki Bosna-Hersek katliamlarının Kafkas ve Orta Asya
olaylarının, Dünyanın her yerindeki müslüman kıyımlarının kökenlerini
bize bütün açıklık ve çıplaklığıyla gösteriyor.
O halde ne
yapmalıyız?
Önce düşmanı çok
iyi tanımalı, gevşememeli, palavra propagandalara, sinsi politikalara
ve şeytanî entrikalara aldanmamalıyız.
Hemen ve derhal, bu
gibi zulümlerin bir daha tekerrürüne imkan vermeyecek her türlü
tedbiri almalı, her türlü plan, proje, silah, araç ve gereç tedarikini
(en gelişmiş ve mükemmel cinsden), mutlaka ve muhakkak yapmalıyız. Hem
ferden, hem grup olarak, hem de devlet ve milletçe...
Bütün müslümanlar,
dünyanın her yerinde, her türlü ihtilaf ve tefrikayı bırakıp
birleşmeli, her cihetten maslum müslümanların imdadına vakit
kaybetmeden yetişmelidir. Aksi takdirde dığer müslümanların başına da
aynı müthiş mezalimin gelebiliceği, onların topraklarının da Bosna-Hersek'e
dönebileceği asla unutulmamalıdır.