Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan Rh.A
Tatil safası ve
deniz sahili tutkusu bugün çok yaygın ve çok kuvvetli bir moda olarak
görünüyor. Bu tehlikeli akıma karşı çıkabilmek, onun pençesinden
yakayı sıyırmak, paçayı kurtarmak pek kolay bir iş değildir. Bir çok
aile geçim sıkıntısı içinde çırpınır, kira belasını defetmeye
çalışırken, diğer bir kısım insanların ise deniz kenarlarında senede
sadece bir iki ay kullanabildikleri ikinci villaları, köşkleri,
apartman daireleri vardır. Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz'in
yağmalanan kıyılarında böyle fuzulî yazlıklar, ölü yatırımlar
yığılıdır; binlerce sahil sitesi, tatil evi yapılmış ve halen
yapılmaktadır. Büyük şehirlerin entellektüelleri, zenginleri,
memurları, orta halli esnaf yaz oldu mu oralara yığılır; mali durumu
biraz daha aşağı olanlar çadırlar kurar, kamplarda eğlenirler.
Bu yeni tip yaşantı
ve özentinin dini duygularımız, sosyal yapımız, aile bağlarımız, çocuk
eğitimimiz... bakımından fevkalâde büyük tahribatı olduğu artık iyice
ortaya çıkmış bulunuyor. Yüksek tirajlı bir gazetenin 3 Ağustos Pazar
ilavesinde, "yaz aşkları" bahis konusu edilmiş, evli olup tatil
dolayısıyla "yaz bekarı" kalanların "küçük" kaçamakları.. vs.
anlatılmış. Bir yerde aynen şöyle deniliyor:
"Tatile çıkma
olanağı bulunan her on öğrenciden dokuzu yazın âşık oluyormuş.. Evet..
hem de kamplarda, küçük turlarda ailelerinden koparabildikleri
izinlerle gittikleri güney sahillerinde.. Gençler için yaz aşkları pek
sıkça yaşanılan bir olay. Sınıftaki kızdan, kantindeki delikanlıdan,
komşusunun oğlundan daha romantik oluyormuş yaz aşkları. Kim bilir
belki güneşten, belki mehtaptan, belki de diskoda çalan efsunlu
şarkıdan.."
Bu satırlar bizim
parmak bastığımız nokta için bir felaket belgesi niteliğindedir.
Nitekim geçenlerde geçmiş -olsun ziyaretine gittiğim güngörmüş,
dünyayı gezmiş, başarılı iş adamı ve fabrikatör dostum, İstanbul-
Tekirdağ arası sahil yazlıklarına bu sene rağbetin üçtebir nisbetinde
azaldığını söyledi. Gazete haberlerinde, Ege ve Akdeniz'de de umulan
tursit akımının tahakkuk etmediği ve rağbette bariz bir düşük olduğu
anlaşılıyor. Ben sebebini sordum. Dostum, yazlık sahibi bazı aile
reisleriyle görüşmüş; onlar, ailelerinin ve çocuklarının ahlâk
bakımından bozulduklarını, zevek ve eğlence peşinde koşan, havai ve
asi kişiler haline geldiklerini; hatta bazılarının uyuşturucu madde
kullanmaya bile müptela olduklarını... söyleyerek şikayetlenmişler. Bu
yüzden bazı aile reisleri deniz kenarlarındaki mülklerini satmaya bile
yönelmişler...
Bendeniz bir din ve
ilim adamı olarak bu haberden ve şahsen de müşahede ettiğim bazı
durumlardan dolayı fevkalâde üzüldüm ve endişelendim. İşin sonu acaba
nereye varacak? Anlaşılan bu durum üzerinde dikkat ve titizlikle
durmak ve çareler aramak gerekiyor.
Tatilin yeri ve
geçiriliş şekli üzerinde örf ve ananemize, din ve ahlakımıza uygun
başka çözüm yollarını mutlaka bulmalı ve bunları halkımıza anlatıp,
benimsetebilmeliyiz. Deniz kenarı çıplaklık ve çılgınlıklarının önüne
muhakkak geçebilmeli veya ailemizi onlardan uzak tutabilmeliyiz.
Yoksa, nefsin hileleri, şeytanın oyun ve tuzakları, plajın,
çıplaklığın, zevkperestliğin, epikür felsefesinin, seksin.. ejderhası
ruh yapımızı, aile düzenimizi, milli bünyemizi, sinsi bir hastalık
gibi kemirip, çökertebilecektir.
Sevgili okuyucular!
Bundan sonra sizler de tatili geçirme tarzınız üzerinde iyi düşününüz!
Bu konudaki doğru seçim, Türkiye genelinde büyük hayırlı sonuçlar
doğurabilir. Herkes zevke koşarken siz hizmete koşun. Elinizdeki
serbest zamanı ailenizin tüm fertleri için dünya ve ahirette mutluluk
getirecek tarzda iyi değerlendirin. Özellikle ilim ve irfanınızı
artırmaya çalışın; halkımızın hayırı ve mutluluğunu amaçlayın;
bilhassa tebliğ ve irşada, cihad ve ilâ-yı kelimetullaha önem ve
öncelik verin ki topluca felaha erelim.