Mehmed Zâhid KOTKU Rh.A Hazretleri
Zikrin terkinden
sakınmanın lüzumu hakkında şunları söylemişlerdir:
Cenâb-ı Vâcibül-vücûd
ve Tekaddes Hazretleri, kulunun bir taraftan zikrini çok yapmasını
emrederken, (Yâ eyyühellezîne âmenüzkürullàhe zikran kesîrâ)
[Ey iman edenler, Allah'ı çok çok zikredin!] derken; diğer taraftan az
zikretmenin zararını ve münâfıklık alâmeti olduğunu bildirir:
(Ve lâ
yezkürûnallàhe illâ kalîlâ) "Münafıklar Allah'ı ancak azıcık
zikrederler." buyrulmuştur. Bu ayet gàfillerden olmamayı emreder ve
münafıkları zemmile, az zikredenlerin onlar olduğunu beyan eder.
Efendimiz SAS
Hazretleri de buyurur ki:
"--Hiçbir kavim
yoktur ki, bulundukları meclisten Allah-u Teàlâ'nın zikrini yapmadan
kalkarlarsa..." Oturuyorlar, muhabbet ediyorlar ve dağılıyorlar.
"Muhakkak o meclisten, kıyamet gününde bir merkep cîfesinden kalkmış
insanlar gibi olarak kalkarlar."
Onun için, bizim
bir duamız vardır:
(Sübhàneke
allàhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike
lek, estağfiruke ve etûbü ileyk.) (1)
(1)[Yâ Rabbi, seni
hamdinle tesbih ederim, senden başka hiçbir ilâh olmadığına şehadet
ederim; senden mağfiret taleb eder ve sana dönerim.] (Et-Tergîb,
2/411)
Bunu meclislerden
kalkınca okumanın lüzumunu, Peygamberimiz SAS bildirmiştir. Çünkü
meclislerde bazı boş laflar da konuşmuş oluruz, bazı günah sözler de
kaçırmış oluruz. Bu istiğfar ve tesbih ile onları silmiş oluruz.
Zikrullahsız
meclisin, kıyamet gününde onlar için hüsran olacağını Ebû Dâvud ve
Hâkim sahihlerinde zikretmişlerdir.
Ebû Hüreyre RA'ın
şu rivâyeti de şâyân-ı dikkattir:
"--Bir cemaat bir
mecliste oturur da, orada zikrullah olmazsa veyâ Rasûlüllah
Efendimiz'e salavât-ı şerîfe getirilmezse, o meclis oturan o kimseler
için ancak noksanlık, hüsran ve nedâmet olur." buyrulmuş.
Hattâ ehl-i
cennetin bile tahassürleri, gussaları, nedâmet ve pişmanlıklarından
biri de, dâr-ı dünyada iken zikirsiz geçirdikleri saatler ve zamanlar
olacağı da ayrıca bildirilmiştir.
Sehl Hazretleri der
ki:
"--Bu kadar
nîmetleri veren Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin zikrini terk etmekten
daha kötü, kabih, fena bir ma'siyet bilmiyorum, tasavvur da edemem."
Bu zatın sözüne
göre en büyük ma'sıyet, Allah-u Teàlâ'nın zikrinden mahrum olmaktır.
Dillere zikrullahın zor ve ağır gelmesinin, münâfık alâmeti olduğunu
bildirerek;
"--Derhal tevbe et,
tazarru ve niyâz eyle ki, Allah-u Teàlâ zikrini sana hafif ve kolay
eylesin; ve sana tevfîk u hidâyet eylesin!" buyurmuştur.
Onun için àkil
kimseye lâyık olan, Hakk'ın zikriyle kalbini uyandırmak ve mü'minler
sıfatıyla sıfatlanmaktır. Cenâb-ı Hakk'ın zemmettiği münafıklardan
ayrılıp, medh ü senâ buyurduğu mü'minlerden olmağa sa'y ü gayret
göstermesi lâzımdır. Saadet ve selâmet ancak bundadır. Çünkü Hak
Sübhânehû ve Teàlâ'nın zikriyle zâkir olan kul, öyle bir feyz-i
ilâhîyyeye ve lütf u ihsâna mazhar olur ki, onu tarife imkânımız
yoktur. Hele bütün a'zâ ve zerrelerin bu zikrullahtan lezzet almağa
başladığı vakitler yok mu; artık o adamın gözüne hiçbir şeyler
görünmez, vesselâm.
Cenâb-ı Hak
cümlemizi, Hakk'ı candan ve ihlâsla zikreden, àşıkîn ve müflihîn
zümresine ilhak buyursun...