Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN Rh.A
Duygulu ve şuurlu müslümanlar kahroluyor, kan ağlıyor: Her gün yeni
bir kara haber, her gün ayrı bir vahşet, her gün başka bir hunharlık,
değişik bir cânilik ve gaddarlık... Kâh Bosna Hersek'ten, kâh Kafkasya
ve Karabağ'dan, kâh daha başka bir yer ve ülkeden.....
Hedef hep İslâm ülkeleri, mağdurlar hep müslüman... Gizli bir şer
merkezi daimi müslümanların başına çorap örmekle meşgul.... Medenî ve
insanî standartlar sanki hiç yok; sanki uygar 20. yüzyılda değil de,
taş devrinde, mağara ve orman çağında yapışıyoruz!! Hani Evrensel
İnsan Hakları, hani beynelmilel medenî anlaşmalar, hani insaf,
merhamet, adalet, uygarlık, sevgi, eşitlik, kardeşlik?!!
Camiler, minareler, kütüphaneler, tarihî kıymetli eserler....
Barbarca, pervasızca topa tutuluyor. İslam medeniyetinin ve varlığının
tüm izleri kazınmağa çalışılıyor; müslümanlar, kelle başı bilmem kaç
mark hesabıyla avlanıp öldürülüyor; masum ve müdafaasız halk esir
kamplarına toplanmış, vahşî bir zevk ve iğrenç bir kin uğruna müthiş
bir gaddarlıkla katlediliyor; cesetler sokaklarda çürüyor; Drina
nehrinden hergün ortalama 20 müslüman cesedi çıkarıyorlar; gözler
önünde adi ve şenî tecavüzler yapıyorlar; evler, camiler, mülkler,
eşyalar, mallar yağmalanıyor, beynelmilel hukukla tespitli topraklar
gasp ve taksim ediliyor....
Ciddi bir ses, sağlam bir önlem, etkili bir karşı hareket, doyurucu
bir yardım yok. Hani medeni insanlar, hani öbür ülkelerdeki
milyonlarca müslümanlar, hani bunca İslam ülkeleri, şu kadar İslami
teşkilat, hani hamiyyet, hani mürüvvet, hani dindaşlik, hani
kardeşlik?!!
Cânîler ve onları teşvik edenler, veya göz yumanlar, gizli aşikâr
destek verenler, akıl öğretenler, taktik kuranlar, strateji çizenler,
yetkili ve sorumlu idareciler, güçlü devletler, beynelmilel çok uluslu
kuruluşlar, dünyayı ahtapot gibi saran teşkilatlar...20.yüzyılın sözde
çağdaş insanlar...Meğer Afrika yamyamları ve Amazon yerlilerinden hiç
de aşağı değillermiş, hattâ, zalim, daha duygusuz, daha gayrı medeni,
daha yabani, daha zalim, daha duygusuz, daha vahşî imişler... İnsanlık
ilk çağlardan bu yana bir arpa boyu ilerleyememiş!
* * *
Ah, Osmanlı idaresi!
Osmanlılar bu topraklara sahip iken, bu zalim heriflerin cedlerine
nasıl adaletle muamele etmişlerdi halbuki!
500-600 yıl bunları tam bir can ve mal emniyeti, din ve kültür
hürriyet ile huzur ve rahat içinde idare ettiler; idareci tayin
ettiler, saraya aldılar, yönetime kattılar, dinlerine-kiliselerine
serbestlik verdiler, yaşayışlarına müdahale etmediler, ırzlarına yan
bakmadılar, mallarını gasp etmediler, bağlarından üzüm koparsalar
parasını dalına bağladılar, komşu diye bağırlarına bastılar; paşa,
vezir ve komutan yaptılar, iç ve dış işlerinde görevlendirdiler,
beldelerini imar ettiler, halklarına ilim ve irfan götürdüler,
medeniyet ve insaniyeti tattırdılar.
Eğer bunların şimdi sahip oldukları duygulara sahip olsalardı,
şimdi bunları yaptığı gibi yapsalardı, hepsini toptan imha ederlerdi.
Başka ülkelere kovarlardı. Balkanlarda başka ırk, din ve milliyet ve
medeniyet bırakmaz, kazıyıp, kökleyip yok ederlerdi. Ama öyle
yapmadılar, insanî, medenî ve İslamî davrandılar. Hattâ başka
ülkelerde zulme uğrayanlara bile kucak açtılar, gemilerle ülkelerine
taşıdılar, katliamdan kurtardılar, Devlet-i aliye'de misafir ettiler.
Çünkü yapmacıksız hakikî medenî, doğuştan temiz kalpli, merhametli ve
asaletli kimselerdi.
Ama daima iyilik yaptılar kemlik gördüler, hayır işlediler hıyanete
uğradılar. Besledikleri azınlıklar, zayıf zamanlarını kolladı, münasip
fırsatı yakalayınca hainlik ve nankörlük ettiler; akla-hayale,
insanlığa, dine, insafa sığmaz vahşet, denâet ve şenâet gösterdi;
daima, her yerde korkunç katliâmlar sergiledi: Girit'te, Mora'da,
Makedonya'da, Bulgaristan'da, Kırım'da, Tuna'da, Kıbrıs'ta,
Kafkaslar'da, hattâ Anadolu'da...
Tarih bizim asilliğimize, medenîliğimize, insaf, adalet ve
merhametimize, âlîcenablığımıza, iyi idaremize,
insan-hayvan-çevre--Hak ve hakikat sevgimize, güzel ve yumuşak
huyluluğumuza ve hattâ saflığımıza ve safîliğimize şahittir... Tıpkı
bu karşımızdaki nâmertlerin dönekliğine, nankörlüğüne, sinsilik ve
nifakçılığına, edepsizlik ve ahlâksızlığına, pespâyelik ve
alçaklığına, bozuk ve kokuşmuş felsefesine, dinlerindeki
samîmîyetsizliklerine, insafsızlık ve gaddarlıklarına,
engizisyonculuklarına, katliâmcılık ve işkenceciliklerine defaatle
şahit olduğu gibi...
Bunlar değil bizlere, kendi aralarındaki inanç farklılıklarına bile
tahammül edemez, birbirlerini bile katliâm ederler, yıllar yılı
birbirleriyle savaşırlar, ilim adamlarını saman yığınlarında yakar,
hakkı söyleyenlerin derilerini diri diri yüzerler.
Bunlara dikkat edin, yaldızlı reklam ve propagandalarına asla
aldırmayın! Bunlar daima iki yüzlü, çifte standartlıdırlar.
Evet dünyada kutuplaşma değişti, Amerika ile Rusya barıştı, Avrupa
devletleri birleşti ama, din, kilise, milliyet ve medeniyet taassub ve
katılıkları bütün şiddetiyle devam ediyor. Kurmak istedikleri yeni
dünya düzeninde İslâm'a ve müslümanlara yer vermek asla istemiyorlar.
Hedefleri tüm İslâm Alemi ve bu arada aziz ülkemiz. Paylaşılmak
istenen de, ülkemizin yer üstü ve yeraltı servetleri, petrolleri,
stratejik madenleri, toprak bütünlükleri, hürriyet ve istiklâlleri...
Onun için --tedbir almazsak-- yakın zamanda çok daha ciddî ve vahim
durumlarla yüz yüze gelmekten kurtulamayız. Bosna-Hersek, Karabağ,
Keşmir, Filistin ve daha başka yerlerde gördüğümüz faciaları bizler de
yaşayabiliriz.
Hayat acımasız bir mücâdeledir, kusur ve kabahat bizim. Düşman
elbette düşmanlığını yapacak, ondan yardım ve medet ummak, insaf ve
merhamet beklemek ahmaklık olur. Çok güçlü ve kuvvetli olmalı,
mücadeleden galib çıkmak için çok iyi hazırlanmalı, pür dikkat ve
uyanık olmalıyız.
Bizim imkân ve avantajlarımız da az değildir, elbette bu acı günler
geçecek, söz sırası bize de gelecek.
Zalimler Azîz-ü Züntikam Allah'ın kahrından, mazlumun âhından,
mağdurların ve masumların yakın gelecekteki intikamlarından korksun ve
titresin!..
KADIN VE AİLE, AĞUSTOS 92