|
AŞÛRE GÜNÜ
Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN Rh.A
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
Aziz ve sevgili izleyicileri ve dinleyiciler! Cumanız mübarek
olsun... Allah-u Teàlâ Hazretleri dünyanın ve ahiretin her türlü
hayırlarına ve cuma gününün bereketlerine, nimetlerine, mükâfâtlarına
cümlenizi erdirsin...
a. Aşûre Günü Orucu
Müslümanların mübarek günlerinin en kıymetlisidir cuma günü... Bu
[çarşamba] muharrem ayının dokuzu oluyor, [perşembe] günü de onu
oluyor [13 Mart 2003] Biliyorsunuz Muharrem hicrî senenin birinci
ayıdır. Bütün ümmet-i Muhammed hakkında, sizler hakkında,
sevdikleriniz, yakınlarını, dostlarınız hakkında hayırlı olsun...
Peygamber SAS Efendimiz bu günde oruç tutmayı tavsiye buyurmuştur
hadis-i şeriflerinde. Mekke-i Mükerreme'deyken, hicret etmeden önce de
tutmuştur; Medine'de iken de tutmuştur. Bu husustaki hadis-i
şeriflerden bazılarını bu sohbetimde nakletmek istiyorum. [Perşembe]
günü oruç tutmayı size hatırlatmak istiyorum.
Peygamber SAS Efendimiz İbn-i Asâkir, İbn-i Cerîr ve Ahmed ibn-i
Hanbel'in (Rahmetullàhi aleyhim ecmaîn) rivayet ettikleri bir
hadis-i şerifte buyuruyor ki:

RE. 309/4 (Sùmû yevme àşûrâe ve hàlifû fîhil-yehûde ve
sùmû kablehû yevmen ve ba'dehû yevmen)
Bu Peygamber Efendimiz'in Muharremin onuncu günü oruç tutmayı
tavsiye eden hadis-i şeriflerinden birisi. Biz a'sı kısa "Aşûre"
diyoruz. Ama Arapçada "Àşûrâ'" diye kullanılıyor. Muharremin onuncu
günü demek. Bunun dinler tarihinde Hazret-i Adem AS, Nuh AS, ondan
sonraki peygamberler, Mûsâ AS zamanında mübarek, mutlu, güzel,
mü'minleri sevindirici bir takım olayların vukù bulduğu bir gün olması
dolayısıyla tarihî derinliği var. O bakımdan bugünde oruç tutmak iyi.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki: (Sùmû yevme àşûrâ') "Aşûre
gününde oruç tutunuz, (ve hàlifû fîhil-yehûde) ama, yahudilere
muhalefet ediniz!"
Yahudiler de oruç tutuyorlar, Mûsâ AS Firavun'dan bugün kurtuldu
diye. Tabii Mûsâ AS'la da mukayyed değil, Nuh AS da tufanın
sıkıntılarından bugün kurtuldu. Daha öncesinden de bugünün bir önemi
var. Bugünün önemi, mübarekliği dolayısıyla, mü'minleri sevindirici
olayların sene içindeki tekerrür günü olması dolayısıyla oruç
tutulmasını tavsiye ediyor. Ancakyahudiler yanlış anlamasınlar, "Bak
bunlar bizi taklid ediyorlar!" gibi yanlış yorumlanmasın diye
buyuruyor ki:
(Hàlifû fîhil-yehûde) "Yahudilere muhalefet edin! (Ve
sùmû kablehû yevmen ve ba'dehû yevmen) Öncesinden ve sonrasından
bir gün oruç tutun!" Yâni dokuzunu ve onbirini de oruç tutarak,
onlardan farklılığı ortaya koymak istiyor.
Biz müslümanlar, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin gönderdiği bütün
peygamberleri, Hazret-i Adem Atamız'dan itibaren, Nuh AS'dan, İbrâhim
AS'dan Mûsâ ve İsâ AS'a kadar hepsini kabul ediyoruz. Hepsinin de
peygamber olduğunu bildiriyoruz. Sıradan insanlar olmadığını bilsinler
istiyoruz. Çünkü eski ümmetlerden bazıları, bizim peygamber
tanıdığımız bazı kimseleri, peygamber olarak bilemiyorlar. Meselâ
Süleyman AS gibi, Dâvud AS gibi kimseleri... Halbuki onlar da Allah'ın
peygamberleri. Biz o bakımdan peygamberleri tasdik edici şahitleriz,
ümmet olarak önemli kişileriz. Ümmet-i Muhammed çok mühim, önemli bir
ümmet... Onlar için de böyle can kurtaran simidi gibi.
Öteki din mensupları, eski peygamberlere inanmış insanların
torunları, o peygamberlerin öğrettiklerini sonradan değiştirmişler,
bozmuşlarsa; onları da düzeltiyoruz. İtikaddaki, inançlarındaki
hatâlarını Allah-u Teàlâ Hazretleri, "Onlar şurda yanılmışlardır, öyle
yapmaları benim rızama uygun değildir." diye bildirdiği için,
Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde bunları bize bildirmiş.
Kur'an-ı Kerim'in ayetleri de, onların inanç konusundaki çok büyük
yanlışlıklarını beyan ediyor. İnanca aykırı, Allah'ın rızasına aykırı
sözlerini belirtiyor. Bunların yanlış olduğunu Kur'an-ı Kerim'den ve
Peygamber Efendimiz'in hadis-i şeriflerinden anlayıp, hatalarını
düzeltmesi lâzım eski din mensuplarının... Yanlışlıklarını,
şirklerini, kâfirliklerini, küstahlıklarını, edepsizliklerini
bırakmaları lâzım!..
Biz inancın aslını öğrettiğimiz için ve aslına tâbî olduğumuz için,
Allah'ın rızasına uygun olarak asırlar boyu devam eden asıl inanca
bağlı olduğumuz için; bugünkü dünya üzerindeki birçok din mensuplarını
birleştirecek olan İbrâhim AS'a bağlılığımızı, onun tertemiz tevhid
inancına bağlı olduğumuzu da Peygamber Efendimiz (millete ibrâhime
hanîfâ) diye bildirdiği için, bizim durumumuz taklid değil
düzeltme ve en doğru yol olmuş oluyor.
Peygamber Efendimiz onun için, bu hususun vurgulanmasını istediği
için, önceden ve sonradan oruç tutmayı tavsiye ediyor.
Bu konuda başka hadis-i şerifler de var. Meselâ, Deylemî'nin
Abdullah ibn-i Amr RA'dan naklettiğine göre, sevabını belirtmek için
buyurmuş ki:

RE. 426/6 (Men sàme yevmez-zîneti edreke mâ fâtehû min
sıyâmis-seneti, ya'nî yevme àşûrâ') "Kim zînet günü orucunu
tutarsa, senenin öteki oruçlarından tutamadıklarını telâfi etmiş olur.
(Ya'nî yevme àşûrâ') Zînet günü, Aşûre günü demektir."
Meselâ Zilhicce'nin oruçları vardı, Arafe gününün orucu vardı,
Şevval'in oruçları vardı. Aşûre günü oruç tuttu mu, senenin öteki
günlerinde oruç tutulsa sevap kazanılacak olan oruçlardan, yolculuğu,
mâzereti, hastalığı sebebiyle kaçırdığı oruçlar varsa, onları da
telâfi etmiş oluyor. Yâni onların sevaplarını da yakalamış oluyor. O
bakımdan bu gün oruç tutmak uygundur diye Efendimiz beyan etmiş
oluyor.
Burdan anlıyoruz ki, Aşûre gününün bir adı daha var; yevmüz-zîneh,
zinet günü. Zîneh kelimesini, biz Türkçeye zinet olarak almışız bu
kelimeyi. Zînet günü, süslenme, tezeyyün günü, bayram günü, herkesin
güzel elbiselerini giyme günü gibi bir anlama geliyor.
"Bu zînet gününde kim oruç tutarsa, senenin öteki kaçırdığı
oruçlarını telâfi etmiş olur. (Ya'nî yevme àşûrâ') Bu sözüyle
Aşure gününü kasdettiğini, böylece hadisin sonunda beyan etmiş oluyor.
Diğer bir hadis-i şerifte var. Bir gün sabahleyin ashabına ilân
ettirmiş Peygamber Efendimiz. Ahmed ibn-i Hanbel'in, Buhàrî'nin,
Müslim'in, Tirmizî'nin Selemetübnül-Ekvâ' RA'dan ve müslim'in de bir
başka hanım sahabiyeden rivayet ettiği bir hadis-i şerif. Buyuruyor ki
Efendimiz:

RE. 67/4 (Ezzin fin-nâsi en men kâne ekele felyesum
bakıyyete yevmihî, ve men lem yekün ekele felyesum, feinnel-yevme
yevmü àşûrâ') "İnsanlara seslen, ilân eyle!" demiş, belki Bilâl-i
Habeşî RA'a, belki başka bir zâta... Ama umûmiyetle ezanı ve böyle
ilanları gür sesli Bilâl-i Habeşî Hazretleri'ne ilân ettirirdi
Efendimiz.
"İnsanlara seslen, ilân eyle ki, bugün şimdiye kadar bir şey yemiş
olan da, yemiş olsa bile, biraz bir şeyler atıştırmış olsa bile, (felyesum
bakıyyete yevmihî) günün geriye kalan zamanında oruç tutsun!" Yâni
yemiş bile olsa, ondan sonra yemesin, yine o sevabı kaçırmayacak,
kaçırmamış olacak demek ki, Efendimiz böyle tavsiye ediyor.
(Ve men lem yekün ekele felyesum) "Ama yememiş olan da
yemesin, oruç tutsun! (Feinnel-yevme yevmü àşûrâ') Çünkü bugün
Aşûre günüdür." Yâni oruç tutmak iyidir demek istiyor Peygamber
Efendimiz. Hattâ yemiş olanların bile, bundan sonra bir şey yemeyip aç
durarak, yemeden durmasını tavsiye etmiş oluyor.
İşte bu sebeplerden, demin okuduğum hadis-i şerifi de nazar-ı
dikkate alırsak, Efendimiz de kendisi tuttuğu için, bu Aşûre gününde
oruç tutmak sevap... Ama zâten kardeşlerime bir şey hatırlatmak
isterim, İslâm'da oruç sadece Ramazanda değildir, Ramazanın dışında da
oruçlar vardır. Ramazanın dışında tutulan oruçlardan da çok çok
sevaplar alınır.
Meselâ Ebû Hüreyre RA'dan ve Sehl ibn-i Sa'd'dan Hatîb-i Bağdâdî
rivayet etmiş:

RE. 426/4 (Men sàme yevmen tatavvuan lem yattali' aleyhi
ehadün lem yardallàhu lehû bisevâbin dûnel-cenneh.) "Bir kimse
kimse duymadan, kimseye belli etmeden, kimseye fâş etmeden, oruç
tuttuğunu ilan etmeden, Allah rızası için, tatavvu' olarak, sevap
kazanmak maksadıyla bir gün oruç tutursa; Allah-u Teàlâ Hazretleri
onun mükâfatının cennetten başka bir şey olmasına razı olmaz. Yâni
güzel tutmuşsa, ona cennetlik olmayı nasib eder." buyuruyor.
Onun için, Ramazanın dışındaki güzel oruçları tutmalarını da,
kardeşlerimize ben zaman zaman hatırlatıyorum. Bu hususta Râmûzül-Ehàdîs'in
104, 125 ve 426. sayfalarında pek çok hadis-i şerifler var. Bunları
açıp okurlarsa, zaman zaman o oruçları tutarlar, o sevapları
kazanırlar.
Demek ki bugünkü sohbetimizde, konuşmamızda, vaazımızda, bu
cumartesi günü oruç tutmayı tavsiye etmiş oluyoruz. Bir de tabii pazar
günü de tutulacak. Çünkü yahudilere benzememek, onlara muhalefet etmiş
olmak, onlardan daha ötelere, derinlere gittiğimizi beyan etmiş olmak
için, belirginleştirmek için, ilâve de etmemiz lâzım!
Onun için pazar günü de oruç tutarsınız! İnsan işe gitmediği zaman,
evde oturduğu zaman, oruç daha kolay tutulur. Hane halkı da tutar, hep
birden sevapları alırsınız. Bizi de duadan unutmazsınız. Bu bir...
b. Aşûre Günü Evde Bolluk, Bereket
Bundan başka Aşûre günüyle ilgili olarak size hatırlatacağım
şeylerden bir diğeri: Bu günde eğer çoluk çocuğunuza, evin içine,
yiyecek, içecek çok şeyler alır da, evde bolluk, bereket olursa, bu da
uygun olur. Bunu da yapın!
Bu hususta da iki hadis-i şerifi okumak istiyorum size. Birisi Ebû
Saîd el-Hudrî Hazretleri'nden, Tayâlisî, Mevâhibü Ledünniyye ve
diğer kaynaklarda İbn-i Mes'ud'dan; İbn-i Abdilber'de, İbn-i Hibban'da,
Beyhakî'de, İbn-i Adiy'de Ebû Hüreyre RA'dan şöyle rivayet edilmiş:

RE. 446/5 (Men vessea alâ iyâlihî fî yevmi àşûrâe
vesseallàhu aleyhi fî senetihî küllihâ.) "Kim çoluk çocuğuna, aile
halkına aşure gününde bir genişlik, bolluk sağlarsa; yiyecek, iyecek,
giyim, kuşam hususunda evde şöyle bir şenlik, bolluk olursa; çarşıdan
bir şey alınıp eve getirilirse; Allah da ona, böyle yapan aile reisine
bütün sene içinde tamamen bolluk bereket ihsan eder, genişlikler,
rızık ve nimet çokluğu bahşeder."
Bir hadis-i şerif bu... Bu konuda diğer bir hadis-i şerif Câbir
RA'dan:

RE. 446/6 (Men vessea alâ nefsihî ve ehlihî yevme àşûrâe
vesseallàhu aleyhi sâire senetihî.) "Kim bizzat kendi şahsı
üzerine ve ailesi üzerine Aşûre gününde bolluk ve genişlik sağlarsa;
yâni nimet, yiyecek, içecek, giyecek konularında bol bol, cömertçe
ikram ederse, sağlarsa; Allah-u Teàlâ Hazretleri o senenin öteki
günlerinde de ona bolluk, bereket, genişlik ihsân eyler."
Demek ki aşure gününde, çarşıya pazara çıkacağız; filelerimizi,
çantalarımızı dolduracağız.
Eskiden file kullanılmazdı. Zenbil denilen, içine konulan şey
görünmeyen kaplarla çarşıdan, pazardan bir şeyler getirilirdi. Bu
fileler hafif oluyor tabii, o bakımdan güzel. Çok şey alıyor, güzel...
Fakat içindeki malzeme görülüyor. Eskiden alınan şeyleri göstermeyi,
"Alamayanların canı çeker, üzülürler." diye büyüklerimiz uygun
bulmamış. İçi görünmeyen torbalarda veyahut zenbil dedğimiz kaplarda
pazar malzemesini eve getirmişler. "Haa bak, üzüm var!.. İşte bak,
elma almış! İşte sebzelerden, meyvalardan renk renk şunlar var... Ay
şunu ne kadar canım istedi!" filân demesin alamayan fakirler diye,
böyle bir nezaket, zerafet...
Hattâ yemek dükkânlarının bile sokak tarafları boyalı olurdu. Yâni
parası olmayan, içeri giremeyen, yemek yiyenleri görüp de ağzı
sulanmasın diye... Bu eskilerin töresi...
Kendileri bir yemek yaptıkları zaman konu komşuya da dağıtmak
vardı. "Bunun kokusunu onlarda duymuştur, canları çeker." diye. "Haydi
bakalım kızım, al bu tabağı, şu komşu teyzenin kapısını çalıver! Bunu
ona hediye ediver!.." "Haydi bakalım bir daha gel, şu tabağı da öteki
komşuya ver!" diye dağıtılırdı. Veyahut meyvalardan, bağdan, küfeden
bir şeyler geldiği zaman, etraftaki görenlere, komşulara göz hakkı
olarak verilirdi. Duymuşsa kokusunu, canı çekmişse, canı ister diye
böyle iyilikler, hediyeleşmeler olurdu komşular arasında.
Tabii bir de bu aşûre gününde, bizim örfümüzde bir şey daha var;
buğday, üzüm, fındık, fıstık, çeşitli böyle kuru yiyecekler, tatlı
incir, kayısı vs. parçaları katılarak, hoş kokulu, gül kokulu bir
güzel tatlı yapılıyor. Üzerine nar, fındık vs. konuluyor, ceviz
döğülüyor; güzel bir tatlı oluyor. Buna da aşûre tatlısı diyoruz,
kısaca aşûre diyoruz.
Bu evlerde gelenek olarak, töre, adet olarak yapılıyor. Konu
komşuya da dağıtılıyor. Bir hayır olsun, sevap kazanılsın diye aşure
günü tatlı dağıtılıyor komşulara... Bu da güzel bir şey. Hem
dedelerimizin güzel adetini devam ettirmiş oluruz, hem de bazı
kimseleri sevindirmiş oluruz. Onun için, inşaallah böyle güzel güzel
aşure tatlısını da yaparsınız; kaselere, tabaklara koyup konu komşuya
hediye edersiniz. Çünkü hediyeleşmek muhabbetin artmasına sebep olur.
İslâm da muhabbete çok önem veriyor. Yâni müslümanlar arasında
muhabbet olması, insanlar arasında, komşular arasında geçim olması;
ailenin fertleri arasında sevgi, saygı olması; milletin fertleri
arasında böyle uyum ve sevgi, bağlılık, muhabbet olması çok önemli...
c. Çevremizdeki Ülkeleri Tanıyalım!
Osmanlı dedelerimizden Allah razı olsun ki, çeşit çeşit ırklardan,
çeşit çeşit lisanları konuşan insanları ne kadar güzel, huzur içinde,
hatta müslüman olmayanları bile huzur ve esenlik içinde, yedi asır bir
arada yaşatmışlar.
Şimdi Osmanlılarla ilgili elime gelen bazı yeni neşriyatı da takip
ediyorum, okuyorum. Hatta dikkatimi çekti: Ukrayna, yâni Rusya'dan
ayrılan, Rusya'nın Avrupa tarafında, başşehri Kiev olan ülke... Biz
eskiden Sovyetler Birliği diye biliyorduk ama, onlar kendilerine
Ukrayna diyorlar. Tabii onlarla biz bir ara komşuyduk. Çünkü
Romanya'dan, Besarabya'dan Karadeniz'in kuzeyine kadar, Kırım'a kadar,
Karadeniz daima müslümanların, Türklerin bir gölü gibiydi. Karadeniz
sahillerinden Kırım'a gemiler giderdi, Tuna'ya gemiler giderdi.
Benim rahmetli Prof. Necati Hüsnü Lugal Bey'in gülerek anlattığı
bir şey vardı. Trabzon'luydu kendisi: "Bizim dedeler Tuna'ya gemilerle
sefer yapardı. Biz şimdi böyle kaldık." derdi rahmetli. Böyle
ilişkilerimiz vardı. Yâni Karadeniz İkdisadi Birliği Osmanlılar
zamanında kurulmuştu.
O Ukrayna'lının sözünü söyleyecektim asıl: "Biz Osmanlıya karşı
Ruslarla iş birliği yaparak iyi yapmadık." demiş. İki tarihçi çıkmış
uluslararası bir toplantıda demiş: "Osmanlıya karşı Ruslarla işbirliği
yaparak, yanlış bir tarihi tercih yapmışız. Keşke Osmanlılarla birlik
olsaydık, o zaman bizim istikbalimiz, bu günümüz daha da iyi
olacaktı." demiş.
Bana ilginç geldi. Şu bakımdan da önemli: Biz çevremizdeki
milletlerin ruhiyatını, hissiyatını fikriyatını iyi takip etmiyoruz.
Yâni onlar bizim hakkımızda neler düşünüyorlar; bilmiyoruz. Eğer bir
takip etsek, bizim dünya üzerinde ne kadar çok hayranlarımız olduğunu,
bizi ne kadar seven, sayan insan olduğunu daha iyi anlayacağız. Bir de
çevremizdeki düşmanlıkları anlarız, tedbir alırız. Dostlukları da
anlarız, el uzatırız. Onlarla birlik ve beraberlik içinde oluruz.
Çünkü bütün insanlar kardeştir. Benî Ademdir, Adem atamızın
evlatlarıdır. Gelişmeler olur. Yirminci Yüzyıl'da bunu yapmalıydık,
gecikmişiz, şimdiye kadar yapmamışız. İnşaallah bundan sonra çevremizi
daha iyi inceleyelim! Müslüman kardeşlerim, beni dinleyen kardeşlerim,
bu hususa çok dikkat etsinler!..
Ben talebelerime de söylerdim; "Çevredeki ülkelerin dillerini
öğrenin!" diye. Bu Kafkasya'yı iyi incelememişiz maalesef...
Balkanlar'ı iyi incelememişiz, Afrika'yı incelememişiz; emrimizin
altındaki, idaremiz altındaki diyarları iyi tanımamışız, düşmanların
gelişmesini engelleyememişiz... İçimizden çetelerin çıkıp böyle
kocaman, güzel Devlet-i Aliyyemizi parçalamasını engelleyememişiz.
Şimdi de hâlâ güzel ülkemizi bölmek isteyenler var, parçalamak
isteyenler var. Onlara karşı da tabii uyanık olmak, tedbirli olmak
lâzım!..
Muhabbet fırsatlarını da tabii, yakalayınca hiç kaçırmamak lâzım.
Bu muhabbet mayasını mayalayıp, çoğaltıp, yaymak lâzım ki, dünya bir
gülistan olsun... İnsanlar gül gülistan birbirleriyle hoş geçinsinler.
Bu harpler, darplar, baskınlar, katliamlar, ırk soykırımları, bu
zulümler, göz yaşları dinmeli!..
Bunu dindirecek ancak inançtır, Allah korkusudur, ahiret
duygusudur, hesap verme endişesidir. "Cenab-ı Hakk'ın huzuruna
çıkacağım, yaptıklarımdan ahirette hesap vereceğim!" diyen insanlar
bunu yapabilir.
Onun için beni dinleyen kardeşlerimden rica ediyorum: Çevreleriyle
çok yakından ilgilensinler, her şeyi gayet iyi takip etsinler,
fırsatları güzel değerlensinler! Kötü gelişmeler varsa onların
karşısında da karşı tedbirleri almak gerekir.
Meselâ, bu en son olay olarak bir top karşılaşmasında, o vesile ile
gelmiş seyircilerin taşkınlık yapması, kavga çıkması, bir-iki kişinin
bıçaklanarak, şişlenerek öldürülmesi; acı bir olay... Öbür tarafın
taşkınlığı acı, tabii beri tarafın da böyle yapması uygun değil! Bunun
karşısında, belirmiş karşı düşmanlıklar var.
Bunların hepsini dikkatle takip etmek lazım! "Ne yaparız, kötü
gelişmeleri nasıl engelleriz? İyi gelişmeleri nasıl sağlarız?.." diye
hepimiz sorumluyuz. Derin derin düşünmeliyiz, gereken çalışmaları
yapmalıyız, tedbirleri almalıyız.
Bizlere daha çok gayret düşüyor. Çünkü biz sırf kendi nefsimiz için
yaşamıyoruz, bir de toplum için yaşıyoruz... İslâm için yaşıyoruz. Tüm
kardeşlerimizin, hatta tüm insanların iyi olmasını istediğimiz için,
Pakistanlının durumu da bizi ilgilendiriyor, Hindistan da
ilgilendiriyor, Keşmir ilgilendiriyor, Malezya da ilgilendiriyor, Çin
de...
Şimdi ben diyorum ki arkadaşlarıma: "Aman bazılarınız çocuklarınızı
Çin'le ilgili olarak yetiştirin!" Çok önemli... Çünkü dünya nüfusunun
çok önemli bir kısmını teşkil ediyor ve hızla kalkınan bir devlet
Çin... "Onun dilini, ben genç olsaydım, öğrenirdim!" diyorum.
Arkadaşlarıma da tavsiye ederim. Çin bize uzak değil...
Orta Asya ülkeleri... "Onların lehçelerini kardeşlerimiz öğrensin!"
demiştim. Bazıları bu hususta gayret gösterdiler, hatta dilbilgisi
kitapları yazdılar.
Bu yakın çevremizdeki diller de önemli! Yunanistan önemli,
Bulgaristan önemli!.. Saray Bosna'mız bizim canımız, başımızın tacı,
gönlümüzde müstesna yeri var... Kafkasya öyle. Çevremizdeki komşuların
hepsiyle iyi ilişkilerimizi geliştirecek çalışmalar yapmaya gayret
edelim!
Hatta ben, her ülke için bir dostluk derneği kurmayı kardeşlerime
tavsiye ediyorum. Kim oralarla ilgiliyse, oraların dillerini
biliyorsa, köken itibariyle ilgili olduğu, dedelerinin ilgili olduğu
yerler nereyse, o ülkeyle ilgili dernekte görev alsın! Cihana
muhabbeti yayalım, insanların kardeş olduklarını onlara anlatalım!
Çünkü dünyaya güzel şeyleri getirecek olan inançlı, insaflı,
merhametli insanlardır; bizleriz, müslümanlardır. Ötekiler fabrikası
çalışsın diye, silahı satılsın diye, milletlere harp açtırtıyor
birbirlerine... Çeşitli siyasi dalavereler oluyor, entrikalar,
dolaplar çevriliyor, insafsızlıklar oluyor. Afrika'daki olayların
perde arkasını bilemiyoruz, Güney Amerika'daki olayları takib
edemiyoruz. Ama Balkanları, Kafkasya'yı biraz daha iyi görüyoruz.
Onlarda iş yok... Bugünün medenî dediğimiz insanları, materyalist
oldukları için kesesini doldurmayı düşünüyorlar. Gene insanlığa fayda
sağlayacak olanlar varsa, bizleriz. Onun için görevimizi bilelim, ona
göre çalışalım, aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler!
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
14. 04. 2000 - AVUSTRALYA |