Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN Rh.A
Eùzü bi'llâhi mine'ş-şeytàni'r-racîm.
Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm.
El-hamdü lillâhi rabbi'l-àlemîn... Hamden kesîren tayyiben
mübâreken fîh... Kemâ yenbağî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultànih...
Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ hayri halkıhî seyyidinâ muhammedin ve alâ
âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ecmaîn... Emmâ ba'd.
Muhterem kardeşlerim!
Peygamberimiz SAS bir hadis-i şerifinde buyurmuş ki:
"--Kul bir dua ettiği zaman, o dua semâda asılı durur. O kul bana
salât ü selâm getirmedikçe, dergâh-ı izzete vâsıl olmaz."
Ayet-i kerimede de buyruluyor ki, bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm:
(İnna'llàhe ve melâiketehû yusallûne ale'n-nebiyy, yâ
eyyühe'llezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ) "Allah CC ve
melekleri Rasûlüllah'a salât ederler. Ey iman edenler, siz de
Rasûlüllah'a salât eyleyin, selâm getirin!" (Ahzâb: 56)
Allàààhümme salli alâââ, seyyidinâââ... Muhammedini'n-nebiyyi'l-ümmiyyi
ve alâ... Aaalihiii, ve sahbihiii, ve sellim... (3 defa)
Allah-u Teàlâ Hazretleri, Rasûlüllah Efendimiz hürmetine
ibadetlerimizi kabul eylesin... Şefaatine bizleri nâil eylesin...
Allàhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmâ, alâ
seyyidinâ muhammedini'llezî tenhallü bihi'l-ukad, ve tenfericü bihi'l-küreb,
ve tukdà bihi'l-havâicü ve tünâlü bihi'r-ragàibü ve hüsnü'l-havâtim,
ve yüsteska'l-gamâmü bi-vechihi'l-kerîm, ve alâ âlihî ve sahbihî fî
külli lemhatin ve nefesin bi-adedi külli ma'lûmin lek...
Allàhümme şeffi'hu fînâ bi-câhihî indek... Allàhümme şeffi'hu
fînâ bi-câhihî indek... Allàhümme şeffi'hu fînâ bi-câhihî indek...
Allah-u Teàlâ Hazretleri, şu mübarek cuma gecesinde, Regàib kandili
gecesinde, şimdiye kadar yapmış olduğumuz günahlardan bizi pâk
eylesin... Bize tevbe-i hakikî nasib eylesin... Günahlarımızı afv ü
mağfiret eylesin...
Buyurun, bilerek bilmeyerek işlediğimiz cümle günahlarımıza
diyelim:
Estağfiru'llàh... (25 defa)
Estağfiru'llàhe'l-azîm, el-kerîm, er-rahîm, ellezî lâ ilâhe illâ
hû, el-hayye'l-kayyûme ve etûbü ileyh, ve es'elühü't-tevbete ve'l-mağfirete
ve'l-hidâyete lenâ, innehû hüve't-tevvâbü'r-rahîm... Tevbete abdin
zàlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî, mevten ve lâ hayâten ve lâ
nüşûrâ...
Allàhümme ente rabbî, lâ ilâhe illâ ente halaktenî, ve ene
abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü, eùzü bike min şerri mâ
sana'tü, ebûu leke bi-ni'metike aleyye ve ebûu bi-zenbî, fağfirlî
feinnehû lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ent...
Allàhümme ente'l-melikü, lâ ilâhe illâ ente sübhàneke ve bi-hamdik...
Ente rabbî ve ene abdük... Zalemtü nefsî kesîrâ... Fa'teraftü bi-zenbî,
fağfirlî zünûbî cemîà... Feinnehû lâ yağfiru'z-zunûbe illâ ent...
Ve'hdinî li-ahseni'l-ahlâk. Lâ yehdînî li-ahsenihâ illâ ent...
Va'srif annî seyyiehâ, lâ yasrifu annî seyyiehâ illâ ent... Lebbeyke
ve sa'deyk, ve'l-hayru küllühû fî yedeyke ve ileyk... Ve'ş-şerru leyse
ileyk... Ene bike ve ileyk... Tebârekte rabbî ve teàleyt, estağfiruke
ve etûbü ileyk...
İlâhi yâ Rabbi, ilâhi yâ Rabbi, ilâhi yâ Rabbe'l-àlemîn!.. Benim
mes'uliyet çağımdan, sinn-i bülûğumdan bu güne kadar gözümden,
kulağımdan, elimden, ayağımdan ve sâir âzâ ve cevârihimden senin
rızana mugàyir günah, kusur, kabahat, isyan, her ne vâkî olduysa ben
onların cümlesine nâdim oldum, pişman oldum, tevbe eyledim, bir daha
etmemeye azm ü cezm ü kasd eyledim. Şu mübarek akşamda, yâ Rabbi
tevbemi kabul eyle...
Estağfiru'llàh, estağfiru'llàh, estağfiru'llàh... Bi-adedi
külli'stiğfârin istağferahü'l-müstağfirûn.
Sübhâneke'llàhümme ve bi-hamdik. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente
vahdeke lâ şerîke lek. Estağfiruke ve etûbü ileyk.
Âmentü bi'llâh, ve bimâ câe min indi'llâh... Ve âmentü bi-rasûli'llâh
SAS, ve bimâ câe min indi rasûli'llâh... Âmentü bi'llâhi ve
melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî ve'l-yevmi'l-âhiri, ve bi'l-kaderi
hayrihî ve şerrihî mina'llàhi teàlâ, ve'l-ba'sü ba'de'l-mevti hakkun,
eşhedü en lâ ilâhe illa'llàh ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve
rasûlüh...
Allàhümme innî ürîdü en üceddide'l-îmâne ve'n-nikâha tecdîden bi-kavli
lâ ilâhe illa'llàh, muhammedün rasûlü'llàh. Eşhedü en lâ ilâhe
illa'llàh, ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve rasûlüh...
a. Ramazan Ayının Müjdesi
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Peygamber SAS Hazretleri, Üç Aylar geldiği zaman --ki şimdi biz
Receb ayının içindeyiz, ilk haftası içindeyiz. Recebin hilâli şu mavi
gökyüzünde, dışarıda pırıl pırıl parlıyor:
(Allàhümme bârik lenâ fî recebe ve şa'bân, ve belliğnâ ramedàn)
diye dua eylerdi.
"--Yâ Rabbi bize bu Receb ayını, Şa'ban ayını mübarek eyle...
Hayırlı, bereketli bir ay eyle bizim hakkımızda... Bunun hayrından,
bereketinden bizi gàfil eyleme... Bizi yanlış yollarda ömür sürmeye
devam ettirme... Ramazana eriştir yâ Rabbi!" diye, biz de Rasûlüllah
SAS'in duası gibi dua eder; senden bu ayın, Şa'ban ayının hayrını,
bereketini isteriz.
Bu Receb ayının ilk cuma gecesi... Eğer Recebin biri cumaya
rastlarsa, birinci günü olur. Receb'in biri, geçen hafta cumartesi
günü olduğu için, bekledik cuma günü akşamına kadar, yâni bu vakte
kadar... Receb'in ilk cumasına Regàib Gecesi derler. Ecdâdımız bunu
böyle camilerde kandiller yakarak, hayırlar yaparak, tesbihler
çekerek, zikirler ederek camilerde öyle şevkle kutlamışlar, öyle tatlı
girmişler ki bu mübarek ayın içine... Allah-u Teàlâ Hazretleri o aşkı,
o muhabbeti, o Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne cân u gönülden ibadet etme
duygusunu, zevkini, safâsını bizlere de ihsân eylesin...
Burada, bu mübarek akşamda iki tane hayır, iki tane nur üst üste
geliyor. Birisi Receb'in hayrı, bereketi, güzelliği; ötekisi cuma
gününün hayrı, bereketi, güzelliği... İki hayır bir araya gelince,
(nûrun alâ nûr) oluyor. Nur üstüne nur, bereket üstüne bereket
oluyor.
Bilirsiniz, hacda da eğer Arafe günü cuma gününe rastlarsa, yâni
hacılar Arafat dağına çıktıkları zaman cuma günü oluverirse, yetmiş
hac sevabı var deniliyor. İki sene, üç sene önce öyle oluverdi; bütün
her taraftan hacılar nasıl sökün ettiler, yığıldılar, yetmiş haccın
bereketine erelim diye.
Bu cuma mübarek bir gündür. Çok mübarek bir gündür. Receb ayı da
mübarek bir aydır. Bu Receb'in ilk cuma günü ister birine rastlasın,
ister altısına rastlasın, Regàib Gecesi oluyor. Melekler buna rağbet
etmişler. Bunun içinde Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin ikramı çoktur,
hayırları, bereketi çoktur.
Ramazan ayının müjdesidir bu kandil. Bu yolun üzerinde bu mübarek
ışıltı, bu mübarek nur, Ramazan ayının ışıltısıdır. Ama biz Ramazan
ayına birden bire giriversek, ticaretimizin gürültüsü içinde, dünya
telâşlarımızın arasında, aklımızı başımıza devşirmeden, işin içyüzüne
kendimizi hazırlamadan, birden Ramazana giriversek, Ramazan'da bile
aklımız başımıza gelmez. Ta Ramazan çıkar gider de, "Hay Allah! Biz bu
güzel ayı kaçırmışız." diye hayıflanıp diz döğeriz.
Ama Recebden başlıyor bu iş, mübarek Regàib Kandilinden başlıyor.
Bu ayın 27'sinde de Peygamber SAS Hazretleri'ne Mi'rac nasib olmuş.
Sen ki Mi'rac eyleyip kıldın niyâz,
Ümmetin mi'racını kıldım namaz.
Bizim de inşâallah bu Receb ayının hayrından, bereketinden
faydalana faydalana, bakalım namazlarımız Mi'rac gibi tatlı, feyizli
olacak mı?.. O gayretin içine girelim!..
Peygamber SAS, kendisi zâten Allah-u Teàlâ Hazretleri medhetmiş
yaratmış, her şeyi güzel! Yüzü güzel, siması güzel, huyu güzel, hâli
güzel, sıfatı güzel, vazifesi güzel, şerefi güzel, mevkii güzel,
makamı güzel, her şeyi güzel amma; bu Receb ayı geldiği zaman, gene
ibadetine biraz daha fazla güzellik katıp, daha da fazla ibadet
ederdi. Çok oruç tutardı bu Receb ayında...
Biliyorsunuz, oruç usûlüne uygun tutulduğu takdirde, âdâbına riayet
edildiği takdirde, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin çok sevdiği bir
ibadettir. Sabır ibadetidir. İnsan kendisini tutmasını öğrenecek.
İradesini kuvvetlendirmeyi öğrenecek. Allah'ın nimetleri karşısında
durduğu halde, onlardan Allah rızası için vazgeçmesini öğrenecek.
"Karşıda nimet var ama, ben Rabbimin rızasını daha çok severim,
vazgeçiyorum!" diye diye, sonunda Allah'ın rızasına uygun olmayan
şeyler için sağlam durabilecek, şeytanın oyununa gelmeyecek.
Allah rızası için, çok şeylerden vazgeçebileceğiz. Malımızdan
vazgeçeceğiz, icabında canımızdan vazgeçeceğiz... Tabii oraya gelmeden
keyfimizden vazgeçeceğiz, tembelliğimizden vazgeçeceğiz,
kusurlarımızdan vazgeçeceğiz. Allah-u Teàlâ Hazretleri için fedakârlık
etmeyi öğreneceğiz.
Sevgi nasıl ölçülür?
"--Filânca arkadaşımı ben çok seviyorum."
Neden seviyorsun?..
"--Çok fedâkâr. Yemez, bana yedirir. Etrafımda pervane gibi döner.
En sıkıntılı zamanımda yanıma gelir..."
Tamam, vefâlı arkadaş imiş, senin için fedâkârlık yapıyor.
Müslümanın da Allah'a iyi kul olduğu fedâkârlığıyla ölçülecek.
Bakalım Allah rızası için nelerden fedâkarlık yapabiliyor?..
Şimdi şu İslâm âleminin hâline, şöyle bir başınızı çevirip
bakıverin: Irak ile İran, şu mübarek gecede bile savaşıyor [1985].
Neden?.. Nefisler var ya insanların içinde, insanların en büyük
düşmanı o nefislerdir. O nefisler dünya sevgisinden, zevklerden,
safâlardan, lezzetlerden dolayı başkasının canına bile kasdediyor. Hiç
bir şey tanımıyor, kayıt tanımıyor, duvar tanımıyor, engel tanımıyor.
O nefis, ille o istediğini elde edeceğim diye, her türlü hatayı
yapmaya girişiyor. O nefislerin terbiye olması lâzım!
Eğer İran'ın idarecileri, Irak'ın idarecileri iyi müslüman olsa,
olmaz bu iş. O da müslüman, o da müslüman... Bir silâh patladığı
zaman, atan da müslüman, kurşunu yiyen de müslüman oluyor. Bunlar hep
nefislerin terbiye edilmemesinden, iradelerin zayıf olmasından, Allah
yolunda fedâkârlık yapılamamasından oluyor.
İşte, Allah yolunda fedâkârlık yapmayı öğreneceğiz. Allah rızası
için, Allah'ın emirleri ne ise, hoşumuza gitse de, gitmese de ona tâbi
olacağız. Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Teàlâ Hazretleri buyurmuş ki:
(Asâ en tekrehû şey'en ve hüve hayrun leküm, ve asâ en tuhibbû
şey'en ve hüve şerrun leküm) "Bazı şeyler vardır ki, siz onu
sevmezsiniz, beğenmezsiniz ama, o sizin için hayırlıdır. Bazı şeyler
vardır ki, siz onu istersiniz ama, aslında şerdir." (Bakara: 216)
Onun için biz keyfimizle, zevkimizle hareket etmeyeceğiz. Allah'ın
iradesine teslim olacağız. Müslüman ne demek?.. Allah-u Teàlâ
Hazretleri'nin iradesine kendisini teslim etmiş kişi demek.
"--Yâ Rabbi, ben senin iradene teslim oldum."
Nasıl askerlik çağı gelmiş olan bir genç, askerlik şubesine
çantasını alıp, gidip de:
"--Ben askerliğimi yapmaya geldim, teslim oldum, nereye
gönderirseniz giderim." diyor zamanımızda; oradan ölçün!
Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne teslim olması lâzım müslümanların.
Allah'ın emirlerini başının üstünde, öpüp başına koyarak tutması lâzım
ki, İslâm Alemi hayırla, feyizle, bereketle dolsun. İşte onun
tatbikatı...
Şimdi Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi bu mübarek geceye eriştirdi.
Nice seneler de sıhhatle, afiyetle eriştirsin... Amma böyle seneden
seneye bir şeyin gelmesi, bize bir başka şeyi hatırlatmıyor mu?..
Geçen sene aramızda olan insanların hepsi şimdi var mı?.. Bu sene
burada olan insanların hepsi bir dahaki sene Regàib Kandilinde burada
olabilecekler mi; veyahut, burada olmasalar dünyada olabilecekler mi?
Böyle şeylerin mükerreren, tekrar tekrar dönüp gelmesinden ibret
alacağız.
Bak hava karardı, ama gündüz ortalık aydınlıktı. Güneş battı gitti.
Yarın sabah gene doğacak. Sabah oluyor, akşam oluyor, sabah oluyor,
akşam oluyor... İnsanın ömrü de, doğuşu sabah dersek, ölümü akşam.
İşte bize bir ibret daha!.. Nasıl bu gündüzler akşam oluyorsa, bu
ömürler de bitecek. Nasıl bu mübarek aylar, geceler, kandiller böyle
seneden seneye karşımıza geliyorsa, bir dahaki seneye çıkamayanlar
olacak. Allah bize iman selâmetliği versin... Geçen seneden bazı
kimselerin bu seneye yetişemediği gibi, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin
takdiri üzerimize gelecek, içimizden bazıları da bir dahaki sene bu
vakte erişemeyecek.
Onun için Rabia-yı Adeviyye gibi (Rahmetu'llàhi aleyhâ) öyle
diyelim kendimize:
"--Ey nefis! Senin bir garantin var mı, bir dahaki sene Regàib
Kandiline çıkmaya?.. Garantin yok... Gel bu sefer işi başından ciddi
tut! Bu işe başından sağlam, sıkı sarıl ve bu Üç Aylar, bu mübarek
mevsim, Receb, Şa'ban, Ramazan; Receb ekim ayı, Şa'ban bakım ayı,
Ramazan hasat, biçim ayı... Mahsulün biçileceği ay, Ramazan ayı...
Oraya kadar aklımızı başımıza devşirip, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin
has, hâlis, iyi kulu olmanın çaresine bakalım!"
Geçen seneler şimdiye kadar geçti. Bir türlü istediğimiz hâle
giremedik. İnşâallah bundan sonra, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin iyi
kulu olalım... Şu mübarek akşam yaptığımız şu tevbe hakiki tevbe
olsun... Bir daha dönüşü geriye, günaha, kusura, eksikliğe doğru
olmayan bir yolun başlangıcı olsun...
Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi tevbesi kabul olanlardan, yolunda
dâim, zikrinde kàim olanlardan eylesin...
b. İbadetin Devamlı Olanı Makbul
Şimdi insanlar kandilleri, kandil simitlerinden bilirler, camilerin
ışıklarından bilirler, takvimlerdeki yazılardan bilirler... Gelirler o
akşamı ihyâ ederler, camilerde namazlar kılarlar. Güzel! Allah-u Teàlâ
Hazretleri rahmetine vesile eylesin... Şu bizim küçücük, âcizâne,
nâçizâne davranışlarımızı rahmetine vesile etsin... Çünkü, biz onun
rahmetini zaten paramızla alacak durumda değiliz, gücümüz yetmez. O
kadar kıymetli şeyleri alacak paramız yok... Fakiriz, boynumuz bükük,
dermansızız, güçsüzüz. Ne gücümüz var, ne kuvvetimiz var, ne paramız
var, ne hâlimiz var... Allah bizim azımızı çoğumuza sayıp, o bizim
lâyık olmadığımız pırıl pırıl nimetlerini, izzetlerini, rahmetlerini
bizim üzerimize saçsın...
Asıl güzel müslümanlık, devamlı olan müslümanlıktır. Şimdi bu akşam
tevbe ettik mi?.. Tevbe ettik, Allah kabul eylesin... Ondan sonra?..
Ondan sonra artık Allah'ın iyi kulu olacağız.
"--Kandil gecelerinde güzel ibadet edip, ondan sonra bırakalım...
Ramazanda güzel ibadet edip, ondan sonra bırakalım... Hacca gidip bir
ibadet edelim, ondan sonra bırakalım..."
Olmaz! Peygamber SAS Hazretleri buyuruyor ki:
"--Allah, amellerden az da olsa devamlı olanını sever. Az da olsa,
böyle istikrarlı, muntazam, aksatmadan gitmeyi sever."
Allah-u Teàlâ Hazretleri bizden çok ibadet istemiyor. Tâkat
getiremeyiz. Peygamber Efendimiz de, çok fazla ibadet etmekten
ashâbını, etbâını men eylemiştir. Meselâ, bir hadis-i şerifinde
buyurmuş ki:
RE. 277/1 (Huzû mine'l-ameli mâ tutîkùn) "Amellerden güç
yetirebileceğiniz kadarına girişin!" Öyle meselâ, çok fazla ibadet
taat edip de, bir ara yapıp ondan sonra yorulup, dermansız düşüp,
ibadetten soğuyup kenara çekilmek doğru değil.
(Feinna'llàhe lâ yemellü hattâ temellû) "Çünkü, Allah sizin
yapacağınız ibadetlerden bıkmaz. Kulum çok ibadet etti, artık etmesin
demez." Amma kul bıkıverirse, mahvolur. Namazdan bıkıverirse, oruçtan,
ibadetten bıkıverirse, bu yoldan dönüverirse, bu güzel yolu bıraktı
mı, bundan sonraki yolların hiç birisi cennete götürmez. Haktan gayri
yol cehenneme götürür insanı. Allah saklasın...
Onun için amellerden güç yetirebileceğimiz kadarına girişeceğiz. Az
da olsa öz, dikkatli, devamlı olacağız. Boynumuzu bükeceğiz:
"--Yâ Rabbi, zâten senin bana verdiğin nimetleri ben hiçbir şekilde
ödeyemem. Benim kusuruma bakma, azımı çoğa say!" diye, yaptığımız
ameli hàlis yapmaya çalışacağız.
Kalbimizi pâk eylemeye, temiz tutmaya çalışacağız. Allah-u Teàlâ
Hazretleri devamlı güzel kulluk eden, bir günü öteki gününe eşit
olmayan, günden güne daha terakki eden, her günü bir gün öncesine göre
daha hayırlı, kazançlı olan müslümanlardan eylesin cümlemizi...
c. Allah'ın Sevdiği Kimseler
Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin sevgisini isteriz hepimiz, rızasını
isteriz. Allah-u Teàlâ Hazretleri de, kendi sevgisini bazı sebeplere
bağlamıştır. Meselâ,
(İnna'llàhe yuhibbü'l-müttakîn) "Allah takvâ ehli kulları
sever." (Tevbe: 7) buyuruyor. Yâni kimleri sever? Kur'an-ı
Kerim'den bir ayet-i kerime hatırımıza geldi: "Allah takva ehli
kulları sever."
(İnna'llàhe yuhibbü't-tevvâbîne ve yuhibbü'l-mütetahhirîn)
"Allah tevbeyi çokça eden, boynu bükük, hata yapsa bile hemen
dönüveren, dergâh-ı izzete ilticâ eden, tevbe eden kullarını sever;
temiz, pak kullarını sever. Hem tevbe edip manevî temizliğe girişen,
hem de maddî bakımdan da içini, dışını temiz tutan kimseleri sever."
(Bakara: 222) İşte bu temizliklere, bu sıfatlara dikkat
edeceğiz.
(İnna'llàhe yuhibbü'l-muhsinîn) "Allah muhsin kullarını
sever." (Mâide: 13) Ne demek muhsin?.. İhsan eden kullarını
sever. İhsanın birkaç mânâsı var: Birisi cömertlik... Birisine
malından, imkânından çıkartıp ihsân etmek, ikram eylemek. Bu aylarda
hayrımızı, bereketimizi çok yapacağız.
Peygamber SAS Hazretleri'nin bir hadis-i şerifinden okudum ki: "Bir
kul çarşamba günü oruç tutsa, perşembe günü oruç tutsa, cuma günü oruç
tutsa..." Peşpeşe üç gün, çarşambadan başlayıp, çarşamba, perşembe,
cuma günü. "Orucuna da dikkat etse..." Yâni, oruçlu olan insan
nâmahreme bakar mı?.. Bakmaz. Oruçlu olan insanın ağzından kötü söz
çıkar mı?.. Çıkmaz. Oruçlu olan kimse başkasını incitir mi?..
İncitmez. "Diliyle, eliyle hiç kimseyi incitmeden, böyle âdâbına uygun
oruç tutmuş bir kimse, çarşamba tuttu, perşembe tuttu, cuma günü
tuttu. Cuma günü olduğu zaman da, az veya çok bir sadaka verirse;
Allah-u Teàlâ Hazretleri onu anasından doğduğu gün gibi günahlardan
pâk eyler." buyuruyor.
İnşâallah, önümüzdeki hafta hatırınızda olsun, çarşamba gününden
başlayın oruç tutmaya. Çarşambayı tutun, perşembeyi tutun, cumayı da
tutun!.. Cuma günü de bir cömertlik yapın! Etrafınızdaki muhtaç
insanları kollayın! İyi insanlar el açıp dilenmez, utanır. Allah'tan
korkar, dilenmez. Siz muhtaç insanı etrafınızda bakın, arayın!..
Onların bazıları, dış görünüşü itibariyle iffetinden zengin
sanılacak gibi durur. Meslekten olan insan, ayağı, kolu sağlamsa bile,
oraya bir ciğer sarıyor, üstüne kanlı bir bez koyuyor... O meslekten,
o para almak için yapıyor, koluna onu sardı.
Ama asıl fakir, hiç sesini çıkartmaz. Yedi sekiz tane çocuk perişan
durumdadır. Bakarsın kadıncağızın yüzü sapsarı... Bakarsın beyin beli
iki kat olmuş. Neden?.. Zorluk çekiyor. İşte yerine varsın diye,
öylelerini bulursanız daha da iyi olur. Allah'tan da dilersiniz, "Yâ
Rabbi, benim sadakam yerine varsın!" diye. Böyle şeylere dikkat edin!
İşte bak, "Tevbe yâ Rabbi!" demek bir affolma sebebi ama üç gün
oruç tutup da, insan bir de böyle ihsanda bulundu mu, demek ki bu da
bir başka türlü yol.
Allah takvâ ehli insanları sever. Bir okuduğumuz ayet-i kerimede de
öyle buyurdu. Takvâ ehli insanları sever.
"Muhsin kulları" bir de şöyle anlaşılabilir: Muhsin ne demek?..
İhsan yapmak. İhsan ne demek?.. Bir şeyi güzel yapmak demek. İbadeti
güzel yapana muhsin derler. Peygamber Efendimiz'e Cebrâil AS sordu:
(Ve me'l-ihsânü yâ rasûla'llàh?) "İhsan nedir? İbadette ihsan
nasıl olur?" dedi.
İhsân, Allah-u Teàlâ Hazretleri'ni görüyormuş gibi ibadet etmektir.
Bizim şu gözlerimiz, güneşe bile bakmaya tahammül edemiyor. Allah-u
Teàlâ Hazretleri'nin tecellisine dağlar dayanamamış. Tur Dağı parça
parça olmuş da, Mûsâ AS baygın yere düşmüş. Tabii gözümüzle göremeyiz,
amma o bizi görüyor. "Her yerde hâzır ve nâzır. Bana benden yakın, şah
damarımdan daha yakın." diye, edebimizi takınıp da kulluğumuzu, ihsan
derecesinde güzel, görüyormuş gibi yapabilsek. İşte Allah'ın sevgisini
kazanmanın yolu. Herkesin yapabileceği bir şey. "Rabbim beni görüyor,
Allah benim yaptıklarıma şahit, her yerde hâzır ve nâzır..." İşte
ihsan böyle de olabilir.
Yâni çıkartıp cebinden para vermek sûretiyle yapmak, o cömertlik,
güzel... Ama bir de böyle manevî ihsan diye de bir şey vardır; o da bu
tarzda olur.
Sonra her yaptığı şeyi insanın güzel yapması lâzım!.. Oruç tutmuş;
dikkat edip güzel tutsun... Derviş olmuş; dikkat edip güzel dervişlik
yapsın... Namaz kılıyor; dikkat edip güzel namaz kılsın... Usûlüne,
erkânına uyarak, şuuruna vara vara, tadını böyle damla damla, yudum
yudum, böyle lezzetli bir meşrubat içer gibi, çay içer gibi, tadına
vara vara, öyle ibadet yapsın. Abdest alıyor; abdestini güzel alsın.
"--Bak dirseğinin arkası ıslanmadı şapır şupur, şapır şupur
alırken. E burası ıslanmayınca olmaz ki! O dirsek ıslanacak. Şöyle her
şeyini güzelce yap..."
Şap, şap, şap... Üç defa yüzüne suyu vurdu, gözlerinin kenarlarına
gelmedi su... Veyahut, sen burasını yıkadın, alnının üst tarafı kaldı.
Yanağının kenar tarafı kaldı.
Güzel yapacak. Allah her şeyde güzel yapmayı müslümanların boynuna
borç kılmıştır. Neyi alırsa güzel yapacak müslüman. Müslümanın kendisi
güzeldir, ef'âli güzeldir, ahlâkı güzeldir, elinden gelen her iş de
güzel olacak. Demek ki, öyle olursak Allah bizi sevecek.
Evlâtlık yapıyoruz, güzel evlâtlık yapalım! Anneyiz, güzel annelik
yapalım! Babayız, güzel babalık yapalım! Kardeşiz, güzel kardeşlik
yapalım. Allah bizi kardeş etmiş mi birbirimize?
(İnneme'l-mü'minûne ihvetün) [Şüphesiz mü'minler birbiri ile
kardeştirler.] (Hucurat: 10) Kardeş etmiş. Hadi bakalım,
kardeşliği güzel yapalım! Her işimizi bu tarzda yapmağa dikkat
edelim!..
Allah takvâ ehli insanları sever. Takvâ ehli, günahlardan sakınan,
çekinen; "Acaba benim yaptığım iş, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin
rızasına muvafık mı, değil mi?.. Böyle yaparsam Allah razı gelir mi,
gelmez mi?" diye düşünerek, her yaptığı işi sakına çekine güzel yapan
kimsedir.
Bir şey daha var, bir hadis-i şerifte Peygamber SAS buyurmuş ki:
RE. 275/14 (Hakkat muhabbetî li'l-mütehàbbîne fiyye) "Benim
sevgim, muhabbetim birbirleriyle muhabbetleşenlere hak oldu." Allah-u
Teàlâ Hazretleri'nin böyle buyurduğunu, bize nakleylemiş Peygamber
Efendimiz SAS.
O halde birbirimizle samimi dost olacağız. İçli dışlı, samimi, içi
başka dışı başka olmayan, kalbi pâk kimseler olacağız. Birbirimizle
hediyeleşeceğiz, birbirimizle yardımlaşacağız.
..................
Güzel şeyleri devamlı yapmayı, dinimiz bize tavsiye ediyor. Onun
için, müslüman bazı şeyleri devamlı yapmayı öğrenecek. Orucu da biraz
fazlaca tutacak ki, şu nefis zabt ü rabt altına alınsın... Akıl hakim
olsun, nefis mahkûm olsun... Nefis aklın hizmetine girsin. Şu vücut
ülkesinin sultanı, ana yöneticisi akıl olsun, akl-ı selim olsun. O
deli dolu, taşkın, azgın nefis, onun emrine girsin, azgınlık yapmasın.
Sonra, güzel ahlâk onun askeri olsun, içimize onlar hükmetsin.
Yoksa böyle şeytan hükmetti mi, nefis hükmetti mi, müslümanlar iyi
müslüman olmadığı zaman, İslâm alemi harab oluyor. Haydi harab
olmasını dünyadır diyelim, dünya gelip geçicidir diyelim; ahiretler de
harab oluyor!..
Onun için, bu güzel günleri fırsat bilelim! Allah-u Teàlâ
Hazretleri'ne yalvaralım! Yalvarma zamanıdır. Kulun yalvarmaktan
başka, güzel yapabileceği başka bir şey yoktur. Her şey Allah-u Teàlâ
Hazretleri'nin elindedir. Boynunuzu bükersiniz, el açarsınız, gözyaşı
dökersiniz, "Yâ Rabbi beni affet!" diye yalvarırsınız.
Ola kim rahmet kıla ol pâdişâh;
Ol Kerîm ü ol Rahîm ü ol İlâh...
Yâni öyle boyun büküp, yalvarıp yakardığımız zaman, umulur ki;
Allah-u Teàlâ Hazretleri "Duaları kabul edeceğim!" diye vaad buyurmuş,
o vaadin hürmetine, bizim de böyle candan pişmanlığımız dolayısıyla,
bizi afv ü mağfiret eyler.
Yâni çok dikkat edeceğiz ki, şekildeki müslümanlık, nüfus
kağıdındaki müslümanlık olmayacak müslümanlığımız. Hakîkî müslümanlık
olacak, özümüze işleyecek müslümanlık, içimize işleyecek. İçimize
işlediği zaman, hangi kabın içinde hangi madde varsa dışarısına o
sızar.
(Küllü inâin yeteraşşâhu bimâ fîhi) "Hangi testinin içine
hangi maddeyi koyarsan, dışına sızan odur." Yağ koyarsan yağ çıkar, su
koyarsan su, pekmez koyarsan pekmez çıkar, dışına onu sızdırır. Bizim
içimiz iyi olduğu zaman, bizim dışımıza da iyi fiiller çıkacak.
Hareketlerimiz iyi olacak, sözlerimiz iyi olacak. Tetik olacağız,
akıllı olacağız. Başımıza böyle dalavereci bir insan geçirip de,
mahalleyi birbirine kattırtmayacağız. Birbirimizle yumruk yumruğa,
silah silaha geçip de çarpışmayacağız.
Allah-u Teàlâ Hazretleri hastalığı da indirmiştir, devayı da
indirmiştir. Hepsinin göstermiştir yolunu: "Şunları şöyle yapmazsanız,
şu hastalıklar sizi sarar. Şunları şöyle yaparsanız, bu hastalıklardan
böyle tedavi olursunuz." buyurmuştur.
Emr-i ma'ruf nehy-i münker, o şifalı şeylerden birisidir. Yâni
iyiliği emredeceğiz, kötülükten men edeceğiz. Kendimiz iyi olacağız.
İlk adım, kendimizin iyi olması... Tamam, kendimi bataklıktan kenara
çıkarttım, sağlam yere ayağımı bastım. İkincisi; oradaki, bataklıktaki
başkalarının elinden tutup, onları da çekip, o bataklıktan çıkartmağa
çalışacağız.
d. Allah'ın Dinine Yardım Edelim!
Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin yolunda, dinine hizmet için
çalışacağız. Dünya için çalıştığımız kadar... Bak cumartesi, pazar
oldu mu bazıları başka işlere geliyorlar. Yâni, pazartesiden
cumartesiye kadar işlerinde çalışıyorlar, cumartesi pazar günü de
başka işler yapıyor, daha fazla para kazanayım diye. Onun için, biz de
hiç olmazsa boş zamanlarımızı, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin dinine
hizmet etmekte, yardım etmekte çalışırsak, gayret edersek Allah-u
Teàlâ Hazretleri bize yardım eder.
Allah-u Teàlâ Hazretleri buyuruyor ki:
(Yâ eyyühe'llezîne âmenû kûnû ensâra'llàhi kemâ kàle îse'bnü
meryeme li'l-havâriyyîne men ensârî ila'llàh, kàle'l-havâriyyûne nahnü
ensâru'llàh, feâmenet tâifetün min benî isrâîle ve keferet tâifeh,
feeyyedne'llezîne âmenû âlâ aduvvihim feasbahû zâhirîn)
[Ey İman edenler, Allah'ın (dininin) yardımcıları olun!
Nitekim, Meryem oğlu İsâ AS havârîlere: "Allah'a giden yolda benim
yardımcılarım kimdir?" demişti. Havârîler de, "Allah yolunun
yardımcıları biziz!" demişlerdi. İsrâiloğullarından bir zümre inanmış,
bir zümre de inkâr etmişti. Nihayet biz, inananları düşmanlarına karşı
destekledik. Böylece üstün geldiler.] (Saf: 14)
Hazret-i İsâ AS, Allah'ın peygamberlerinden bir hak peygamberdi.
Meryem Validemiz'in oğlu, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin bir peygamberi,
aleyhi's-salâtü ve's-selâm... Annesi sıddîka, böyle ibadet ehli bir
kimse. Kendisi de Allah'ın vazifeli peygamberinden bir peygamber.
Vazifelenince, insanlara dedi ki:
(Men ensârî ila'llàh) "Allah yolunda bana kim yardım edecek?
Bu vazifeyi yapmakta, bu dini yaymakta kim yardım edecek?.." dedi.
İnsanların çoğu kenara kaçtılar da, havârîler dere kenarında
çamaşır yıkarlarmış. Havârî, o mânâya gelir diyorlar. (Kàle'l-havâriyyûne
nahnü ensâru'llàh) "Havarîler: 'Tamam, Allah'ın dinine bizler
yardım edeceğiz.' dediler."
Eh, çamaşır yıkayıcı, işçi insanlar. 10-12 kişi, neyse, adetleri
mâlum. Onlar, "Biz yardım edeceğiz!" dedi. Onlardan ne olur?.. Vali
değil, komutan değil, çok büyük zengin değil, parası pulu olan insan
değil, etrafında kavm u kabilesi olan insan değil... Bunlardan ne
hayır olacak?..
Hayır Allah'tan... Sen onun yoluna gir bakalım ne olacak? Onlar,
(Nahnü ensâru'llàh) "Biz Allah'ın dininin yardımcılarıyız, tamam,
emrindeyiz yâ İsâ!" dediler. Onun emrine girdiler. Ne oldu?.. (Feâmenet
tâifetün min benî isrâîl) "Benî İsrâil'den bir tâife onların
buyruklarını dinleyince, tebliğlerini dinleyince müslüman oldu. (Ve
keferet tâifeh) Bir kısmı da dinlemedi, onlar da kâfir oldu. İnkâr
ettiler, kabul etmediler. Mucizeleri gördükleri halde bir kısmı da
kabul etmedi."
Olsun, olabilir. Yâni her zaman. bizim dediğimiz zaman ille güzel
netice olmaz. Gidersin bir topluluğa dersin ki:
"--Allah'ın yoluna gelin, Allah'ın emrine itaat edin, Allah'ın
yolundan, izinden ayrılmayın!.."
Kaldırırlar çenene bir yumruk vururlar. Dişlerini kırarlar, burnunu
da kanatabilirler. Öylesi de olur. O da Allah yolunda cihad. Onun öyle
büyük ecri var ki...
Yâhut hakaret ederler. "Sen kendi işine bak!" derler. Peygamber
Efendimiz diyor ki: "Bir insana birisi kendisine nasihat ettiği zaman,
'Sen kendi işine bak!' demesi günah olarak yeter."
Öyle şey yok. Ama derler, hakaret ederler, şöyle derler, böyle
derler... Fakat onun harbde kılıç yarası yemiş gibi, gàzi olmuş gibi
sevabı vardır. Ne yapalım? Bazısı kabul eder, bazısı kabul etmez.
Kabul edenler bizimdir, kazanmışız. Onların yaptığı bütün ibadet ve
taatlerden biz sevap kazanırız.
"--Kabul etmeyenler?.."
Kabul etmeyenler de, sanki biz onunla savaş etmişiz de gàzi olmuşuz
gibi rütbe alırız. Kendisi bilir. Demek ki Allah nasib etmedi ona da.
Onun liyâkati yokmuş da Allah yoluna kabul etmiyor, camisine sokmuyor,
evine almıyor Allah-u Teàlâ Hazretleri!
El-hamdü lillâh, bizi evine kabul etmiş de burada yatsı namazını
kılmışız, mescidinde ibadet ediyoruz. Allah'ın ayetlerini, hadislerini
dinliyoruz, söylüyoruz. El-hamdü lillâh, kabul etmiş. Ya kabul
etmeseydi?.. Ya kabul etmeseydi de sinemada, kahvede, tiyatroda,
eğlence yerinde, meyhanede olsaydık!..
Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi bu kabulden sonra reddetmesin... Bu
müslümanlığın izzeti gibi izzet olmaz!
Hazret-i Ömer RA, Kudüs'e asker gönderdi. Kudüs'ü teslim edecekler
Kudüslüler, baktılar ki imanlı bir ordu geldi. Teslim olacaklar.
"--Teslim ederiz ama, devlet reisinize teslim ederiz!" dediler.
Medine-i Münevvere'ye haber gönderdiler. Medine-i Münevvere'den,
ooo, ne kadarlık yol! Yürüyecek de Kudüs'e kadar gelecek. Hazret-i
Ömer, bir kölesini aldı, bir kendisi. Öyle arkasında uzun üçyüz,
beşyüz kişilik kafileler yok. İki kişi yola çıktılar. Deve de bir
tane. Hepinizin, çoğunuzun bildiği gibi, deve bir tane... İki kişi
nöbetleşe bindiler. Bazen halife-i rûy-i zemin yürüdü, bazen köle
yürüdü.
O da insan ya, ona da insanlıktan dolayı, güzel huydan dolayı, "Gel
bakalım, sen de bin!" diyordu. Hep yürümeye razı. Başka, cahiliye
zamanındaki eski efendiler olsa, köleyi hep yürütür. Ama bu Hazret-i
Ömer. Şimdi İslâm geldi. "Gel bakalım, senin de canın var!" dedi.
Arada onu bindirdi, kendisi yürüdü, devenin ipinden kendisi çekti.
Arada kendisi bindi...
Geldiler Kudüs'ün yakınına. Dere var, suyu geçecekler. Hazret-i
Ömer eteklerini topladı, paçalarını sıvadı diyelim. Komutan geldi
karşıdan, savaş komutanı yâni, müslümanların komutanı:
"--Yâ Ömer, bu şehrin eşrâfı bekliyorlar. Bunların karşısında böyle
yalın ayak, paçalar sıvanmış olarak çıkmanız, izzet-i nefsimize uygun
düşmez. Yâni onların karşısında ayıp olur." demek isteyince, göğsüne
bir vurdu Hazret-i Ömer, dedi ki:
"--İzzet Allah'a aittir, Rasûlüne aittir ve mü'minlere aittir.
Müslümanlıktan başka izzet mi arıyorsun?.." dedi.
Böyle yalınayak yürüyor olabilir amma, izzet müslümanların...
Allah-u Teàlâ Hazretleri müslümanları aziz kılmış. Bu izzetten sonra,
bizi küfür zilletine düşürmesin... Kabulden sonra reddetmesin...
İmandan sonra küfre düşürmesin... Böyle bize itibar nasib ettikten
sonra, itibarsızlık durumlarına getirmesin... Yolunda dâim eylesin...
(Feeyyedne'llezîne âmenû alâ aduvvihim) Nusret kimden, zafer
kimden?.. Allah'tan. Allah-u Teàlâ Hazretleri diyor ki: "O oniki kişi
havârî idi ama, (eyyedne'llezîne âmenû alâ aduvvihim)
düşmanlarına, biz iman edenleri destekledik, takviye ettik de, gàlip
geldiler; (feasbahû zâhirîn) onlar üstün geldiler."
Evet, oniki tane çamaşır yıkayıcı işçi idi ama, sonunda izzet
itibar sahibi onlar oldu, onlar kazandı. Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin
yolunda yürüdükleri için.
e. Kardeşlerime Bir Kavuşsaydım!
Peygamber SAS Hazretleri bir keresinde, hadis-i şerifinde buyurmuş
ki:
"--Ah, ah şu kardeşlerime bir mülâki olsaydım, bir kavuşsaydım
kardeşlerime!.."
Böyle bir hasretli söz söyledi Peygamber Efendimiz. Dediler ki:
(Yâ rasûla'llàh, elesnâ ihvânek) "Bizler senin kardeşlerin
değil miyiz? İşte karşındayız ya! Kimlerle kavuşmak isityorsun sen?"
(Bel entüm ashâbî) "Sizler benim ashâbımsınız. Benim
ihvânım, benden asırlar sonra, yıllar sonra gelip de beni görmedikleri
halde, bana iman edip de yolumca yürüyenlerdir." dedi.
Yâni, bize şevk duymuş. Rasûlüllah SAS Efendimiz: "Ah o ihvânımı
görsem, onlarla karşılaşsam!" diye, o zamandan temenni etmiş. Niye
bize diyorum?.. E biz işte aradan 1400 sene geçti, görmediğimiz halde
iman etmişiz.
Allah-u Teàlâ Hazretleri, Rasûlüllah'ın şefaatine, iltifatına,
teveccühüne bizi mazhar eylesin... Rüyada cemâlini görmeyi nasib
etsin... Ahirette komşuluğunu nasib etsin... Havz-ı Kevserinden doya
doya içmeyi nasib etsin...
Peygamber Efendimiz'in sünnetine uyanlara, ümmetin bozulduğu
zamanda sünnetine uyanlara, yüz şehid sevabı vaad edilmiş. Ne kadar
güzel! "Aman şu sünnet nedir?" diye hemen bu günden itibaren gidelim
kitapları açalım, neymiş bu sünnet ki, insan o sünneti ihyâ ettiği
zaman yüz şehid sevabı alıyor?..
Ümmetin fesada uğradığı zamanda, Peygamber Efendimiz'in sünnetine
uyanlara yüz şehid sevabı var... Rasûlüllah'ın "Ah bir kavuşsam, ah
bir görsem!" diye şevk duyduğu insanlar olmak istemez miyiz?.. Yüz
şehid sevabı almış, şehidlik mertebesine çıkmış olmak istemez miyiz, o
insanlardan olmak istemez miyiz?.. İsteriz. Ama çalışacağız.
Çalışacağız...
Beni birkaç günlüğüne bir komisyona çağırdılar. Sabahtan
kalkıyorum, akşama kadar... Arkadaşlarım da, komisyonda çalışan
kimseler de oradan profesör, buradan bilmem kim... Sigara içiyorlar
filân, biraz zor da geliyor ama, işte bir dünya işi için öyle
çalışıyoruz. Ahiretin sevapları kazanılacak, şehid rütbesi alacak
insan... Şehid rütbesi alacak, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin sevgili
kulu olacak, sevdiği kulu olacak, Peygamber Efendimiz'in, "Ah bir
kavuşsaydım!" diye temenni ettiği, "Kardeşim!" dediği insanlar olacak.
Biz ashabdan değiliz. Biz Peygamber Efendimiz'in ashabı mıyız?..
Hayır! Peygamber Efendimiz'in ashabı, onun sohbetine ermiş kimseler...
Peki kardeşi?.. Kardeşlik sıfatı vermiş Peygamber Efendimiz. Kendinden
sonra gelip de, görmediği halde kendisine inanan insanlara, Peygamber
Efendimiz: "Kardeşim!" diye hitab etmiş, "Kardeşlerim!" diye hitab
etmiş, "Ah o kardeşlerime bir kavuşsam" diye hitab etmiş. Ne büyük
rütbe!.. Rasûlüllah Efendimiz'in ihvânı olmak, onun kardeşi olmak
sıfatı ne güzel bir sıfattır.
Şu mübarek günler hürmetine Allah bizi Rasûlüne en güzel tarzda
uyanlardan eylesin... Şu ümmetin bozulduğu, fesada uğradığı,
günahların çoğaldığı zamanda, sünnetini ihyâ edenlerden eylesin...
Sakalımızla, kılığımızla, kıyafetimizle, güzel huyumuzla,
ahlâkımızla...
Ne kadar hoşuma gidiyor, Peygamber SAS Efendimiz, bakın, kız
babaları, oğlan babaları, aile reisleri dikkat edin: Peygamber SAS
Efendimiz'in yanına kızı Fâtımatü'z-Zehrâ geldiği zaman, ne yapardı
biliyor musunuz?.. Rasûlüllah SAS ayağa kalkardı. Kızının elinden
tutardı, iltifat ederdi. Gel kızım diye, onu oturduğu yere oturturdu.
1400 sene önce... Çöllerin, kumların arasında ama, kumların arasında
pırlanta!..
Şimdi ne var, şu medeniyet dediğimiz diyarlarda?.. Çirkef, günah,
kabahat, kusur, kaş çatıklığı, zulüm... Demek ki, medeniyet asıl içte
olan bir şeymiş, kalbde olan bir şeymiş. Bak, Rasûlüllah Efendimiz'in
medenî seviyesinin yüksekliğine kim erişebilir?.. Kızı gelince ayağa
kalkıyor da, iltifat buyuruyor da, alnından öpüyor.
Kızını alnından öpermiş, ondan sonra elinden tutarmış, oturduğu
yere oturturmuş. Kâinatın Efendisi, gelenlerin, geleceklerin en üstünü
Peygamber SAS Efendimiz. Bak, evlâda muhabbet nasıl oluyormuş?..
Kendisinden yaşça küçük... Büyük, ak sakallı değil yâni gelen kimse.
Kendisinden yaşça küçük bir kimseye yapılan muameleye bak!..
İşte öyle evlâtlar asil evlât olur. Bak Peygamber SAS buyurmuş ki:
"--Evlâtlarınıza asil insan muamelesi yapın!"
Biz nasıl yapıyoruz?.. Otur, kalk, çat çut!.. Nerede kaldı bizim
Peygamber Efendimiz'in sünnetine uymamız?..
Tasavvufta, tarikatte bir şey vardır. İnsan fenâ fi'ş-şeyh olacak,
sonra fenâ fi'r-rasûl olacak, ondan sonra fenâ fi'llâh makamına
erecek. Şimdi Rasûlüllah'ın ahlâkıyla ahlâklanmadan, Rasûlüllah'ın
sünnetini hazmedip de hayatında her hâliyle onu göstermeden, fenâ fi'r-rasûl
olur mu?.. Rasûlüllah'a benzeyecek her hâlimiz.
"--Benzeyelim hocam ama, Rasûlüllah Efendimiz nasıldı?.."
Oku!.. Bir günde kaç sayfa gazete okuyoruz, kaç sayfa kitap
okuyoruz, kaç saat harcıyoruz telefisyonların başında?! Telef
makineleri, zamanı telef makinelerinin karşısında nice zamanlarımızı
harcıyoruz da, Rasûlüllah'ın sünnetini okumuyoruz. Şemâilinden
haberimiz yok, sünnetinden haberimiz yok, dinimizin emirlerinden
haberimiz yok... Allah-u Teàlâ Hazretleri bize Kur'an-ı Kerim'i
göndermiş de, Kur'an-ı Kerim'i okumuyoruz.
Bak, kardeşlerimiz kağıt gönderdiler, "Dört tane hatim var!" diye
yazmışlar. Dört tane hatim, dört defa okunmuş Kur'an-ı Kerim. Neden
okuyoruz?.. Ölülere hediye edilmek için mi okunuyor Kur'an-ı Kerim?..
Ölülerden çok dirilere lâzım Kur'an-ı Kerim. Ölülere da lâzım ama,
bizim hayatımızı tanzim edecek, biz onunla Allah'ın ahkâmını
öğreneceğiz de, Allah'ın rızasını kazanacağız.
Onun için, Kur'an-ı Kerim'i hatmetmek güzeldir amma, bir de
başından sonuna mânâsını okuyalım! Elimize kalem alalım! Yanımıza
defteri koyalım! Kur'an-ı Kerim'i de şuraya koyalım!.. Okuyalım, ne
buyurmuş?.. Ne buyurmuşsa, buraya aklımızın aldığı kadar yazalım, bir.
"Bugün okuduğum Kur'an ayetlerine göre, Allah-u Teàlâ bana şöyle
buyurmuş." diye yazalım, tatbik edelim!..
Allah-u Teàlâ Hazretleri, bilmediğini öğrenen, öğrendiğini de
yaşayan, tatbik eden, hakiki müslüman eylesin... Dudak müslüman
etmesin... Dil müslümanı, söz müslümanı etmesin... Gönülden müslüman
olmayı nasib etsin...
Sonra, etrafımıza da İslâmca davranıp, cemiyetimizde cemaatimizde
de İslâmlığı göstermeyi nasib etsin... Ailemizde İslâmlık olacak.
Karımızla, çocuğumuzla münasebetlerimizde, komşularımızla
münasebetlerimizde müslümanlık görülecek... Cemaatimizde,
cemiyetimizde görülecek, şehirlerimizde görülecek, devletimizde
görülecek, ümmetimizde görülecek... Her yerde İslâm'ın ahkâmı, ahlâkı
böyle zâhir olacak, pırıl pırıl... Burası İslâm diyarıdır, huduttan bu
tarafa geçtiğin zaman, taşı toprağı pırıl pırıl göreceğiz. Öyle olması
lâzım! Öyle intizamlı olması lâzım her şeyimizin...
Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi gaflet uykusundan uyandırsın...
Cehaletten kurtarsın... Gönüllerimize ma'rifetu'llàhın nurlarını
yağdırsın... Gönüllerimizi aydınlatsın... Gönüllerimizin pasını
gidersin...
Bir ayna paslanırsa, göstermez. O gönül âyinesinin pası giderse,
maarif-i ilâhiyeyi insan oradan müşahede eder. Ma'rifetu'llàha eren,
muhabbetu'llàha sahip olan, hâlis, hakîkî müslüman olmayı Allah
cümlemize nasib eylesin; şu mübarek cuma akşamı hürmetine, şu mübarek
Receb ayı hürmetine, şu mübarek kandil hürmetine...
Allah-u Teàlâ Hazretleri, Receb ayına Receb el-Esab buyurmuş. Yâni
din kitaplarımızda bildiriliyor ki, sıfatlarından bir tanesi Receb el-Esab...
Böyle rahmet-i ilâhiyyenin bol bol sabbolduğu, yâni döküldüğü; güldür
güldür çağlayanlardan dökülür gibi, rahmet-i ilâhiyenin döküldüğü bir
ay bu ay... O rahmetlerden biz istifade edemezsek, çağlayanın yanında
susuzluktan kavrulup da susuz ölürsek, yazık!.. Kana kana onlardan
içip de, içini dışını nurlandıranlardan eylesin...
f. Hatm-i Hàcegân ve Dua
Fâtiha-i şerife mea'l-besmele-i şerife...
............................
Üçer salevât-ı şerife...
............................
İkişer Elem neşrah leke mea'l-besmele...
............................
Onbeş İhlâs-ı Şerif mea'l-besmele...
............................
Fâtiha-i Şerife mea'l-besmele...
............................
Üçer salevât-ı şerife...
............................
Fa'lem ennehû: "Lâ ilâhe illa'llàh" (9 defa)
Lâ ilâhe illa'llàhü'l-melikü'l-hakku'l-mübîn, muhammedün
rasûlü'llàhi sàdıku'l-va'dü'l-emîn. Feeksirû mine's-salâti aleyhi
tekûnû mine'l-fâizîn.
Allàààhümme salli alâââ, seyyidinâââ... muhammedinin nebiyyi'l-ümmiyyi
ve alâ... aaalihiii, ve sahbihiii, ve sellim... (3 defa)
.............
Sübhàne rabbiye'l-aliyyi'l-a'lel-vehhâb...
El-hamdü lillâhi hakka hamdih.... Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ
hayra halkıhî seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn... Ve
men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Allàhümme yâ rabbenâ, yâ rabbenâ, yâ rabbenâ... Yâ mucîbe'd-deavât,
yâ safiyye'l-eltàf, yâ ekreme'l-ekremîn!..
Yâ Rabbi, şu mübarek gece hürmetine yaptığımız ibadet ve tâatleri
lütfunla kereminle kabul eyle... Zikirlerimizi, tesbihlerimizi,
hatimlerimizi kabul eyle... Adedi bize bildirilmiş olanları ve
kardeşlerimizin kendilerinin cüz dağıtarak okuduklarını ve sâir
kardeşlerimizin kendilerinin okumuş oldukları hatimleri kabul eyle...
Yâ Rabbi hàsıl olan ücûr u mesûbâtı şu mübarek Regàib Gecesinde
Peygamberimiz Efendimiz Muhammed-i Mustafâ SAS Hazretleri'ne âcizâne,
nâçizâne, fakîrâne kandil hediyesi olarak arz ve takdim eyledik, vâsıl
eyle yâ Rabbi!.. Peygamber Efendimiz'in şefaatine, iltifatına biz aciz
ümmetleri nâil eyle yâ Rabbi!..
Yâ Rabbe'l-àlemîn, Peygamber Efedimiz'in cümle sevgili ashabının,
etbâının, ahbâbının ruhlarına da ayrı ayrı hediye eyledik, vâsıl
eyle...
Yâ Rabbi, sâir enbiyâ ve mürselîn ve cümle evliyâullahın ve
hàssaten verese-i enbiyâ ulemâ-i izâmımız ve meşâyih-ı kirâmımızın,
silsilemize mensub sàdât ve meşâyih-ı turûk-u aliyyemizin ruhlarına
hediye eyledik vâsıl eyle...
Hatimleri okuyan kardeşlerimizin geçmişlerine ve sâir ihvânımızın
geçmişlerine ikrâm eyle...
Yâ Rabbi, şu beldelerde o şehidlerin, gazilerin hürmetine
yaşıyoruz; bu beldeleri Allah Allah diye diye, canını ortaya koyarak,
çarpışarak fethetmiş olan fatihlerin, şehidlerin ruhlarına hediye
eyledik vâsıl eyle...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, cümle ashab-ı hayrât ü hasenâtın ruhlarına vâsıl
eyle... Hàssaten içinde toplanıp da şu ibadetleri yapabildiğimiz şu
caminin yapılmasında emeği geçmiş olanların geçmişlerinin ruhlarına
ikram eyle... Amin diyen kardeşlerimizin de geçmişlerine ikram eyle...
Şu beldemizde medfun bulunan mü'minîn ü mü'minâtın, hàssaten
beldemizin medar-ı iftiharı olan evliyâullahın, Tâceddin Sultan'ın,
Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri'nin ruhlarına hediye eyledik vâsıl
eyle...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, Hazret-i Adem Atamız'dan bugüne kadar gelmiş,
geçmiş mü'minîn ü mü'minât ve müslimîn ü müslimât ve sàlihîn ü
sàlihàta da hediye eyledik vâsıl eyle...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, arkasından nesilleri kesilmiş olup, boynu bükük
hayır dua beklediğıi halde, kendisine dua edilmeyenlere de ikram eyle
yâ Rabbi!..
Yâ Rabbe'l-àlemîn, cümlesinin kabirlerini şu hediyye-i
Kur'aniyyelerimizle pürnûr eyle... Yâ Rabbi, bu hatimleri kendilerine
yoldaş eyle... Ruhlarını memnun ve mesrûr eyle...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, Ümmet-i Muhammed'e rahmeyle... Yâ Rabbi, Ümmet-i
Muhammed'e lütfeyle... Yâ Rabbi, Ümmet-i Muhammed'in başına gelenler
kendi müslümanlıklarındaki kusurlarındandır; yâ Rabbi, bizleri afv ü
mağfiret eyle... Yâ Rabbi, bizleri lütfunla, kereminle ıslah eyle...
Kahrınla, gazabınla ıslah eyleme yâ Rabbi!.. Düşmanla terbiye eyleme
yâ Rabbe'l-àlemîn!..
Yâ Rabbi, şu güzel sulh ü sükûn zamanlarında, bugünlerin kadrini,
kıymetini bilip de, sana güzel kulluk etmeyi nasib eyle... Başı dara
gelince, sıkıştığı zaman seni ananlardan eyleme yâ Rabbi!.. Çünkü
öylelerinin duasını kabul etmeyeceğini bildirmişsin yâ Rabbe'l-àlemîn!..
Yâ Rabbi, evlatlarımızı, ailelerimizi, zürriyetlerimizi de sevdiğin
kullar eyle... Yâ Rabbi, bizi cümle sevdiklerimizle, dostlarımızla
beraber cennetine dahil eyle... Sevdiklerimizden bazılarını aramızda
görmeyip de, bizi mahzun eyleme yâ Rabbi!..
Yâ Rabbi, şaşıran kardeşlerimize hidayet eyle... Yâ Rabbi, bize
zikrinde, şükründe, hüsn-ü ibadetinde yardım eyle... Yâ Rabbi,
tevbemizi sàdık tevbe eyle... Yâ Rabbi, bizleri vefakâr kul eyle,
tevbesine bağlı kullardan eyle... Söz verip de dönenlerden eyleme...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, gözümüzün perdesini kaldır... Yâ Rabbi,
gönlümüzün içini nurlandır, gönül gözümüzü aç...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, hakkı hak olarak görüp ona tâbî olmayı bizlere
nasib eyle... Bâtılın bâtıl olduğunu görüp ondan kendimizi korumayı,
uzak durmayı nasîb eyle...
Yâ Rabbi, bir kavmin fitnesini murad ettiğin zaman, bizi o fitneye
uğrayanlardan eyleme... Yâ Rabbi, ahir zamanın fitnelerine bizleri
karıştırıp helâk eyleme... Deccal'in fitnesine uğratma...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, dîn-i mübîn-i İslâm'ı iyice öğrenmeyi nasîb
eyle... Okuyup hatimlerini indirdiğimiz şu Kur'an-ı Kerim'in ahkâmına
bizleri âşinâ eyle... Yâ Rabbi, bizleri ehl-i Kur'an zümresine dâhil
eyle... Yâ Rabbi, bizi okuduğumuz şu Kur'an-ı Kerimlerin şefaatine
nâil eyle...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, ömrümüzü Kur'an-ı Kerim'in ahkâmına göre sürmeyi
nasîb eyle... Haramlarını haram bilip, ondan uzak durmayı nasîb
eyle... Helâlleri helâl bilip, onları işlemeyi nasîb eyle... Sevaplı
işlerle ömrümüzü geçirmeyi nasîb eyle...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, cümlemize sıhhat ü afiyetler nasîb eyle...
Kardeşlerimizin yakınlarının, kendilerinin, dostlarının hastalıklarına
şifalar ihsân eyle... Yâ Rabbi, gizli âşikâr dertlerimize devâlar
ihsan eyle...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, her işimizin önünü, sonunu hayr eyle...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, müslümanların arasındaki kırgınlıkları izâle
eyle... Çarpışmaları sulha döndür...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, müslümanların gönüllerini tevhid eyle...
Yâ Rabbe'l-àlemîn, müslümanlarla uğraşan kâfirleri perişan eyle...
Yâ Rabbi, senin yolunda i'lâ-yı kelimetullah için, dîn-i mübîn-i
İslâm'ı korumak için çarpışanları mansur ve muzaffer eyle... Esir,
mazlum ve mağdur kardeşlerimizi esaretten, zulümden ve gadirden halâs
eyle yâ Rabbi!..
...............
Yâ Rabbi, bizlere tevfîkını refîk eyle... Ömrümüzü senin yolunda
geçirmeyi nasîb eyle yâ Rabbi!.. Peygamber Efendimiz'in sünnetine
sımsıkı temessük eylemeyi, böylece şehid sevapları kazanmayı nasîb
eyle yâ Rabbi!..
Senin dinini cihanın en uzak köşelerine kadar yaymayı bizlere nasîb
eyle yâ Rabbi!.. Ezanların sustuğu diyarlara tekrar ezanlar okumayı,
götürmeyi, bizlere nasib eyle yâ Rabbi!... İstilâya uğramış İslâm
beldelerini tekrar kurtarmayı nasîb eyle yâ Rabbi!..
...............
Cümlemizi helâl, pâk tıyb kazançlar ile merzuk eyle yâ Rabbi!...
Haramlarından bizleri mahfuz eyle yâ Rabbi!..
Son nefeste cümlemize ol kelime-i tayyibe-i münciye-i mübâreke ki,
buyurun:
"--Eşhedü en lâ ilâhe illa'lllàh, ve eşhedü enne muhammeden
abdühû ve rasûlüh." diyerek, ve Rasûlüllah Efendimiz'in cemâlini
müşâhede ede ede, cennetteki köşklerimizi, bahçelerimizi göre göre ruh
teslim etmeyi nasîb eyle yâ Rabbi!..
Bi-hürmeti esmâike'l-hüsnâ ve habîbike'l-müctebâ... Ve bi-hürmeti
leyleti'r-regàib... Ve bi-hürmeti leyleti'l-cumâti'l-garrâ... Ve bi-hürmeti
esrârı sûreti'l-fâtihah!..
28. 03. 1985 / Özelif Camii - Ankara