Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN Rh.A
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri!..
Size Avustralya'dan hitap ediyorum. Avustralya'nın güzel bir şehri,
Birisbane şehri... Sydney'in 1000 km kadar kuzeyinde sahilde bir
şehir... Onun yakınında Thumba isimli bir yayla kasabada, bahçeler
şehri denilen yerde 250 kadar aile, hanımlarıyla, çocuklarıyla,
beyleriyle güzel bir mekânda, üniversitenin yakınındaki bir yerde
toplantılar yapmıştık. Sekiz-dokuz gün devam etti. Aile eğitimi
çalışması oldu. Onları bitirdik. Ramazan'a burada başlamış olduk.
Burası tabii düzenli bir ülke... Altyapı dediğimiz yol, iletişim ve
diğer hususlar muntazam... Diğer İslâm ülkelerinin de öyle olmasını
temennî ediyorum. Halkın hizmetlerinin daha güzel yapılmasını temennî
ediyorum. Yakın yakın bölgeler olduğu halde. meselâ Endonezya ile
Avustralya arasında büyük fark var.
Bir ara kısa bir şekilde Filipinler'in Manila şehrini görmüştüm.
Manila'nın içine gitmemiştim. Ama giden arkadaşlar, çok perişan
olduğunu ve fakirliğin çok yaygın olduğunu söylemişlerdi. Oraya
gitmiş, zekâtlarını vermiş, göz yaşlarıyla dönmüşlerdi. Tabii
Filipinler, diktatörlerin idare ettiği bir ülkeydi. Diktatörler
milyarları doldurdular Amerikan bankalarına, kendi hesaplarına
yatırdılar, öldüler gittiler; ama halklarına hizmet etmediler. Temennî
ediyoruz ki, halklarına hizmet eden iyi insanlar yönetici olsunlar ve
halklar da kendi haklarını çiğnetmesinler. Kendilerine hizmet edecek
insanları bilip, destekleyip, onları seçip, onları çalıştırsınlar.
Ülkeler arasında çok bâriz farklar var. Endonezya başka türlü,
Filipinler başka türlü... Avusturalya çok değişik, birden çok büyük
güzelliklerle karşılaşıyorsunuz. Singapur güzel, Malezya gelişmekte...
Allah bütün âlem-i İslâm'a iyilikler ihsân eylesin, gelişmeler ihsân
eylesin. Bunu temennî ediyoruz...
a. Oruç Tutup Sevap Kazanamamak
Ramazan ayı başladı. Beraber başladık, Avustralya ile Türkiye
arasında gün farkı olmadı ve bir kaç gündür oruç tutuyoruz. Çarşamba,
perşembe, cuma... üç gündür oruç tutuyoruz. Benim tabii oruç konusunda
en önemli gördüğüm şeylerden birisi, oruç tutup da sevabı
kazanamamak... Oruç çok önemli bir ibadet ama oruç tutup sevabı
kazanamama ihtimâli var. Onun için önce onula igili bir hadis-i şerifi
okuyup biraz konu üzerinde durmak istiyorum. Ebû Hüreyre RA'ın rivâyet
ettiğine göre, İbn-i Mâce'de, Neseî'e, İbn-i Huzeyme'de, Hâkim'de ve
diğer kaynaklarda var, et-Tergîb'de var. Peygamber SAS buyurdular ki:
(Kàle rasûlullah SAS: Rubbe sàimin leyse lehû min sıyâmihî illel-cûu
ve rubbe kàimin leyse lehû min kıyâmihî illes-seher.)
Bu münâsebetle, bu hadis-i şerifi açıklarken, bir şeyi vurgulamak
istiyorum sevgili dinleyiciler; Peygamber SAS Efendimiz buyuruyorlar
ki: "Nice oruç tutan insan vardır ki, tuttuğu oruçtan ona bir kâr, bir
kazanç, bir sevap gelmez, ancak aç kalmış olur. Aç kalmaktan başka
eline bir şey geçmez." Yâni boşa gider.
"Nice kàim insan vardır ki..." Kàim burda, geceleri kıyam
edip, kalkıp namaz kılan demek, gecesini ibadetle ihyâ eden demek:
"Nice geceleyin kalkıp namaz kılan insan vardır ki, (leyse lehû min
kıyâmihî illes-seher) sevap kazanacağım diye kalkıp, uykusunu
terkedip ibadet etmesinden bir sevap kazanamıyor, bir mükâfat
alamıyor, bir ecir elde edemiyor. Sadece uykusuz kalmış oluyor. Yâni
ibadet boşa gidiyor."
Aziz ve sevgili kardeşlerim, ibadetlerin boşa gitmesi olayı
Kur'an-ı Kerim'in âyetleriyle sabit bir olaydır. Meselâ insan zekât
verir ama verdiği zekât, sadaka makbul olmaz. Allah kabul etmez. Bir
ecir, bir sevap alamaz.
(Lâ tübtılû sadakàtiküm bil-menni vel-ezâ) "Minnet ederek,
başa kakarak, verdiğiniz kimseyi üzerek, ezâlandırarak sadakanızı,
zekâtınızı verirseniz ondan bir kâr edemezsiniz. Sevabı iptal olmuş
olur." buyuruyor Allah-u Teàlâ Hazretleri...
Ebû Hüreyre RA'den rivâyet edilmiş olan bu hadis-i şerifte de
Peygamber Efendimiz bazı kimselere orucun fayda vermeyeceğini, bir kâr
getirmeyeceğini, geceleyin kalkıp, ibadet etmesinin bir kâr
getirmeyeceğini bildirmiş oluyor. Neden acaba?..
Alimler çeşitli şekillerde bunu açıklamaya çalışmışlardır. Meselâ
insan gündüz oruç tutar da, akşam haramla orucunu açarsa, yanî
haramdan kazanılmış gıda ile orucunu açarsa, o zaman ne olur?
Orucundan bir sevap alamaz, böyle olabilir.
Yâhut oruç tutarken, orucun manevî şartlarına riâyet etmediği için
orucunun sevabı kaçar. Bu hususta başka hadis-i şerifler var. Bir
insan oruç tutarken sadece yemek yememek, su içmemek tarzında midesine
oruç tutturmayacak; gözüne de sahip olacak, gözü harama bakmayacak...
Kulağına da sahip olacak, kulağı haram şey dinlemeyecek, harama kulak
vermeyecek... Eline de sahip olacak, eli harama uzanmayacak... Ayağına
da sahip olacak, ayağı harama gitmeyecek... Yâni oruç tutarken bütün
âzasına oruç tutturması lâzım!..
Böyle yapmadığı zaman orucun sevabı kaçabilir. Bundan dolayı oruç
tutarken meselâ diline sahip olmazsa, gıybet ederse, yalan söz
söylerse, yalan yere adaleti aldatacak şeyler söylerse, yalancı
şahitlik yaparsa; o zaman, yâni günahlar işlediği zaman, orucun sevabı
kalmamış oluyor.
b. Ramazanda Dikkat Edilecek Noktalar
O bakımdan cuma konuşmamda, tuttukları orucun sevabı kaçmasın diye,
kardeşlerime önce bu hususu hatırlatmak istiyorum. Oruç tutar tutar da
akşama eline bir şey geçmez, aç kalmaktan başka... Teravih meselâ,
yatsıdan sonra kılınıyor, gece namazı sayılır. Teravih kılar kılar
ama, hiç bir sevap kazanamaz. Halbuki geceleyin namaz kılmak ne kadar
sevaptır, halbuki oruç tutmak ne kadar sevaptır. Onlardan bir kâr
alamıyor.
Onun için, bu orucun sevabını kaçıran günahlardan uzak durmaya
dikkat etmesi lâzım. Gece ibadetinin sevabını kaçıran hatalardan uzak
durması lâzım. Onlar ne olabilir, neler olabilir?.. Ramazan orucu
tutarken hatalarımız nelerdir?.. Bunları şöylece sıralayalım:
Oruç tutuyoruz diye aç kalınınca, insanın ruhsal istikrârı da biraz
sarsılabiliyor. Oruçlu olan bakıyorsunuz sinirli oluyor. Sinirli
olunca sağa sola çatıyor, bağırıyor. Sigara alışkını, tiryakisi,
oruçlu olunca sigarayı içmediği için bir asabilik bastırıyor; etrafını
haşlıyor, paylıyor, üzüyor, vuruyor, kırıyor... Halbuki oruç sabır
ibadetidir. Kendisini tutacaktı, böyle şeyler yapmayacaktı. O zaman
orucun iyi tutulmadığı, orucun şartlarına uyulmadığı anlaşılıyor. Bir
yaygın hatamız bu...
Ondan sonra iftar ediyoruz, sahura kalkıyoruz. Yediğimiz şeylerin
helâl olmasına dikkat etmek lâzım. Haram lokma yediği zaman, insanın
kırk sabah namazı kabul olmaz, duası kabul olmaz. Helâl lokma
dindarlığın, takvânın temelidir. Onun için lokmanın helâl olmasına çok
dikkat etmek lâzım!..
Hadi diyelim kazancımız helâl, lokma helâl, akşamleyin sofraya
oturduk. Hatalarımızdan birisi nedir?.. İftarda çok aşırı yemek
yiyoruz. Hem sıhhate aykırı, hem de orucun mantığına aykırı... Oruçlu
aç duruyor ki, biraz nefsi zayıflasın, kalbi nurlansın, ruhu
kuvvetlensin. Halbuki Ramazanda öyle yemek yiyor ki, iftarda, sahurda,
arada; Ramazan'ın sonunda kilosu artıyor.
"--Bu Ramazan'da on kilo almışım, beş kilo almışım!" diyor.
Halbuki zayıflaması lâzımdı. Bunun için büyüklerimiz, alimlerimiz
kitaplarda bunu da belirtmişler. Yâni iftarda da biraz hafif yemeli
ki, açlığın faydaları, aç durmanın, oruç tutmanın manevî faydaları,
maddî faydaları, sıhhî faydaları vücut üzerinde görülsün...
Ondan sonra ne yapıyoruz?.. Teravihe gidiyoruz. Umumiyetle teravihi
severek kılar bizim müslüman halkımız, teravihe gider. Fakat teravihte
hatamız nedir?.. Hızlı kılmak... Yâni çok rekatlı diye, çok rekât
çabuk bitsin diye süratli bir namaz kılma kötü alışkanlığı var.
İmamlar çabuk kıldırıyor. Cemaat de çabuk kıldıran camiye gidip,
paldır küldür namaz kılıyor. Bu da yanlış...
Mümkünse hatim sürülerek teravih kılınan yerlere gitmeli, tadını
çıkarmalı... Değilse sakin sakin, tâdil-i erkân ile, rükûsuna,
secdesine hakkını vererek namaz kıldıran imamların arkasında namaz
kılmalı!.. Hırsızlığın en kötüsü namazda rükûdan, secdeden çalmaktır.
Yâni onları hızlı yapıp hakkını vermemektir. Bu da yaygın bir hata
Türkiye'de... Bundan da sakınmak lâzım. Yâni namazı güzel kılmalı!..
Yatsıdan sonra kılınan bu teravih namazı gece namazından sayılır.
Gece namazının sevabı da çok büyüktür ama, Ramazanda sevap daha da
büyükleşiyor. Çünkü Allah-u Teàlâ Hazretleri Ramazan'da yapılan
ibadetlere büyük mükâfatlar koymuş. Sair zamanda insan geceleyin
kalksa, iki rekât kılsa;
(Rek'atâni minel-leyli hayrun mined-dünya ve mâ fîhâ)
"Geceleyin iki rekât namaz kılmak, dünyadan ve dünyadaki her şeyden
daha hayırlıdır" diye buyruluyor.
Onun için Ramazan'da bu teravih de, yatsıdan sonra kılınmış bir
namaz olarak gece namazından sayıldığı için, bunu da böyle yirmi rekât
kıldığından epeyce sevap alacak. Ama güzel kılmak şartıyla. Yâni güzel
tutulmayınca orucun sevabı olmadığı gibi, güzel kılınmayınca namazın
da sevabı olmayacağını, vücuda bir yorgunluk olacağını bilmeli... Ebû
Hüreyre hadis-i şerifinin namazla ilgili kısmını teravihte
hatırlamalı, aceleye getirmemeli, şuurlu, huzurlu, huşûlu güzel namaz
kılmalı! Bir hata da bu...
Sonra bazıları sahura kalkmayı kesitrip atmak istiyorlar. "Ben
dayanabilirim, akşamdan yer yatarım." diyorlar. Sahura kalkmıyorlar
uykuyu böymeyelim diye... Halbuki Ramazan biraz uyukuyu yenmek, uykuyu
bölmek çalışmasıdır bence... Bu Ramazan'da önemli bir husustur.
Nefsimizi yenmek için bir idmandır Ramazan... Özellikle sahura, uykuyu
bölüp kalmak lâzım. Çünkü gece kalkmaya alışma çalışmasıdır Ramazan...
Sahura yemek yiyeceğiz diye kalkıp, bir ay sahur vaktinde, seher
vaktinde uyanmayı öğrenince, senenin öbür zamanlarında da o güzel
vakitte kalkıp ibadet etmeye bir alıştırmadır, yemekli alıştırmadır
diye düşünüyorum ben... Onun için sahura kalkmayı da hararetle tavsiye
ediyorum.
Sahura kalkmamak da yanlıştır, sahur sünnettir. Eski ümmetlerle
bizim ümmetimiz arasında, ümmet-i Muhammed arasındaki fark, onların
oruçlarıyla bizim orucumuz arasındaki fark, bizim sahura kalkmamızdır.
Sahura kalkmak sünnettir. Sahur yemeği berekettir, feyizdir. Onun için
sahura kalkmayı da ihmal etmemeli!.. "Akşamdan yeyip yatarım, sahura
kalkmam!" sözü doğru değil...
Sonra sahura kalkıldığı zaman, bir de abdest alınmalı, iki
rekât-dört rekât, hanım yemeği hazırlayıncaya kadar, çoluk çocuk
sofraya toplanıncaya kadar bir teheccüd namazı kılınmalı. Sahurda
kılınan namaz çok sevaptır. Bunu kardeşlerimiz kaçırmasınlar!
Ondan sonra yanlışlıklardan bir tanesini daha söyleyelim; evinde
sahurdan sonra, imsak kesildiği zaman, sabahın vakti girince herkes ne
yapıyor?.. Hemen sabah namazını evinde kılıp tekrar yatağa yatıyor. Bu
da yanlış... Yâni sabah namazını cemaatle kılmayı kaçırmak çok büyük
bir kayıp oluyor. Onun için sabah namazını camide kılmaya çok dikkat
etmeli! Sahurdan sonra camide namaz kılmaya gitmeli, onu ihmal
etmemeli!..
Evde kılmak, cemaatle bile olsa, çoluk çocuğu toplayarak cemaatle
kılsa bile, camide kılmaya denk olamaz. Çünkü camiye doğru giderken
attığı her adımda bir derecesi yükselir. Her adımda bir günahı
silinir, her adımda kendisine bir hasene verilir. Oraya gittiği zaman
da, camideki mübarek insanların kazançlarından ona da ortaklık gelir.
Camide o mübareklerin kıldığı namazlar dolayısıyla, namazı kabul olur.
Evindeki belki kabul olmaz.
Bir yanlışlık da sahurdan sonra evde namaz kılıp camiye
gitmemektir. Bunu da yapmamalı kardeşlerimiz.
Sonra, akşamleyin çok yaygın bir yanlışlık var, özellikle
Türkiye'de; akşam namazı camilerde kılınmıyor. Neden?.. Herkes
sofranın başında olduğu için, iftar edeceğim telâşında olduğu için,
akşam namazını camide kılmıyorlar, evde kılıyorlar. Bu da bir
yanlışlıktır. Ramazanda ibadetlerin arttırılması gerekirken, tam aksi
yapılıyor ve Ramazanda akşam namazını camide cemaatle kılmak kalkıyor.
Hattâ bazı şehirlerde biz camiye gittiğimiz zaman, imamı müezzini
görmüyoruz. O da iftar edeceğim diye ortalarda yok. Cami bomboş,
mahzun... Bu yanlış.
Biz Avustralya'daki kardeşlerimizle oturduk, konuştuk bu
meseleleri, dedik ki: "Bu yanlışları biz buralarda yapmayalım!" Bu
Brisbane şehrinde de çarşıda 110 m2'lik bir yer tuttu arkadaşlarımız,
Allah razı olsun... Topluca oraya beyler, hanımlar geliyorlar. En
sevindirici husus, çocuklar geliyorlar. Güzel muhabbetli namaz
kılınıyor.
Ve dedik ki: "Akşam namazını camide kılacağız, evimize öyle
gideceğiz! Sabah namazını camide kılacağız, evde kılıp öyle yatmak
yok..." Hepsi riâyet ediyorlar büyük ölçüde...
Biliyorsunuz burası yaz mevsimi sevgili dinleyiciler, Türkiye kış
mevsimi... Tabii yazın imsak erken kesildiğinden evde kılıverip de
yatmak daha çok yapılabilen bir şey. Tabii kışın geceler uzun
olduğundan Türkiye'de belki bu şimdi yapılmaz.
Burada önemli, arkadaşlarımız bunu yapabilirdi. Biz oturduk,
yapmayalım dedik ve tuttuğumuz camide sabah namazını da cemaatle
kılalım dedik. Gündüz namazlarını da kılalım, cumayı da kılalım,
akşamı da kılalım. Böyle iftardan dolayı akşamı makaslamak, sahurdan
dolayı sabahı makaslamak gibi hata yapılmasın dedik.
Aziz ve muhterem kardeşlerim! Peygamber SAS Efendimiz Ramazana o
kadar çok önem verirdi ki, tâ iki ay önceden Receb ayı girdiği zaman:
"Allah'ım bize Receb ayını, Şa'ban ayını mübarek eyle, Ramazan'a bizi
eriştir!" diye dua ederdi. Ramazanın sevgisi, Ramazana kavuşmanın
iştiyâkı iki ay önceden Efendimiz'in dudaklarından dökülürdü,
dualarına girerdi. Ramazan çok önemli bir ay...
Onun için bu güzel ayın feyzinden bereketinden istifâde etmeye
dikkat etmeliyiz. İbadetlerimizi daha aşk ile, şevk ile yapmalıyız.
Eskiden yaptığımızı bile yapmamak yanlışlığına düşümemeliyiz. Orucu da
güzel tutmalıyız, teravihi de güzel kılmalıyız.
c. Ramazanda Bize Verilen Beş Şey
Ramazan ayının daha başka özelliklerini bildiren hadis-i şerifler
var. Onları okumak istiyorum. İkinci bir hadis-i şerif okuyarak
sohbetimi burada bitirmek istiyorum. O da Ebû Hüreyre RA'den rivâyet
edilmiş. Ahmed ibn-i Hanbel, Bezzaz, Beyhàkî, Ebuş-Şeyh ve ibn-i
Hibban rivâyet etmiş bu hadis-i şerifleri. Peygamber Efendimiz SAS
buyurmuş ki:
(Kàle Rasûlullah SAS: U'tıyet ümmetî hamse hısàlin fî ramadân)
"Benim ümmetime Ramazan'da beş mükâfat var, verildi. (Lem
tu'tahünne ümmetün kablehüm) Daha önceki ümmetler de oruç
tutarlardı ama, onlara Allah bu mükâfatı vermemişti, bizim ümetimize
veriyor." diye kendi ümmetine verildiğini Peygamber Efendimiz
bildiriyor.
Biliyorsunuz Ramazan orucunu farz kılan, farz oluduğunu gösteren
Bakara Sûresi'nin 183. âyetinde:
(Kütibe aleykümüs-sıyâmü kemâ kütibe allel-lezîne min kabliküm)
"Sizden önceki ümmetlere de oruç farz kılınmıştı, onun gibi size de
farz kılındı." deniliyor.
Demek ki, eski ümmetlere oruç farz kılınmış ama, bu mükâfatlar
onlara verilmemiş de bize verilmiş. Eski ümmetlerden bizim bazı
farklarımız var. Peygamber Efendimiz'in bir takım özellikleri, hasâisi
var. Bizim ümmetimizin de hasâisi var, özel mazhariyetleri var. Eski
ümmetlerde onlar yokmuş. Bizim ümmetimize büyük bir ikram oluyor.
Peygamber Efendimiz bunları sıralıyor. Buyuruyor ki:
1. (Halûfü femis-sàimi atyebu indallàhi min rîhil-misk) Oruç
tutan ağzını koruyunca, aç kalınca tabii ağız kokusu olur. Belki bu
ağızdan geliyor, belki mideden geliyor. Açlıktan dolayı ağızda bir
koku. "Bu koku Allah indinde misk kokusundan daha şerefli, daha
kıymetli bir kokudur."
Yâni oruçlunun bu kokusu, nahoş bir koku gibi bile olsa Allah'ın
sevdiği bir kokudur. Ahirette o oruçlunun ağzından misk kokusu gibi
güzel kokular çıkacak. Öyle mükâfatlanacak.
Ondan sonra:
2. (Ve testağfirû lehümül-hîtânü hattâ yuftırû) "Denizdeki
balıklar bile, iftar edinceye kadar onun için istiğfar ederler." Yâni
oruçlu Allah'ın sevgili kulu olduğu gibi, mahlûkâtın da mahbûbu
oluyor, sevdiği bir kimse oluyor. Mahlûkat da oruçlu insana dua
ediyorlar. Hattâ denizdeki balıklar bile... Denizdeki balıkların dua
etmesi, pek çok şeyin dua ettiğinin göstergesi olsun diye söylenmiş
olmalı, Allahu a'lem. O bakımdan, oruçlunun ne kadar kıymetli insan
olduğunu gösteriyor bu cümle...
3. (Ve yüzeyyinullahu azze ve celle külle yevmin cennetehû)
Her gün Allah-u Teàlâ Hazretleri cennetini süsler. (Sümme yeklü:)
Sonra buyurur ki: (Yûşikü ibâdis-sàlihûne en yülk anhümül-meûnete
ve yasîrû ileyki) "Muhtemel ki, ey cennet! Sàlih kullarım
gelecekler, onların yorgunlukları, dünyadaki meşakkatleri bitecek.
Onların dünyadaki sıkıntılarının karşılığında, burada rahat etsinler
diye sana gelecekler ey cennet!" diye her gün Allah-u Teàlâ Hazretleri
cennetini oruçlu kulları için süsler.
Biliyorsunuz, oruçluların cennete girecekleri özel bir kapı olacak
Reyyan denilen kapı. "Nerde benim rızam için oruç tutan kullarım,
kalksınlar!" denilince, onlar o kapıdan girecek.
4. (Ve tusaffedü fîhi meredetüş-şeyâtîni felâ yahlüs fîhi ilâ
mâ kânû yahlusne ileyhi fî gayrihî) Bu günde, bu Ramazan ayında
ümmet-i Muhammed'in mazhariyetlerinden birisi de nedir?.. Şeytanların
azılıları, reisleri, azgınları bukağılara, zincirlere, boyunduruklara
vurulur, zincirlerle bağlanır. Onlara fırsat verilmez. Başka
zamanlarda hareket ettikleri gibi serbest hareket edemezler. Böylece
azdırma işi, saptırma işi, şeytanın vesvese verme işi, kandırma işi bu
ayda olmaz. Az olur. İbadeti yapmak kolay olur. Müslümanlar, iyi işler
yapmak isteyenler onlardan yakasını kurtarmış olurlar.
5. (Ve yuğferu lehum fî âhiri leyletin) Sonuncu mazhariyet
de, beş şeyden sonuncusu da, tabii Ramazan'ın sonuyla ilgili... Diyor
ki: "Ramazan'ın en son gününde, oruçlular afv ü mağfiret olunur."
Demek ki, bir ay sabredecek, çalışmaya devam edecek.
(Kìle: Yâ Rasûlallah, ehiye leyletül-kadr?) "Yâ Rasûlallah!"
diye sordular sahabe-i kiram bu son müjdeyi, beş şeyin beşincisini
duydukları zaman:
"--O son gecesi, Kadir gecesi mi yâ Rasûlallah?" dediler.
(Kàle: Lâ) Peygamber Efendimiz:
"--Hayır! (Ve lâkinnel-àmile innemâ yüveffâ ecrahû izâ kadà
amelehû.) Kadir gecesi değil ama, çalışan işçiye çalışması bittiği
zaman ücreti verilir. Ramazan bittiği için de, Ramazan'ın en son
gecesinde mükâfat verilir, afv ü mağfiret olunur." buyurdu.
Biliyorsunuz senenin en önemli beş gecesinden birisi Ramazan'ın
sonucu gecesi, yâni ertesi gün bayram olan gecedir. Ona da Allah-u
Teàlâ Hazretleri oruçlarımızı tutarak, cümlemizi sıhhat ve afiyetle
eriştirsin...
Kadir gecesi Ramazan'ın içinde saklı, onun ne zaman olduğunu
bilmiyoruz. Onu bilmediğimiz için de, Ramazan'ın bütün gecelerini ihyâ
etmeye çalışalım! Ama en son gecesi de işçinin çalışıp işini bitirdiği
zaman ücretini aldığı gibi, oruçlunun da orucunu bitirip ertesi gün
bayram yapacağı en son gece de, afv ü mağfiret olma gecesidir.
Demek ki, bu mükâfatlar Allah-u Teàlâ Hazretlerinden ümmet-i
Muhammed'in oruçlularına ihsân olunmuş. Allah-u Teàlâ Hazretleri
bizleri, oruçlarını Peygamber SAS Efendimiz'in tarif buyurduğu
şekilde, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin hoşnut ve razı olacağı, kabul
edeceği bir şekilde tutan kullarından eylesin... Ramazan
ibadetlerimizi, teravihlerimizi tâdil-i erkân ile, ağır ağır, vakur
vakur, huşû ile, edep ile, göz yaşı ile, duygular ile güzel bir
şekilde ibadetlerimizi yapmayı nasîb eylesin...
d. Ramazan ve Çeşitli Hayırlar
Tabii Ramazan ayında önemli olan iki büyük ibadet; birisi,
gündüzleri oruç tutmak, ikincisi, geceleri gece namazı mahiyetinde
olan teravih namazını kılmak... Ama bütün ibadetler sadece bunlardan
ibaret demek değildir. Ramazan'da yapılan bütün ibadetler, hayırlar
kat kat mükâfatlandırılır. Başka zamanda yapıldığına göre, en aşağı 70
kat daha fazla sevabı olur. Onun için Ramazan'da çeşitli hayırları,
hayırların türlerini, çeşitlerini düşünüp taşınıp yapmağa gayret etmek
lâzım!..
Onlardan birisi nedir?.. Arkadaşlara, fakirlere, muhtaçlara,
komşulara ikram... İftar yemeği vermek, sahur yemeği vermek... Bu bir
ikramdır, burdan insan sevap alır. Çünkü Peygamber Efendimiz'in
hadis-i şerifleri var:
"Bir insan bir oruçluya bir hurma verse, bir bardak su verse, bir
zeytin verse, yâni bir şeyle orucunu açtırsa; o oruçlunun orucundan
dolayı kazandığı sevap kadar sevabı, o da aynen alır. Ama oruç tutanın
sevabından değil, Allah ayrıca ona veriyor. Oruçlunun sevabı oruçlu
tarafından alınıyor, fakat oruçluya iftar ettirene de Allah-u Teàlâ
Hazretleri, o oruçlunun sevabı kadar ikinci bir sevap veriyor."
Onun için, iftar davetleri güzel bir adetttir. Yapıyoruz elhamdü
lillâh... Müslümanlar tanıdıklarını, dostlarını çağırıyorlar, onlara
iftar yemeği veriyorlar; güzel... Fakat iftarda dikkat edeceğimiz şey
neydi?.. Akşam namazını makaslamamak! Akşam namazını camide kılmaya
dikkat etmek, yemeği ona göre ayarlamak... Hafif bir şeyle orucu
açtıktan sonra camide namazı kılıp, eve ondan sonra gelmek... Bu yemek
yedirme güzel bir adet.
Sonra fukarayı gözetmek. Evlerine on kilo pirinç veya şu kadar para
veya şu kadar yiyecek, giyecek, ihtiyaç malzemesi, hayır, sadaka veya
zekât olarak bir şeyler vermek uygun olur.
Ayrıca inşaallah önümüzdeki cuma konuşmamda üzerinde duracağım;
dilini ibadetle, zikirle değerlendirmeli!.. Sabah-akşam, gece-gündüz,
işte, yolda zikrullahla meşgul olmalı!.. Tevbe etmeli, istiğfar
eylemeli, kelime-i tevhid (Lâ ilâhe illallah) çekmeli!..
Allah'tan cennetini istemeli, cehenneminden Allah'a sığınmalı,
Peygamber SAS Efendimiz'e salât-ü selâmı çok yapmalı!.. Bu günün
saatleri içinde yapacağı işler.
Ayrıca ne yapmalı? Kur'an-ı Kerim'e sımsıkı sarılmalı ve Kur'an-ı
Kerim'i çok okumalı! Okuması azsa öğrenmeye çalışmalı! Kuvvetliyse
hatim indirmeye çalışmalı, mukàbeleleri dinlemeli!..
Mukàbele ne demek?.. Camide hafız okuyor, nereyi okuyacağı belli...
Cemaat de ellerine Kur'an-ı Kerim'lerini alıyorlar, hafızın okuduğu
sayfayı açıyorlar. Hafız ezberinden okuyor, ezberini kuvvetlendiriyor,
kendisini denemiş oluyor. Cemaat de dinlemiş oluyor. Bilgili insanlar
da hafızın hataları var mı, yok mu diye önde takip ediyorlar. Mukàbele
deniliyor buna.
Bunun da aslı esâsı nedir, nerden kaynaklanıyor?.. Cebrâil AS
Ramazan oldu mu, Peygamber Efendimiz'e her gün gelirdi; her gün
Peygamber Efendimiz'le Kur'an-ı Kerim okurlardı. Rivâyete göre
Peygamber Efendimiz okur, Cebrâil AS dinlerdi. Başka bir rivâyete göre
de Cebrâil AS okur, Peygamber Efendimiz dinlerdi. Yâni ezberindeki
Kur'an-ı Kerim'i Cebrâil AS'la müzâkere ve mukàbele etmiş oluyordu.
İşte ondan dolayı, camilerimizde Kur'an-ı Kerim mukàbelesi vardır. O
güzel adetin devamıdır.
Onun için Kur'an-ı Kerim okumaya evde dikkat etmeli; camilerdeki
mukàbelelere gitmeli, onları güzelce dinlemeli!.. O usta, üstâd
hafızlar o Kur'an-ı Kerim'i tecvidiyle, harflerin hakkını vererek,
mahàric-i hurûfa dikkat ederek nasıl okuyorlarsa, ordan güzel okumayı
öğrenmeye çalışmalı!..
Kur'an okumak, öğrenmek çok önemli... İlim öğrenmek, vaazlara devam
etmek, vaizleri dinlemek, camilerdeki vaazları takip etmek önemli.
Dinî bilgisini arttırma isteği olmalı!..
e. Bir Kişiye İslâm'ı Anlatın!
Aziz ve sevgili kardeşlerim! Bir de son olarak hepinizden kuvvetle
bir şey rica etmek istiyorum. Dergide de yazdım ve inşaallah ikinci
dergimizde de yazacağım: Bu Ramazanda her kardeşimiz azmetsin, bir
insanı İslâm'a çekmeye, kazanmaya çalışsın!.. Bu Ramazanda adedimiz %
100 artsın!.. % 100 artmak ne demek?.. Herkes bir kişiyi İslâm'a
çekerse o zaman sayı birden bir misli katlanacak, % 100 artmış olacak.
Yâni herkes bir kişiyi İslâm'a kazansa, bir Ramazan boyu uğraşıp
iyi müslüman haline getirse, müslümanların sayısı iki misli olacak.
Türkiye'de müslümanlar zaten % 99 müslüman, birer kişiyi de İslâm'a
çekerlerse o zaman 60+60, 120 milyon - 125 milyon insan demek ki,
müslüman olacak.
Tabii Türkiye dışına taşma mânâsına da gelebilir bu; Türkiye
içindeki gàfil, cahil, aklı karışmış, yalan yanlış bilgilerle dolu,
İslâm'ı bilmeyen, Kur'an'ı, hadisi bilmeyen insanlara da İslâm'ı doğru
öğretmek tarzında da olabilir. Çünkü pek çok kimse İslâm'ı yanlış
biliyor. İslâm hakkında kafasında bir takım vehimler var. Bir takım
yalan yanlış sözler kafasına, kulağına girmiş, o da onu doğru kabul
etmiş; ama İslâm'dan uzak bir yaşantısı var...
Bunları anlayabilirsiniz. Nerden anlarsınız? Bakarsınız namaz
kılmıyor, bakarsınız oruç tutmuyor, bakarsınız:
"--Ben müslümanın elhamdü lillâh! Babam, dedem müslümandı..." filân
diyor ama hali İslâm'a uygun değil.
İşte onlara İslâm'ı öğretip, Allah'ın sevdiği çizgiye getirmeye
çalışalım! Hepimiz bir insanı cehennemden kurtarıp, cennete girecek
iyi insan haline getirmeye çalışalım, aziz ve sevgili akra
dinleyicileri!..
Allah gayret, kuvvet versin... Bir insanı doğru yola çekerseniz, o
insanın ömür boyu yaptığı bütün sevaplı işlerin, amellerin,
ibadetlerin bir misli de size yazılır. Yâni aynısı size de verilir.
Adam sizin çalışmanızla namaza başladı; kıldığı bütün namazların
sevaplarının bir misli size verilir... Oruç tutmaya başladı; tuttuğu
bütün oruçlarının sevabının bir misli size verilir... Zekât vermeye
başladı; zekâtlarının sevabının bir misli size verilir... Hacca
gitmeye karar verdi, umreye gitmeye karar verdi; onun sevabı kadar
sevap size de verilir... Kur'an okumayı öğrettiniz; onun sevabı kadar
sevap size de verilir... Yâni çok sevap kazanırsınız.
Onun için lütfen, biraz sırf kendiniz için müslüman olmaktan daha
ileri bir adım atın, başkalarını da müslüman etmeye çalışın!..
Allah-u Teàlâ Hazretleri hayırlara muvaffak etsin... Mücahid
müslüman eylesin... Sahabe gibi müslüman olun... İslâm'ı yayıcı, irşad
edici, dini cihana duyurucu, tanıtıcı insanlar olun... Allah sevdiği
kul eylesin... Cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin...
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû, aziz ve
sevgili Akra dinleyicileri!..
02. 01. 1998 - Brisbane / AVUSTRALYA