Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN Rh.A
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü!..
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri! Size Avustralya'nın meşhur
Sydney şehrindeki bir camiden hitap ediyorum. Geçen sene hatırlıyorum,
ramazanda Mekke-i Mükerreme'de Beytullah'taydık, oradan, mescidin
içinden size yayın yapmak nasîb olmuştu. Allah'a hamd ü senâlar olsun,
bu sefer de Avustralya'da bir mescidin içinden size yayın
gönderiyoruz, konuşma gönderiyoruz.
a. Ramazan'ın Son On Günü
Ramazanın son aşrini, yâni son on gününü yaşamaktayız. Bu zaman
biliyorsunuz i'tikâf zamanı... Geçtiğimiz cuma günü hatırlatmıştım,
"Aman i'tikâfa girmek için durumu müsait olanlar, i'tikâfa girsinler,
bu sevabı kaçırmasınlar!" diye söylemiştim.
Şimdi de girmeyenlere hatırlatmak istiyorum. Durumu müsait olanlar
bir kaç gün gecikmeyle bile olsa, bir kaç günlüğüne bile olsa i'tikâfa
girebilirler. Hiç olmazsa i'tikâfın feyzini zevkini görmüş olurlar.
Tavsiye ederim. Onların da i'tikâfa girecek durumları varsa
katılsınlar. Nasıl olsa geçti diye işi bırakmasınlar.
Ramazanın son on gününü Peygamber SAS;
(Ve âhiruhû itkun minen-nâr) "Müslüman kulların, mü'min
kulların, Ramazana hürmet eden, Ramazanda gayret eden kulların
cehennemden azad olma zamanı." diye tarif ediyor. Yâni cehennemlik
olacak suçları olduğu halde Ramazan bereketiyle affolup, cehenneme
düşmekten kurtulup, Allah tarafından bağışlanıp, cehennemden azad
olacakları zaman...
Onun için bu son on günde, gayreti daha da arttırmak lâzım! Bütün
müslüman kardeşlerimizin, bütün dinleyicilerimin daha çok bir gayrete
gelmesi lâzım!.. Biliyorsunuz yarışın da sonuna doğru, yarışçılar
gayretlerini daha da arttırırlar. Birinci olmak için bütün
kuvvetlerini, güçlerini ortaya dökerler, iyice hızlanırlar. Siz de
öyle yapın; Ramazan bitmek üzere, azaldı diye gayretlerinizi
arttırın!..
Bu ayda yapılan iyiliklerin, ibadetlerin hayırların mükâfatı çok
büyük olduğu için, mümkünse zekâtlarınızı bu ayda vermeye çalışın!
Çünkü bu ay çıktıktan sonra verseniz alacağınız sevaptan, bu ayda
verdiğiniz zaman alacağınız sevap, hadis-i şeriflere göre yetmiş kat
daha fazla... Hayrât ü hasenâtınızı, ibadet ve taatinizi iyice
arttırın! Çünkü bu ayda bereket var, her şey kat kat fazla veriliyor.
Bir de bayram günü müslümanların vacib olan fitreleri vardır.
Fakirlere fitre sadakasını vermesi gerekiyor. Onu da önceden
verebilirler. Çünkü tam bayram namazı telâşı içinde, asıl fakiri bulup
da gönlünün huzuru ile, tamam buna vereyim diye verecek insan bulmakta
güçlük çekilebilir. Onu da bir kaç gün önceden vermenizi hatırlatmak
istiyorum.
Önümüzdeki cumaya kadarki haftayı şöyle göz önüne getirecek
olursak, sevgili dinleyiciler, bu hafta içinde üç önemli zaman var,
gün ve gece var:
Birisi pazarı pazartesiye bağlayan gece, Kadir gecesi olarak
değerlendireceğimiz, ibadet edeceğimiz gece...
İkincisi bayramın arefesi akşamı, yâni ertesi gün bayram olacak
gece... Bu da sevabı çok fazla olan gecelerden birisidir. Peygamber
Efendimiz beş gün sayıyor. Bir yıl içinde ihya edilmesi çok sevaplı
olan beş günden birisi, bayram gecesi... Onun için onu da unutmayalım.
Artık ramazan bitti, ertesi gün bayram, teravih de yok diye
insanlar gaflete düşebilirler ve o geceyi ihya etmeyebilirler. Bir
önceki gecede terâvih var, sahur var kalkıyor. O gün teravih de yok,
sahur da yok diye uyuyup kalmasınlar. Gafletle vakit geçirmesinler.
Bayram gecesini, yâni arefeyi bayrama bağlayan geceyi güzel
değerlendirsinler diye de onu hatırlatmak istiyorum. Önemli bir şey...
Tabii bir de bayram günü var. Müslümanlar için iki büyük bayram
var. Birisi oruçtan sonra Ramazanın bayramı, birisi de kurbanın
bayramı, o iki ay on gün sonra olacak. Bugünlerde bizde bir taraftan
Kadir gecesi, bayram yaklaşıyor diye biraz sevinç var. Ama bir
taraftan da Ramazan gidiyor diye, bir mahzunluk insanın içine çöküyor.
Onbir ayın sultanı, sevapların bu kadar çok olduğu ay, bizim
halimizi bir hayli değiştirmişti. Ne güzel oruç tutuyorduk,
teravihlere camiye gidiyorduk, cemaate devam ediyorduk. Ne güzel
Kur'an-ı Kerim'i çok okuyorduk. Sabah kalkıyorduk, teheccüd namazı
kılıyorduk. Sabah namazlarını camide kılıyorduk... Ondan ayrılmanın
tabii biraz da burukluğu var.
Allah-u Teàlâ Hazretleri nice nice Ramazanlara sıhhat afiyetle
ulaştırsın. Sıhhat afiyetle Ramazanları ihyâ etmeyi nasib eylesin...
b. Kadir Gecesinin Fazileti
Önümüzdeki günlerin en mühim olayı Kadir gecesi olduğu için onun
hakkında biraz bilgi vereyim. Kadir gecesi Ramazanın içinde bir gece
ama, Ebû Hüreyre RA'den Ahmed ibn-i Hanbel ve Neseî'nin rivâyet
ettiğine göre Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
RE. 10/1 (Ve fihi leyletün hiye hayrun min elfi şehrin
men hurime hayrahâ fekad hurime) "Ramazanın içinde bir gece var, o
bin aydan daha hayırlıdır. Çok mübarek bir gece. Bunun hayrını
yakalayamayan, hayrından mahrum kılınan, bunu kaçıran, bunu
değerlendiremeyen, kadrini kıymetini bilmeyen, veya o geceye
yakışıksız tavırda o geceyi geçirmiş olan, hakikaten büyük mahrûmiyete
uğramıştır." buyuruyor.
Bu hangi gün?.. Tabii bu hususta çeşitli rivâyetler var. Hadis
rivâyetleri de var, alimlerin çeşitli kanaatleri de var. Ramazanın
içinde Kadir gecesi var ama, hangi gün olduğu belli değil... Ebû
Hüreyre RA'den Ahmed ibn-i Hanbel (Rh.A)'in rivâyet ettiği bir
hadis-i şerifi, kuvvetli rivâyet olarak nakledeyim burada:
RE. 368/3 (Leyletül-kadri leyletü sâbiatün tâsiatün ve
işrîne) buyuruyor Efendimiz bu hadis-i şerife göre: "Kadir gecesi
son on günün yirmiyedi veya yirmidokuzundadır." diye iki ihtimalli
söylemiş burada da Peygamber Efendimiz.
Tabii bu Kadir gecesinin, seneden seneye Ramazanın bazı günlerine
kaydığı, değiştiği de rivâyet edilir. Meselâ: "Bedir Harbi'nin olduğu
onyedi Ramazandı, Kadir gecesi o zamandı." diye rivâyetler var. Hatta
bazıları: "Senenin içinde muhtelif günlere kayabilir." diye de
bildiriyorlar. Ama tabii kuvvetli bir rivâyet olarak yirmiyedisinde
kutlayacağız ve ihyâ etmeye çalışacağız. Yirmidokuzu da zaten benim
demin dediğim arefe gecesine rastlıyor. Bu hadis-i şerifte bildirilen
iki geceyi de size böylece söylemiş oluyorum.
Peygamber Efendimiz hadis-i şerifin devamında buyuruyor ki: (İnnel-melâikete
tilke devlete fil-ardı ekseru min adedil-hasâ) "Bu gece yer
yüzünde melekler çakılların sayısından, çakıl taşcıklarının sayısından
daha çoktur." Yâni pek çok melek etrafı kaplayacak, yer yüzüne inecek.
Her taraf melek dolacak kadir gecesinde... Zaten:
(Tenezzelül-melâiketi ver-rûhu fîhâ biizni rabbihim) diye
Kadir Sûresi'nden de meleklerin indiğini biliyoruz ama, yeryüzündeki
çakıl taşcıkları sayısı kadar çok olduğunu, ondan daha çok olduğunu
Efendimiz bildiriyor. Demek ki, yeryüzünün meleklerle dolduğu güzel
bir günü ihyâ etmeye çalışalım!
c. Kadir Gecesinin İhyâsı
Tabii Kadir gecesini ihyâ etmenin, yakalamanın en akıllıca şekli,
i'tikâfa girmek, ramazanın son on gününü camide geçirmek, geceleri
uyumamak, ibadet etmek, ibadet sevabını kazanıp, ibadetle meşgul olup
kadir gecesine böylece rastlamış olmak... Hangi gün olduğunu bilmese
bile, en akıllıca olan davranış budur. Peygamber Efendimiz bütün
ömrünce, yâni peygamber olduktan sonra her Ramazan on gün i'tikâf
etmiş. En son yılda yirmi gün i'tikâf etmiş. Yâni başka günlerde
yaptığının iki misli olmuş oluyor.
Biz de bu geceyi ihyâ etmeye gayret edelim. Gecenin ihyâ edilmesi
için tecrübelerime dayanarak bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum:
1. Geceleyin uykusuz geçirileceği için, çok ibadet edileceği için,
gündüz bir miktar uyunursa geceye takviye olur. Onun için Kadir gecesi
olmadan önceki gündüzde, şöyle kendimizi ibadete daha iyi hazırlamak
için uyumanızı tavsiye ederim; bu bir...
2. Kadir gecesinde, "Radyo, televizyon seyredeceğim, evde takip
edeceğim." filân diye düşünmeyin, mutlaka bir camide olun! Çünkü
camide olmak ile evde olmak arasında çok büyük farklar var... Camide
kılınan namaz, evde kılınan namazdan yirmiyedi kat daha sevaplı, eğer
mescid ise... Cuma namazı kılınan büyük cami ise, elli kat sevaplı...
Bir de camiye giderken, gelirken attığı her adımdan insanın bir günahı
affoluyor, bir hasene kazanıyor, bir derece de terfi ediyor, rütbesi
yükseliyor.
Onun için kadir gecesinde dikkat etmeniz gereken şeylerden birisi
yatsı namazında mutlaka camide olacaksınız. Sabah namazında da mutlaka
camide olacaksınız. Çünkü: "Sabah ve yatsı namazlarını camide kılarak,
cemaatle edâ ederek geceyi geçiren kimse, bütün geceyi ihyâ etmiş
olur." diye hadis-i şerif var. Onu kaçırmamak lâzım!
Yâni şöyle olabiliyor bazen: Kadir gecesini ihyâ edeceğim diye
uykusuz kaldığı için sahur olur olmaz yemeğini yiyor. Ondan sonra da
evinde namazı kılıp yatıyor. Bu yanlış... Sabah namazını camide
kılmaya dikkat edin, Kadir gecesinde ve her zaman... Ama Kadir
gecesinde özellikle bunu kaçırmamaya dikkat edin! Yatsı namazı ve
sabah namazı camide olacak. Ondan sonraki zamanınızın bir kısmı camide
olabilir, bir kısmı evinizde, kendi özel mekânınızda ibadet etmek
tarzında olabilir.
Kadir gecesinin zamanı nedir?..
(Hiye hattâ matlail-fecr) "Tan yeri atıncaya kadardır, yâni
imsak zamanına kadardır, orucun başladığı zamana kadardır." Güneş
doğuncaya kadar değil, tan yeri atıncaya kadar.
Oruca ne zaman başlıyorsunuz? Sofradan kalkıp. "Niyet ettim oruca"
dediğiniz zaman... İşte o zamana kadardır. Meleklerin gelmesi, Kadir
gecesinin mükâfatı vs. işte o zamana kadarki gecedir. Onun için o
geceyi ibadetle, zikirle, "Lâ ilâhe illallah" diyerek, salât ü selâm
getirerek, "Estağfirullah" diyerek, tevbe ederek, namazlar kılarak,
tesbih namazı kılarak, Kur'an-ı Kerim okuyarak güzel geçirmeye, ihyâ
etmeye gayret edin!.. Çoluk çocuğunuzu da ona göre hazırlayın!
Kadir gecesini ihyâ ederse bir insan, ne olur?.. Bu hususta da
Ahmed ibn-i Hanbel, İmam Buhârî, Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî ve Müslim;
yâni Sıhhah-ı sittenin beş tanesi ve Ahmed ibn-i Hanbel'in rivâyet
ettiği sahih bir hadis-i şerif var. Peygamber SAS buyurmuş ki:
RE. 436/11 (Men kàme leyletel-kadri îmânen vehtisâben
gufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî.) "Kim Kadir gecesinde
kalkarsa, imanla, inanarak, (vehtisâben) sevabını hesab ederek,
Allah bana sevap verecek, mükâfat verecek diye heveslenerek, aşk ile,
şevk ile Kadir gecesine kalkarsa; (gufira lehû mâ tekaddeme min
zenbihî) o zamana, o vakte kadar ömründe işlemiş olduğu günahları
afv ü mağfiret olunur." diye Peygamber Efendimiz buyuruyor.
Burdaki kàme leyletel-kadri'den maksat, kàme kalmak, ayağa kalkmak
demek ama bu niçin kalkmak oluyor geceleyin?.. Namaz kılmak için
kalkmak oluyor. Kadir gecesine kalkar, çok namaz kılarak, kaza namazı,
nafile namaz, teheccüd namazı... Çok namaz kılarak ihyâ ederse
mânâsına geliyor.
d. Kadir Gecesinde Dua
Tabii insan bazen namaz kılar, bazen dinlenir, bazen secde eder.
Peygamber SAS Efendimiz bazen bir secde ederdi, yarı geceye kadar; bir
secde ederdi, sabaha kadar... Secdede duada bulunurdu. Çünkü kulun
Mevlâsına en yakın olduğu zaman, secde halidir. Onun için siz de
dualarınızı secdede yapabilirsiniz. Yâni namazın dışında da
seccadenizde secdeye yatarsınız, tesbih çeker, sübhanallah der ve
Allah'tan neler isteyecekseniz istersiniz.
Neler istenir?.. Şimdi onun üzerinde biraz fikirlerimi söyleyim.
İnsanın kendisi için dua etmesi hakkıdır ve meşrûdur, güzeldir.
Elbette kendisi için neler isteyecekse isteyecek. Ahireti için de
isteyebilir, dünyası için de isteyebilir. Sırf ahireti için isteme
mecburiyeti de yoktur. Dünyalık şeyi de: "Yâ Rabbî, maaşıma zam
gelsin... Yâ Rabbî, kiradan kurtulayım, ev bark sahibi olayım... Yâ
Rabbî, borcumu ödeyeyim..." diye, kendi özel dünyevî işleri de duada
söyleyebilir.
Ama duanın kabul olması için şekli nasıldır?.. Allah'a hamd ü
senâlar edip, Peygamber Efendimiz'e salât ü selâmlar edip, böyle güzel
başlar da, yine salât ü selâmla bitirirse; iki salât ü selâm arasında
dua makbul olur. Onun için, Peygamber Efendimiz'e salât ü selâm
getirerek dua yapmaya gayret etmek lâzım!
Tabii günah konusunda dua edilmez: "Yâ Rabbî falanca rakibim
kahrolsun, boynu devrilsin... vs." filân gibi günaha dua etmek,
Allah'ın gazabını çeker. Güzel şeyler istemek lâzım! Kendisi için ve
başkaları için... İnsan düşmanlarının da iyiliğini istemeli: "Yâ Rabbî
o iyi insan olsun, senin sevdiğin kul hâline dönsün... O kötülükten
kurtulsun..." diye onun da hayrını, selâhını istemeli.
Peygamber SAS Efendimiz'e eza cefa, işkence, tecavüz, üzücü muamele
yaptıkları zaman; hem sahabe-i kirama yaptıklarında, hem Peygamber
Efendimiz'e yaptıklarında, ashabdan bazıları dediler ki:
"--Yâ Rasûlallah, beddua et şunlara!.. Allah senin duanı kabul
eder, lânetini geri çevirmez. Lânet et de şunlar kahrolsunlar,
mahvolsunlar, yer yüzünden silinsinler..." diye istediler.
Peygamber Efendimiz dedi ki:
"--Hayır! Ben lânet peygamberi olarak gönderilmedim, rahmet
peygamberi olarak gönderildim."
Kendisine tecavüz eden, taş atan, dişini kıran, alnını yaralayan,
ayağını yaralayan kimselere: "Yâ Rabbî sen bunları affet! Çünkü bunlar
bilmiyorlar işin mahiyetini..." diye onların iyiliğini isteyerek dua
etti. Meselâ Taif'e gittiği zaman çok kötü karşılamışlardı. "Yâ Rabbî,
bunlar bunu bilmediklerinden yapıyorlar. Aman bana böyle muamele
yaptıkları için onlara gazap etme!" diye onların, Allah'ın gazabına,
kahrına, felâkete uğramamaları için de ayrıca dua etti.
Hakikaten de o muameleleri yapan kimselerin çocukları, sonradan
İslâm'a geldiler. Hatta kendileri İslâm'a geldiler. Gelenler geldi,
nasibini aldı, iyi insanlar oldu. Kahrolsaydı bütün şehir, hepsi
kahrolacaklardı. Ama Peygamber Efendimiz rahmet peygamberi... (Nebiyyür-rahmeh,
nebiyyüt-tevbe, nebiyyüş-şefaah) Rahmet peygamberi, tevbe
peygamberi, şefaat peygamberi... Şefaat ediyor. Günahkârların
cehenneme düşmemesi için de şefaat edecek.
RE. 306/3 (Şefaatî liehlil-kebâiri min ümmetî.) diye
hadis-i şerif var: "Ben günahkâr kimselere de acıyıp, onları da Allah
affetsin diye, cehennemden kurtulmaları için dua edeceğim." diye
müjdesi var.
Tabii bu; günahı yapın, Rasûlüllah nasıl olsa size şefaat edecek
mânâsına alınmamalı... Allah-u Teàlâ Hazretleri bazı kimselerin suçu
büyük olursa, onlara şefaat etmeye de izin vermez. Meselâ İbrahim AS,
babası --veya babalığı-- müşrik olduğu, put yaptığı için ona:
(Vağfir liebî) "Babamı af ü mağfiret eyle!" diye dua etti
ama, müşriklere dua edilmeyeceği âyet-i kerîmeyle bildirildi. Söz
vermiş olduğu için onu öyle yaptı, belki yola gelir diye...
Nuh AS oğlu için şefaat, rahmet diler gibi oldu. Allah-u Teàlâ
Hazretleri: "Bilmediğin şeyleri isteme, öyle deme!" diye ayet-i
kerimede böyle bildiriliyor.
Demek ki, kötülerin de iyi olmasını isteyeceğiz. Herkesin iyiliğini
isteyeceğiz. Kendimize de dua edeceğiz. Sevdiklerimize, yakınlarımıza
da dua edeceğiz.
Sevdiklerimizin başında annemiz-babamız gelir. Hayatta olsunlar
veya ahirete irtihal etmiş olsunlar, anne ve babayı duadan unutan,
ihmâl eden evlât iflâh olmaz. Anne ve babanıza dua edin! Annenizin,
babanızın rızasını kazanmaya gayret edin! Bazı evlâtlar oluyor,
çeşitli sebeplerden, mirastan, ve sâireden, "Annem, babam haksızlık
etti, eşit davranmadı..." gibi kanaatlerle annesiyle, babasıyla
darılabiliyorlar, küsüyorlar, bağları kopartıyorlar.
Bunlar çok yanlıştır. Onlar öyle bir şey yapmış olsa bile,
yanlıştır. Yine evlât, evlâtlığını yapmalı, annesinin, babasının
gönlünü hoş edecek, duasını alacak şekilde davranmalı!.. "Annesinin
babasının sağlığına yetişip, onlarla sağlığında karşılaşıp da, onların
duasıyla cenneti kazanamayana yazıklar olsun, burnu yerde sürter."
diye bedduası var Peygamber Efendimiz'in. Onun için Kadir gecesi
dualarınızda, anne-babanızı duadan unutmayın!
Bir insan müslüman kardeşine dua edince, en çabuk şekilde, süratli
şekilde duasına icâbet olur. Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin en süratle
kabul ettiği dua, müslümanın müslüman kardeşine onun gıyabından
yaptığı duadır.
Bütün müslümanlar için, bütün kardeşleriniz için, dostlarınız,
yakınlarınız, ihvanınız, ahbabınız için dua edin!.. Özel bölüm ayırın
duanızın içine; kendinizden ayrı, anne-babanızdan ayrı, ihvanınız,
kardeşleriniz, dostlarınız, sevgili, yakın, samîmî arkadaşlarınız
için, onların meselelerinin çözümlenmesi için, Allah'ın onlara
lütfetmesi için özel dua edin!.. Çünkü en süratle kabul olan dualardan
birisidir.
Bir de mazlumun duası çok çabuk kabul oluyor, biliyorsunuz. Allah-u
Teàlâ Hazretleri'nin kahrı zalimin tepesine hemen iniyor. Onun için
zulmetmekten sakınmak lâzım! Çünkü mazlumun ahını aldı mı, insanın
başı derde giriyor. Zulümden şiddetle kaçınmak gerekiyor.
Kendimize dua edeceğiz. Çoluk çocuğumuza edebiliriz, dünyamıza
edebiliriz, ahiretimize dua edebiliriz. Ümmet-i Muhammed'e dua
edeceğiz. Çünkü duaların en hayırlısı ümmet-i Muhammed'e umûmî olarak
rahmet istemektir. Bir insan:
(Allahümmağfir lil-mü'minîne vel-mü'minât) "Müslüman
erkeklere, kadınlara, hepsine yâ Rabbî, mağfiret eyle!" diye dua
ederse, onların sayısınca ecir ve sevap alır. Müslümanları unutmamak
lâzım!
Ben Avustralya'ya gelmeden önce bu sefer iki defa Cakarta'da, yâni
Endonezya'da bir müddet kaldım. Endonezya önemli bir ülke... Dünyanın
nüfus bakımından müslümanı en çok olan, en büyük islâm ülkesi... 200
milyon müslüman var. İçinde bir miktar gayr-i müslimler var, hindular
var, hiristiyanlar var ama, büyük bir kalabalık İslâm ülkesi... Fakat
çok sefil, çok perişan, pejmürde mahalleleri var, acınacak durumları
var...
Dünyanın başka görmediğimiz yerleri olabilir. Meselâ ben
Bangladeş'e gitmedim. Orada da çok sıkıntı olduğu, Hindistan'da,
Pakistan'da fakirliğin çok olduğunu biliyoruz. Afrika'da, Somali'de,
Orta Afrika'da, Çad'da, Moritanya'da, Batı Afrika'da çok sıkıntılı
hayat süren, kuraklıkta, yoksullukta eza cefa çeken müslümanlar var.
Onlara hem maddeten yardımcı olmaya çalışmak lâzım, hem de duada
onları unutmamak lâzım! Ümmet-i Muhammed'i dualarda yâd etmek lâzım!..
"Ümmet-i Muhammed'e Allah hayırlı idareciler ihsân etsin!.. Onlara
hizmet eden, onları kalkındıran, onları maddeten ve mânen rahatlatan,
dinlerini güzel yaşamalarına yardımcı olan, hayırlı, Allah'tan korkan,
müttekî, salih idareciler nasib etsin... Sömürücüleri, zalimleri
başlarından def etsin... Onların kötülüğünü isteyen, aleyhinde
çalışanlara fırsat vermesin!.." diye ümmet-i Muhammed'in hayatta
olanlarına dua etmek lâzım!
Geçmiş selef-i sâlihîne, cihad etmiş, kitap yazmış ulemâ,
mücahidler, hayrât ü hasenât sahibi gayretli insanlara da dualar etmek
lâzım!..
Böylece insan başkalarına dua ettiği zaman ne oluyor, niçin bunları
söylüyoruz?.. Sizin dularınız kabul oluyor. Yâni bir insan bir başkası
için, hasbî olarak böyle dua ederse, o zaman başucundaki bir melek,
(Âmin ve leke mislühû) "Âmin, ona istediğin şeyi Allah sana da
versin!" diye dua eder ve meleklerin duası da makbul duadır. Çünkü
melekler, Allah'a dua ettiği zaman duası kabul olacak mahluklarıdır.
Bunları onun için söylüyorum, yâni Kadir gecesinde dualarınız
müstecâb olsun diye söylüyorum. Yâni başkasının iyiliğini istediğiniz
zaman, ümmet-i Muhammed'in iyiliğini istediğiniz zaman, sonuçta siz de
fayda sağlayacaksınız.
Nice nice yıllar Kadir gecesine erişmeyi, hüsn-ü hatimeler ile,
ömrünüzün iman-ı kâmil ile sona ermesini, ahirete iman-ı kâmil ile
göçmeyi, Allah'ın azabından emin olup, uzak olup, cehennemden azad
olmuş bir kul olarak cennete girmeyi istersiniz. Çoluk çocuğunuz için
dua edersiniz...
Tabii anne-baba vs. dedik. İnsanın hocası, insanın mürşidi,
annesinden, babasından önde gelir; çünkü Peygamber vekilidir. O
bakımdan onlara da, onlara bağlı olan kimselerin hayır dua etmesi
lâzım!.. Onların da kendilerine bağlı kimselere dua etmesi lâzım!
Böylece iki taraf da istifade eder.
Allah-u Teàlâ Hazretleri Ramazandan istifade ederek Ramazanı
bitirmeyi, Ramazanın feyzinden, bereketinden, nimetlerinden,
mükâfatlarından, rahmetinden, mağfiretinden hisseyâb ve feyizyâb
olmayı hepinize nasib eylesin...
Ramazandan sonra da, Ramazanda kazandığımız güzel ahlâkı,
alışkanlıkları, âdetleri, cemaate devam etmek, oruç tutmak ve Kur'an
okumak, hayır hasenat yapmak gibi güzel duyguları söndürmeden,
öldürmeden, karartmadan devam ettirmeyi nasib eylesin...
Ramazandan sonra da altı gün Şevval orucunu tutarsa bir insan, o
zaman bütün seneyi oruçlu tutmuş gibi olur. Ramazanı Allah'ın istediği
vech ile, güzelce, şartlarına uygun, oruçla geçiren kimsenin, geçmiş
Ramazanla aradaki bütün günahları afv ü mağfiret olur. Onun için
Ramazana çok dikkat etmenizi, Ramazanın bu son on gününde, çok daha
büyük gayrete gelmenizi tekrar hatırlatıyorum.
Allah hem dünyada, hem ahirette büyük mükâfatlara erdirip,
sevindirsin... Cennetiyle, cemâliyle cümlenizi müşerref eylesin...
Gönüllerinizdeki muratlarınızı, dileklerinizi, isteklerinizi ihsân
eylesin... Sizi sevindirsin, şâd eylesin... Her şey gönlünüzce olsun,
aziz ve sevgili Akra dinleyicileri!..
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
23. 01. 1998 - Sydney / AVUSTRALYA