Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN Rh.A
Elhamdü lillâhi rabbil àlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh...
Ves salâtü ves selâmü alâ seyyidinâ muhammedinil mustafâ... Ve alâ âlihî ve
sahbihî ve men tebiahû biihsânin ilâ yevmil cezâ... Emmâ ba'd:
Çok aziz ve çok sevgili, çok muhterem kardeşlerim!.. Allah-u Teâlâ Hazretleri
cümlenizden râzı olsun... Cümlenizi saadet-i dâreyne nâil eylesin... İki cihanda
aziz eylesin... Cennetiyle, cemâliyle, rıdvân-ı ekberiyle taltif eylesin...
Senenin ilkbahar, yaz, sonbahar, kış diye dört maddî mevsimi olduğu gibi,
mânevî bakımdan da dikkati çeken iki mühim mevsimi vardır. Bu mevsimlerden
birisi şevval ayından sonra gelen, Arabî ayların onbirincisi olan zilkàde,
zilhicce ve muharrem aylarıdır. Bu, hac yapılması için insanların
harekete geçtiği bir mevsim oluyor. Uzaklardan, yakınlardan, Allah'ın emrine
uyarak, nice nice maddî ve mânevî faydaları sağlamak; nice nice ibretli hikmetli
tecrübeleri kazanmak, mânevî halleri müşahede etmek için insanlar, aşıklar,
fedâkârlar yollara düşüyorlar; Allah'ın emrettiği hac vazifelerini, "Lebbeyk
allahümme lebbeyk..." diye diye, gözyaşlarıyla dağları aşarak, vadileri
geçerek, denizlerden, havadan, karadan oraya gidiyorlar, çok büyük sevablar
kazanıyorlar.
Allah-u Teâlâ Hazretleri:
(Vel fecri ve leyâlin aşrin) diye, on mübarek geceye yemin ediyor. Bu
on mübarek gecenin, zilhiccenin hac yapılmaya mahsus olan on gününün geceleri
olduğu rivayet ediliyor.
Kur'an-ı Kerim'den böylece, hac ayetlerinden ayrı olarak anlaşılıyor ki, o
zamanlar çok sevablıdır, çok mübarektir. O vakitlerde yapılan ibadetler çok
kıymetlidir. O vakitte tutulan oruçlar çok sevablıdır. Hattâ, "Kurban bayramının
arefesinde oruç tutan bir insanın, iki senelik --geçmiş ve gelecek senenin--
günahları mağfiret olunur." diye rivayetler vardır. Hac yapmayanlar için...
Hacda olanlar hac vazifelerini yapacaklar ama, hac yapmayıp memleketinde
bulunanlar için o kurban bayramının arefesinde orucun çok sevablı olduğu
bildiriliyor. O zilhiccenin ilk dokuz gününü, on gecesini ihyâ etmenin ne kadar
çok sevab olduğunu kitaplarımız yazıyor.
Bir mevsim bu hac mevsimi, mevsim-i hac dediğimiz aylar... Bu aylar, hac
yapılmak gerektiği için insanların birbirlerine kızgınlıklarını, kinlerini,
düşmanlıklarını bir tarafa bıraktıkları aylar oluyor. Kılıçlarını kınlarına
soktukları aylar oluyor; birbirleri ile olan hesaplarını bir tarafa koydukları
aylar oluyor. Haram aylar deniliyor. Ceng ü cidal yok, hacca gidenlere engel
olmak yok... Babasının katilini görse bile bir Arap bu aylarda; başını
çevirirmiş, görmezlikten, duymazlıktan gelirmiş. Neden?.. Bu aylar muhterem,
mübarek aylar olduğundan, haram aylar olduğundan...
Bugün hepimiz biliyoruz hac İslâm'ın çok mühim olan ibadetlerinden birisidir.
Aklen de, ictimâî bakımdan da, maddeten de, mânen de ne kadar büyük bir ibadet
olduğunu, dost da düşman da, müslüman da gayrimüslim de itiraf ediyor. "Çok
muazzam bir ibadet; böyle bir ibadet başka hiç bir dinde görülmemiştir!" diye
hayranlıklarını ifade ediyorlar. Bu ibadetlerin hikmetlerine, güzelliklerine
aşık olup da İslâm'a giren gayrimüslimler var...
Hac çok muhteşem bir ibadettir. Dünyanın her yerindeki mü'minler bir yerde
toplanıyor. Aynı kıyafette, aynı şekilde, aynı tevâzu ile Allah'a ibadete koşup
geliyorlar. Muhteşem bir ibadet, muazzam bir fırsat... Çok büyük faydaların
hasıl olduğu bir toplanma, ibadet maksadıyla bir araya gelme... Muazzam bir iş,
dünyayı yerinden sarsan bir hadise...
Bir de dînî bakımdan bir sene içinde bir mevsim daha var; o da receb, şa'ban,
ramazan aylarından oluşan üçaylar dediğimiz mübarek mevsim... Bu ayların da
üçünün bir takım halinde mübarek olduğunu, kıymetli olduğunu, çok sevablı
olduğunu, çok değerli olduğunu Peygamber SAS Efendimiz hadis-i şeriflerinde ve
bizzat kendisi hayatında davranışlarıyla, halleriyle, ibadetleriyle göstermiş.
Peygamber SAS Hazretleri'nin ramazandan sonra en çok oruç tuttuğu ay receb
ayı... Bu receb ayında oruç tutmanın muazzam, muhteşem sevabları var...
İşte biz, bu mübarek üçaylar mevsimine bu akşam burada başlamış oluyoruz.
"Bir şeyler öğrenelim de, kendimizi iyi yetiştirelim de İslâm'a, müslüman
kardeşlerimize faydalı olalım! Daha çok faydalı olabilmek için neler
yapabiliriz?" diye iyi niyetlerle bir araya geldiğimiz şu mekânda, şu gecede,
aynı zamanda mübarek bir mevsimin de ilk gecesini idrak etmiş oluyoruz.
Üçayların birincisi olan receb ayının ilk gecesi bu... Recebe ne zaman girdik?..
Akşam ezanı okunduğu zaman girdik. Receb ayının daha ilk saatlerinde
bulunuyoruz.
Receb ayının çok kıymetli bir ay olduğunu Peygamber SAS Efendimiz bildiriyor.
Kur'an-ı Kerim'de de dört tane ayın haram aylardan, mübarek aylardan olduğu
beyan ediliyor. Bu receb ayı da, o dört haram aydan birisi... Yâni zilkàde,
zilhicce, muharrem peşpeşe geliyor, hac yapılıyor. Hacca gidiliyor, hacdan
dönülüyor. Ama bu receb ayı da onlardan beş ay sonra gelmiş. Sayalım:
Muharrem, safer, rebîül evvel, rebîül âhir, cemâdel ûlâ, cumâde âhire,
receb... Onun için bu muhterem aya, recebül ferd derler. Hürmet,
izzet, ikram ve itibar, ceng ü cidalden uzak durmak aynen receb ayında da var...
Bir de bu ayda sevablar kulların defterlerinin sevab hanelerine, bol bol
dökülmesi dolayısıyla da recebül esabb denmiştir. Yâni, sevabların bol
bol, şarıl şarıl, gürül gürül döküldüğü ay demek... Sabbe, Arapçada dökmek
demek... Nehrin de böyle dağlardan çağlayarak şaldur şuldur akıp da döküldüğü
yere münsab derler; o da aynı kökten... Recebül esabb; Allah'ın rahmetinin cûşa
gelip, ikram ü ihsanâtının şarıl şarıl, güldür güldür kullara geldiği ay
demektir.
Bir sıfatı daha var, recebül esamm; yâni sağır... Yâni, kullar
düşmanlarını görseler görmezlikten geliyor; senin filânca hasmın falanca yerden
geçiyor deseler, duymazlıktan geliyor. Onun için böyle demişler. Çeşitli
izahları yapılmış. Hâsılı, rivayetlerde çok kesin olarak bildiriliyor ki, receb
ayı enterasan, dikkat çekici mühim bir aydır. Bu ayın ilk gecesine burada şu
anda girmiş bulunuyoruz.
Arifler, din alimleri kitaplarında yazmışlar ki, bu ay ekim, ekme, ziraat
ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tevbe etmek vs. güzel şeyler yapılır. Bir
mahsulün ekilmesi gibi ziraat, ekim ayıdır. Şa'ban bakım ayıdır. Ramazan biçim
ayıdır, yâni mahsulün alındığı aydır demişler. Demek ki receb ayı, bizi ramazana
hazırlayan bir mevsimin ilk adımı olmuş oluyor.
Ramazan da onbir ayın sultanı... Ona birden, pattadak insan girmiyor,
kendisini hazırlayarak, derleyip toparlayarak giriyor. Onun için, "Receb ayı
tevbe ayıdır." demişler. Yâni kul ne yapacak?.. "Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım,
hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet..." diyerek hatâsını
itiraf edip, hatâsından dönerek, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girecek. Receb ayı tevbe
ayıdır.
Şa'ban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükâfatlarını alma
ayıdır. Böyle çeşitli kelimelerle bu ayların birbirleriyle irtibatlı olduğu
beyan edilmiştir.
Peygamber SAS Hazretleri'nden rivayet edildiğine göre, receb şehrullahtır.
Şehir, Arapçada ay demek... Şehr-i İstanbul, şehr-i Bursa derken kullandığımız
şehir kelimesi Farsça, belde mânâsına geliyor. Şehr-i ramazan, ramazan ayı
demek; şehr-i receb, receb ayı demek... Receb Allah'ın ayıdır. Tabii
bütün aylar, bütün yıllar, bütün zamanlar, bütün mekânlar, bütün varlıklar,
bütün insanlar, cümle eşyâ her şey Allah'ındır. Ama, her şey Allah'ın iken,
"Receb Allah'ın ayıdır." demekten maksad ne?.. Burada maksad, "Receb ayında
Allah-u Teâlâ Hazretleri kulları çok afvü mağfiret ediyor; kulları çok
affettiği, tevbe eden kullarını çok bağışladığı bir aydır." demek oluyor.
O bakımdan Allah'ın kullarına tevbe kapısını, affetme, mağfiret eyleme
kapısını açmış olduğu bir ayın kapısından geçmiş oluyoruz. Bunu hatırlatmak
benim için önemli, sizler için önemli! Çünkü, kendimizi toparlamamız, kendi
muhasebemizi yapmamız, sevabımızı, günahımızı tartıp ölçüp, hatâmızı anlayıp,
boynumuzu büküp Allah'a yalvarma fırsatı elimize geçmiş oluyor. Bunu yapacağız.
Tabii receb ayında oruç tutmak da çok sevabdır. Oruç da biliyorsunuz insanda
nefsi ıslah edici, kalbi nurlandırıcı tesir yapıyor. İki çeşit tesiri var
başlıca... Biri: Nefsin hırsını kesip nefsi yola getiriyor. İki: Ruhu ve kalbi
nurlandırıp kuvvetlendiriyor. Onun için insanın midesi boşaldığı zaman, oruç
tuttuğu zaman, --ramazanda bunu hepiniz tatmışsınızdır, birisiniz-- artık
duyguları berraklaşmaya başlar. Gönlü rikkat kesbeder, incelik kesbeder,
hassaslaşır. Derin derin düşünme kabiliyeti belirir. Güzel haller müşahede
eder.
İşte bu bakımdan, receb ayında oruç tutarak Allah'ın rahmetine ermeyi
kazanmak çalışması yapmak lâzım!.. Çünkü:
(İnnemâ yüveffes sàbirûne ecrahüm bigayri hisâb) "Her şeyin
mükâfatının bir katsayısı vardır, ecrinin miktarı vardır. Amma sabırlıların
ecri, sevabı, mükâfatı hesaba sığmayacak kadar çok olur." Oruç da sabır demek
olduğundan; orucu bu receb ayı içinde mümkün olduğu kadar çokça tutmağa gayret
edin! Peygamber SAS Efendimiz de bu ayda orucu fazla tutmuştur.
Tevbenizi yenileyin! Tevbe sadece dil ile "Estağfirullah ve etûbü ileyh"
demek değildir. Tevbe'nin Arapçadaki mânâsı, dönmek demektir, dönüş yapmak
demektir. Tevbe yapan insan, Allah'ın rızâsına uygun olmayan halinden, yolundan,
huyundan, işinden dönecek; Allah'ın sevdiği hale, yola, işe, hizaya gelecek...
Sadece diliyle tevbe eder de bu dönüşü yapmazsa; Hakka, hayra, güzele, sevaba
dönüşü yapmazsa; o zaman Hazret-i Ali Efendimiz'in ifadesiyle, böyle tevbe
edenlerin tevbesi yalancıların tevbesidir.
Hazret-i Ali Efendimiz RA, bir gün Kûfe mescidine girdi. Bir kenarda
birisinin, "Tevbe yâ Rabbi!.. Tevbe yâ Rabbi!.." dediğini görünce yanına
yanaştı, dedi ki:
"--Ey zât-ı muhterem! İnsanın sadece diliyle tevbe demesi, yalancıların
tevbesidir." dedi.
Tevbe dil işi değildir. Tevbe vücudun bütün âzâlarının, hayatın bütün
faaliyetlerinin Hakka, hayra dönmesi demektir. Onu da bilelim!.. Yâni, tevbeyi
sadece bir söz bölümü olarak düşünmeyelim! Sözü papağan da söyler, ama idraksiz
söyler. Üç defa peşpeşe, "Lâilâhe illallah" diyen papağanı gördüm.
Eylesen tûtîye ta'limi eder kelimât,
Sözü insan olur amma, özü insan
olmaz!
Tûtî, papağan demek... Papağana konuşmayı öğretsen, sözü insan gibi olur ama,
özü insan olmaz, kuştur yine... Papağandır, tabiatı neyse odur. Hâlin değişmesi
gerektiğini de tevbe konusunda hatırlayalım!.. Şu günlerimizi Cenâb-ı Hakk'ın
yoluna dönüş için, iyi bir müslüman olmak için, gerçek bir müslüman olmak için,
sahabe gibi müslüman olmak için, bir fırsat olarak değerlendirelim!.. İç
hesaplaşmamızı, muhasebemizi yaparak Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönelim!..
Bizim iyi müslüman olmamız sadece bizim için değil, bütün Ümmet-i Muhammed
için lâzım!.. Türkiye için lâzım, İslâm alemi için lâzım, dünya için lâzım!..
Kâfirler için bile lâzım!.. Bizim iyi müslüman olmamız, kâfirlerin de hakkı
duyması, öğrenmesi, belki Cenâb-ı Hakk'ın yolunu anlayıp da --biz güzel
anlatabilirsek-- Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girmesi için fırsat olduğundan, kendi
kurtuluşumuzu, salâhımızı, ıslahımızı, düzelmemizi cihanşumül bir olay olarak
görmeliyiz, çok önemli görmeliyiz. Ona göre bu ayda tevbe-i hakîkî, tevbe-i
nasuh etmeliyiz. Tevbe-i nasuh, çok samîmî demek, çok içten demek... Çok içten
tevbemizi yapmamız lâzım!..
Bu receb ayı böyle... "Receb şehrullah; Allah'ın ayı, Allah'ın tevbeleri
kabul ettiği ay... Şa'ban benim ayımdır. Ramazan da ümmetimin ayıdır." buyurmuş
Peygamber SAS... Demek ki, recebde tevbe edeceğiz, Allah'ın affını mağfiretini
isteyeceğiz. Şa'banda Peygamber SAS Efendimiz'in has ümmeti olmağa çalışacağız.
Ramazanda da Allah'ın lütfuna ermeğe, ümmet olarak mükâfatları kazanmağa gayret
edeceğiz.
Peygamber SAS Efendimiz buyurmuş ki: "Ramazan gelip de çıktığı halde halini
düzeltememiş, ramazanın feyzinden bereketinden istifade edememiş olan bir insana
yazıklar olsun, burnu yerde sürtsün!" buyurmuş. Ramazanda ramazandan istifade
etmek için ramazana hazırlanmak lâzım!.. Müsabakalara girecek olan birisinin,
müsabakadan önce hazırlanması gibi bir şey bu... Onlara hazırlık yapan,
antremanlarını muntazam yapan müsabakalarda derece alıyor. Yapmayan, birdenbire
giren bir şey alamaz. Onun gibi tâ bu aylardan ramazanı görmek lâzım!.. Bu
aylardan ramazana hazırlanmak lâzım!..
Bu akşam aynı zamanda cuma gecesidir. Yarın cuma olan geceye cuma gecesi
derler. Çünkü gün güneşin batmasıyla biter, yeni gün de o zaman başlar. İslâmî
mantığımızda böyle tabii bir hadiseye bağlıdır günün başlaması ve bitmesi...
Güneş batıyor, tamam... Güneş battı, eski gün bitti. Güneş battıktan sonra,
akşam ezanıyla beraber yeni bir gün başlar. Eğer güneş battığı zaman hilâli
görürsek,Ê"Haa, işte bak, güneşin battığı yerde hilâl incecik göründü. Demek ki,
yarın ramazan!" deriz. Ramazanın birinci günü akşamı o zaman olduğundan yatsıdan
sonra terâvih kılarız. Hemen sahura kalkarız, ertesi gün oruca niyetleniriz.
Neden?.. Gün akşamdan başlıyor da ondan... Akşamleyin hilâli gördük, ramazana
niyetlendik.
Ramazanı bitirdik, sonuna geldik de, akşam güneşin battığı yerden hilâli
görünce, "Haa, bayram geldi, yarın bayram!" deriz. Artık o akşam terâvih
kılmayız. Neden?.. Ramazan bitti, şevvalin birinci gecesi bu gece... Ertesi
sabah ramazan bayram namazını kılarız. Bu da hatırınızda kalsın...
Bu gece perşembeyi cumaya bağlayan gece, cuma gecesi... Yarın cuma namazı
kılınan gece, cuma gecesidir. Cuma gecesi zâten her hafta muhteremdir, her hafta
mübarektir. Cuma gecesi nurlarla dolu olan bir gecedir. Cuma gecesinin feyzi
bereketi çok olduğundan, Peygamber Efendimiz cuma gecesine, "Elleyletül garrâu"
buyurmuştur. Yâni, nurlarla pırıl pırıl olan bir gece...
Onun için cuma gecesinin kıymetini bilmek lâzım!.. Her gecenin kıymetini
bilmek lâzım tabii, şek şüphe yok... Her geceyi Allah'ın rızâsına uygun geçirmek
lâzım ama, haftanın günlerinin en sevablısı cuma günüdür, haftanın gecelerinin
en sevablısı cuma gecesidir; bunu da bilmek lâzım!..
Biz şimdi, birincisi: Recebin birinci günü mübarek bir gündür, gecesi mübarek
bir gecedir, ihyâ edilmesi gereken günlerden biridir. Bugün recebin birinci
gecesi olduğu için mübarek bir gecedeyiz. İkincisi: Bir cuma gecesi olduğundan
mübarek bir gecedir. Onun için de ikinci bir defa mübarekdir bu gece... İki kat
katmerli mübarektir. Üçüncüsü de; recebin ilk cuma gecesine regàib gecesi
dediklerinden, bu da recebin tesâdüfen hem biri, hem ilk gecesi olduğundan, bu
da üçüncü bir defa regàib gecesi olduğundan mübarektir. Üç sebepten katmerli
mübarek bir gecedir.
Recebin ilk cuma gecesi kaçına rastlarsa; bu sene birine rastladı, bir dahaki
sene birine rastlamaz, başka bir zamana rastlar; olsun. Recebin ikisi, üçü,
beşi, altısı neyse recebin ilk cuma gecesine regaib gecesi derler. Regàib ne
demek?.. Ragîbeler demek... Ragîbe ne demek?.. Rağbet edilen mükâfatlar,
iltifatlar, ikramlar demek... Bu gecede Allah'ın öyle mükâfatları, öyle
ikramları, öyle sevablı bağışları, öyle bir lütufları vardır ki, onun için
recebin bu ilk cuma gecesine melekler leyletür regàib demişler. Allah'ın çeşit
çeşit ikrâmâtının kullara ihsan olunduğu bağış gecesi, lütuf gecesi mânâsına...
Onun için, ayrıca bu bakımdan mübarek bir gecede bulunuyoruz.
Tabii, böyle mübarek gecelerin ihyâsı nasıl olur; bunu soruyorlar. Böyle
mübarek gecelerin ihyâsı, yâni ibadetle değerlendirilmesi, canlandırılması...
İhyâ, aslında hayat vermek demek... Bir geceyi ölü olarak geçirmek veya bir
geceye hayat vermek, bir geceyi ihyâ etmek... Boşa harcamak veya dipdiri, canlı
değerlendirmek...
Şimdi bir gecenin ihyâsı nasıl olur?.. Bir gecenin ihyâsı, yatsı namazıyla
sabah namazını camide cemaatle kılmakla olur. Bu, gecenin ihyâsıdır. Bütün günün
ihyâsı bu... Yatsı namazı ile sabah namazını camide kılmak, o günün, o gecenin
ihyâsı demektir. İnsan sabahlara kadar, akşamlara kadar ibadet etmiş gibi sevab
kazanır.
Onun için, yatsı ve sabah namazlarına önem vermek lâzım!.. Peygamber SAS
Efendimiz: "Bu iki namaza gelin, bu iki namazı camide kılmağa gayret gösterin!"
demiştir. Neden?.. Bu iki vakit, biraz insanların gayret göstermeme
ihtimallerinin olduğu vakitlerdir. Yatsı namazına gayret göstermez. Gelmek
istemeyebilir, canı istemez. Nefsi engellemek ister, şeytan engellemek ister.
"Çok yoruldun! Yemek yedikten sonra, şurda namazını kılıver, yatağına yatıver.
Bak gözlerinden uyku akıyor! Şimdi ne yapacaksın karanlıkta?.." der, engellemeğe
çalışır.
Hakîkaten de adam ameledir, işçidir, patrondur, çalışmıştır, yorulmuştur.
Şimdi de öyle oluyor ya; yemeği yedikten sonra bir mahmurluk çöküyor,
televizyonun karşısında uyuyup kalıyor. Çünkü, televizyonu bile kapatmayı
unutuyorlar. Televizyon açık, bayrak direğine bayrak çekilinceye kadar açık,
adam uyumuş. Neden?.. Uyku bastırdı. Onun için yatsı camiye gelmek zor...
Sabah daha zor.. Çünkü, insanın tatlı uykusundan, rahat yatağından, sıcacık
yorganının altından kalkıp da camiye gelmesi, nefsini yenmesini gerektiriyor.
Bayağı büyük bir gayret ister. İnsanın kendi arzusunu yenmesi, kendi kendisini
aşması, kendisine üstün gelmesi zor bir iştir. Bu bir eğitim işidir. Bu eğitimi
almayan insanlar kendi kendilerini yenemezler.
Hacda bir hadise anlattılar. Bir şeyh efendi müridleriyle bir toplantıda
iken, adamın birisi rap rap kapıdan gelmiş, bir kâğıt uzatmış hocaefendiye...
Hocaefendi kâğıdı okumuş, ne yazıyorsa;
"--Olmaz evlâdım bu istediğin senin!.. Olmaz!" demiş.
Adam da demiş ki:
"--Bu mutlaka olacak!.."
Bütün müridler ayağa kalkıp, adamı döğecek gibi olmuşlar. "Vay bizim hocamıza
karşı geliyor; o olmaz diyor da, bu olur diyor." diye... Şeyh efendi şöyle bir
işaret etse, adamı benzetecekler.
Adam çok sert ve kırıcı bir şekilde, "İlle olacak!" deyince; şeyh efendi
başını böyle eğmiş, bir müddet durduktan sonra, başını kaldırmış. Derin nefes
alarak:
"--Sabreden kazandı. Nefsini yenen, nefsine hakim olan kazandı." demiş.
Sinirleniyor insan, herkes sinirlenir. Kendisine kötü bir muamele yapılınca,
"Vay bana hakaret mi ediyorsun, ben senin uşağın mıyım?" der, bir şey der,
sinirlenir. Gazabını yutmak, kızgınlığına hakim olmak kolay bir şey değildir.
Halimlik selimlik kolay bir şey değildir. Sabır kolay bir şey değildir. İşte
sabredeceğiz! Sabrederse, nefsine hakim olursa, kendi arzularını yenerse; o
zaman olgun bir müslüman demektir.
İşte insan kendi arzusunu yenecek!.. Ne istiyor nefsi?.. Yatmak istiyor.
Sızlanıyor: "Yâhu zâten geç yattım, uykum az! Yatıp da sonra kılsak olmaz mı,
kalkmasan olmaz mı?" diyor. Kalkacağım diyorsun. "Kalk ama camiye gitme bari!
Şurda namazını kıl, daha yatak soğumadan yat! Camiye şimdi nerden, nasıl
gideceksin?" diyor. İşte bir bahane...
İşte onları yenmek, yatsı ve sabah namazına gelmek dikkatli insanın, nefsini
yenebilen şuurlu müslümanın işi olduğundan, Peygamber Efendimiz buyurdu ki,
"Münafıklar bu iki namaza güç yetiremezler." Kalkamazlar, uyanamazlar. Uykusunu
da bölemez, rahatını terkedip gelemez. Yatsı namazına da gelemez, sabah namazına
da gelemez. Ama gündüz namazlarına gelebilirler; çünkü zaten uyanık... Öteki
insanlar gördüğü için, gelmediği farkedilirse ayıp olacak, toplumun içinde
durumu sarsılacak.
"Münafıklar bu iki namaza güç yetiremezler diyor." Onun için bu iki namazı
camide kılmak, mü'min-i kâmillerin işidir, olgun müslümanların işidir. Bu
hatırınızda olsun, bu iki namazı camide kılmayı ihmal etmeyin!..
Camide namaz kılınınca evde kılınmasından farkı ne olur?.. Camide namaz
kılındığı zaman, erkekler için camide namaz kılmak evinde namaz kılmaktan 27 kat
daha sevablıdır.
(Salâtül cemâati tafdılü salâtel ferdi biseb'in ve ışrîne dereceh)
Sahih hadis-i şerif bu... "Cemaatle namaz kılmak 27 derece daha sevablıdır." Ama
bu mahalle mescidi içindir. Mahalle mescidine gidiyorsun, orda namaz kılıyorsun;
27 kat... Eğer cuma namazı kılınan büyük mescide gidersen, o zaman 50 kattır
sevabı...
Bir şeyi daha hatırlatayım muhterem kardeşlerim: Cemaat o kadar mühimdir ki,
Peygamber SAS buyuruyor ki:
"Bir yerde beş tane müslüman hanesi varsa, beş evin bir arada olduğu yerde
ezan okumak, kamet getirmek cemaatle namaz kılmak gerekir." diyor Peygamber
Efendimiz... Ölçü: Beş tane ev... Beş tane ev yaylada, mezraada, köyde, kentte
nerdeyse; beş ev bir araya geldi mi, orda ezan okuyacaklar, topluca namaz
kılacaklar!..
"Eğer ezan okunmaz, kamet getirip namazı cemaatle kılmazlarsa; (İstahveze
aleyhimüş şeytàn) şeytan onlara hakimiyetini kabul ettirir, ezer. Onları
hakimiyeti altına alır. Şeytanın buyruğu, hükmü, egemenliği altına girerler."
buyuruyor. Şeytanın egemenliği altına giren insanların hanesinden gürültü,
zırıltı eksik olmaz. Neden?.. Şeytanın hakimiyetine girdiler. Şeytan onları
parmaklarında oynatır.
Şeytan usta bir mahlûk... Kandırmakta usta, tecrübeli... Hazret-i Adem Atamız
zamanından beri insanları kandırmakta tecrübesi olan bir varlık... İnsan
şeytanın ağına düştü mü, avucuna geçti mi, şeytan onu perişan eder. Çaresi
nedir?.. Ezan okunacak, kamet getirilecek ki şeytan orada hakimiyetini
kuramasın!.. Namaz bu kadar önemlidir, cemaat bu kadar önemlidir. Bir yerde ezan
okunmaz olursa, kamet getirilmez olursa, şeytan oraya hakim olur.
Bolu'nun dağlarına gittik, bir arkadaşın köyüne vardık, evine vardık.
Bakıyoruz saate, ezan okunmadı. Dedik niye?.. İmam emekli olmuş, yeni imam
gelmemiş, köyde ezan okunmuyor... Dedim ki: Çok fenâ olursunuz!.. Köyde cami
var, minare var, insanlar var; namaz kılınmıyor. Herkes evinde kılıyor ama,
camide namaz kılınmıyor cemaatle... Yok mu bir ezan okuyacak insan?.. Güzel
olması şart değil ki, güzellik müsabakası yapılmıyor ki... Güzel olma şartı
yok... Çık oraya; bağırabildiğin kadar, ihlâs ile "Allahu ekber" de, sesini dört
tarafa duyur!..
Orda ev sahibine dedim ki: "Ezanı sen okuyacaksın, imamlığı sen yapacaksın!
Kendin okuyacaksın, kendin imamlık yapacaksın; şu köyü ezansız
bırakmayacaksın!.. Hadi bakalım camiye gidelim!" dedim. Camiye gittik, minareye
çıktı ezan okudu arkadaşlar... Ondan sonra içerde namaz kıldık. Sonradan duyduk;
köyde kadınlar ağlaşmışlar, "Çok şükür köyümüzde ezan okundu." diye...
Bunlar mühim şeylerdir muhterem kardeşlerim!.. Siz kıymetini belki takdir
ediyorsunuzdur, belki bazıları takdir etmiyordur; çok önemli!.. Yatsı namazını
ve sabah namazını camide cemaatle eda etmek, gecenin ihyâsı için bir sebeptir;
bu bir...
İkincisi: Geceleyin yatacağı zaman, insanın abdest alıp, abdest aldıktan
sonra ik rekât / dört rekât namaz kılıp abdestliyken yatıp uyuması, o da gecenin
ihyâsıdır. Neden?.. Peygamber SAS hadis-i şerifinde buyuruyor ki: "O kulun iç
çamaşırı ile teni arasında bir melek bulunur. 'Yâ Rabbi, bu kulun temiz yattı,
abdestli yattı; sen bunu afvü mağfiret eyle!..' diye dua eder." Böyle diyor
Peygamber Efendimiz... Bilmeyen bilmez, görmeyen görmez ama, gören söylüyor,
Peygamber Efendimiz söylüyor.
Sonra, "Hafaza melekleri, kirâmen kâtibîn melekleri o kulu sabaha kadar
ibadet etmiş diye deftere yazarlar. Abdesti yattı diye sabaha kadar cızır cızır
ibadet sevabı yazılır insanın defterine..." Bu da Peygamber Efendimiz'in
bildirdiği bir şey... Sonra, "Gökteki melekler o zâtın abdestli yatıp uyuduğunu,
vücudunun mânevî bakımdan nûrâniyetinden görürler, o kulun etrafına izdihamlı
bir şekilde, kalabalık bir şekilde toplanırlar." diyor Peygamber Efendimiz...
Yâni tıkıl tıklım o insanın etrafı melek doluyor abdestli yattığı için... O
bakımdan bir çare de gece yatarken taze abdest alıp, iki rekât / dört rekât
namaz kılıp abdestli yatmaktır. Gecenin bir ihyâsı da bu...
Gecenin ilk hatıra gelen, asıl klasik mânâda, herkesin bildiği mânâda ihyâsı
da, bir miktar uyuduktan sonra kalkıp, Allah rızâsı için abdest alıp gece
namazları kılmaktır. Peygamber SAS buyuruyor ki:
(Rek'atâni minel leyl) "Geceleyin kalkıp da kılınan iki rekât namaz,
(hayrun mined dünyâ ve mâ fîhâ.) dünyadan da, dünyanın içindeki her
şeyden de daha hayırlıdır. Kim söylüyor?.. Peygamber-i Zîşân söylüyor. Asdakul
kàili, söyleyenlerin en doğru sözlüsü, Allah'ın habîb-i edîbi, Muhammed-i
Mustafâ'sı söylüyor. Sıradan bir insan söylemiyor. Ne diyor?.. "Dünyadaki her
şeyden daha iyidir." diyor.
Size şu oturduğumuz Alâaddin Oteli'ni verseler ne yaparsınız muhterem
kardeşlerim?.. Düşünün ki bir babayiğit, çok zengin, milyarder bir adam çıktı,
sizi beğendi: "Sevdim seni yâ, benim param çok, çoluğum çocuğum da yok... Aldım
bu Alâaddin Oteli'ni, sana bağışladım!" dese ne yaparsınız?.. Aklını oynatabilir
insan sevincinden, fırttırabilir.
Rasûlüllah'ın sözüne inanmıyor muyuz muhterem kardeşlerim?.. Sözün,
kelimelerin taşıdığı mânâyı algılamak lâzım!.. "Dünyadan ve dünyanın içindeki
her şeyden daha hayırlıdır." diyor Peygamber Efendimiz... Neden?.. Çünkü:
"Şemmetün min ma'rifetillâh" Ma'rifetullahtan bir koklamâ çok mühimdir de
ondan... Gece kalkacaksın, abdest alacaksın... Kimse yok, odanda yalnızsın...
Gösteriş ihtimali yok, şöhret ihtimali yok, riyâ ihtimali yok... Rabbine
yöneliyorsun, alemlerin Rabbi... Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn... Ne muhteşem
kelime!.. Koca kâinâtın sahibi, yaratanı Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin divanında
elpençe dîvan duruyorsun, "Sana hamd olsun yâ Rabbi!" diyorsun... Rükû
ediyorsun, secde ediyorsun... İbadetin tadını böyle yudum yudum, iksir gibi
tadıyorsun.
İnsan birisi gelse kendisine baksa, utanır, sıkılır. Hattâ göstermek istemez,
yapacaksa bile yapmak istemez. Ama gece yalnızsın, kimsecikler yok... Seccadene
kapanıyorsun, ağlıyorsun, gözyaşlarını döküyorsun... Secde yerin ıslanıyor,
"Aman yâ Rabbi!.." diyorsun. Bu duygular çok kıymetli duygular... Bu duygular
insanı evliyâ yapar. Bu duygular insanı dünyanın en kıymetli insanı yapar. Bu
duygular insanı başkalarına en güzel şekilde hizmetler yapan, hayırlı, faydalı
güzel insan yapar. Bu duyguları insan, işte o geceleyin kalkınca tadabilir.
Peygamber SAS Efendimiz'e ne emrolundu:
(Yâ eyyühel müzzemmil. Kumil leyle illâ kalîlâ. Nısfehû evinkus minhü
kalîlâ. Ev zid aleyhi ve rettilil kur'âne tertîlâ.) [Ey örtünüp bürünen
Rasûlüm! Birazı hariç geceleyin kalk namazkıl! Gecenin yarısını kıl, yahut bunu
biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur'an'ı tane tane oku!]
İlk inen ayetler İkra' Sûresi'nin beş ayeti... İkinci inen ayetler bir
rivâyete göre "Yâ eyyühel müddessir" sûresinin başındaki ayetler; öteki rivayete
göre "Yâ eyyühel müzzemmil" sûresinin başındaki ayetler... İkinci veya üçüncü
inen ayetler bunlar... Yâni üçüncü vahiyde Peygamber Efendimiz'e ne
emredilmiş?.. "Geceleyin kalk ey Rasûlüm!" diye emredilmiş.
O gecelerin ihtişamı, o gecelerin güzelliği... Bu beton yığınları arasında
yeni neslin insanları onu bilemiyorlar. O gecelerin ihtişamı ne kadar
güzeldir!.. Ne kadar ruhâniyetlidir o geceler!..
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Geceleyin göğün kapıları açılır." Göğün
kapıları var mıdır?.. Vardır. Peygamber SAS Efendimiz mi'raca çıkarken, Kudüs-ü
Şerif'e vardılar. Kudüs-ü Şerif'ten mi'raca çıkıyor, Cebrâil AS'la Peygamber SAS
Efendimiz... Birinci semaya geldiği zaman, melek durdurdu. Birinci semâ
nedir?..
(Ve lekad zeyyennes semâed dünyâ bimesâbiha) "Dünyaya en yakın semâyı
yıldızlarla donattık." diyor Allah-u Teâlâ Hazretleri... Yıldızların olduğu
semâ, birinci semâ... Ondan sonraki semâlarda neler olduğunu ordan anlayın!
Yıldızların olduğu semânın ötesinde neler olduğunu artık Allah bilir.
Birinci semânın bekçisi durduruyor, Cebrâil'e soruyor. Cebrâil kim?..
Allah'ın dört büyük meleğinden birisi... Peygamber SAS Efendimiz'e vahyi getiren
muazzam melek... Ona soruyor melek... Hangi melek?.. Birinci semânın bekçisi
olan melek...
--(Men ente?) Kimsin sen?..
Men, kim demek Arapçada...
--(Ene cibrîl!) Ben Cebrâilim!
Tanıtıyor kendisini... İslâmî edebde tanıtma vardır muhterem kardeşlerim!..
Kapı çalınıyor. "Kim o?.." diyorlar içeriden... Kapıyı çalan, "Ben!" diyor.
Eyvah, fe sübhânallah!.. Herkes ben diyecek, ben diye cevap mı verilir; adını
söyleyeceksin!.. Bak ne diyor: "Ben Cebrâilim" diyor. İnsan edeb öğreniyor.
Ben deyince ikinci defa soruyorlar bu sefer:
"--Kimsin sen?.."
"--Benim, aç kapıyı!" diyor.
Tanıyacaksın, herkese kapı açılmaz ki!.. "Herkese kapıyı açmayın,
bileziklerinizi alırlar elinizden!" diyorlar. Ayağını dayar, bıçağı çeker...
İyisi var, kötüsü var... Edebli edebli kim olduğunu söyleyeceksin!..
Sonra:
--(Ve men meake?) Peki, yanındaki kim?..
--(Muhammed!) Muhammed-i Mustafâ, Allah'ın elçisi!..
--Peki ona izin verildi mi, buralardan geçmeğe?..
--Evet verildi.
--O zaman o da geçsin!..
Yâni, semâların böyle özelliği var muhterem kardeşlerim!.. Cebrâil'e soru
soran, dur diyen bekçisi var... Kapısı var, göğün kapıları var... Bilmiyoruz;
gören görür, bilen bilir. Bilenler, görenler bildiriyor, göğün kapılarının açık
olduğu zaman bu gece vakti... Göğün kapıları açılıyor, "Geç aslanım!" der gibi
serbest...
İkincisi: Allah-u Teâlâ Hazretleri semâ-ı dünyaya nüzul eyleyip kullarına
nidâ eyler. Yâni kullarına yakınlaşır Allah-u Teâlâ Hazretleri, buyurur ki: "Yok
mu benden affını mağfiretini isteyen; haydi istesin, affedeceğim!.. Yok mu
benden bir talebi olan; haydi dilesin, dilediğini vereceğim!.. Yok mu hasta olup
da şifa isteyen; haydi şifasını istesin, şifa vereceğim!.. Yok mu şöyle olan,
yok mu böyle olan?.." diye seslenir buyurmuş, bir hadis-i şerifte Peygamber
Efendimiz...
Ne zamana kadar?..
(Hiye hattâ matlail fecr) "İmsak kesilinceye kadar..." Gecenin sonu
neresidir?.. İmsak vaktidir. İmsak kesildi mi, gece de biter. Kadir gecesinde de
öyle...
(Tenezzelül melâiketi ver rûhu fîhâ biizni rabbihim min külli emrin)
Meleklerin inmesi, o fütûhat ne zamana kadardır?.. (Selâmün hiye hattâ
matlail fecri) Tülûu fecir oluncaya kadar, yâni fecir tamam oluncaya
kadardır.
Binâen aleyh gözümüzle göremiyorsak, gökle âşinâlığımız yoksa, takvimden
imsak vaktine bakarız. İmsak vaktinden evvel bir arada kalkarız, abdest alırız,
namaz kılarız: "Ben varım yâ Rabbi affını isteyen!.. Ben varım yâ Rabbi muhtac
olan!.. Ben varım yâ Rabbi senden dileği olan!.." diye biz de isteriz.
İsteme zamanıdır çünkü... Kulların istediği, Allah'ın da vereceğim dediği
zamandır. O vakitte ibadet etmek salihlerin, enbiyâ ve evliyâullahın adetidir.
İnsan Allah ile başbaşa kalmanın zevkini öğrenmeli!.. Yalnızlıktan bucak bucak
kaçmamalı!.. Adam ceketini alıyor:
--Hanım ben gidiyorum!
--Nereye gidiyorsun?..
--Kahveye gidiyorum.
--Niye?..
--Yalnızlıktan canım sıkıldı.
Yalnızlığı sevmeli bir insan... Yalnızlığın tadını çıkartabilmeli; "Oh yâ!
Çok şükür ki, hiç kimse yok... Rabbimle başbaşa şöyle bir kendimi çekip
çevireyim, düşüneyim!" diyebilmeli... Yalnızlıktan zevk almalı!.. Yalnızlık,
büyük ruhların gıdasıdır. Yalnızlık mühim bir şeydir. Yalnızlıkta Mevlâsıyla
bağlantı kurmak çok mühim bir şeydir. O da geceleyin güzel bir şekilde
oluyor.
Onun için gecenin bir ihyâsı, geceleyin kalkıp, abdest alıp ilâ mâ şâallah,
Allah'ın dilediği kadar iki rekât, dört rekât, altı rekât, sekiz rekât, on rekât
namaz kılmaktır. Çünkü, namaz ibadeti en güzel şekilllerinden biridir. İbadetin
çok çeşitli şekilleri vardır. En kompleks, tam şekillerinden birisi namazdır.
Peygamber SAS buyuruyor ki:
(Kurreti aynî fis salâh) "Gözüm şenleniyor namaz kılarken... Gözümün
şenliği namazda..." İçim rahat ediyor demek... Rasûlüllah Efendimiz'in içinin
rahatladığı, gözünün şenlendiği, serinlendiği, rahatlandığı o namazdan o zevki
alamayan kendisini kontrol etsin... Yâni, "Ben niye bu güzel namazdan bu zevki
alamıyorum?" diye düşünsün, kendisi çaresini arasın!.. Demek ki cihazları
paslanmış, duyguları dumura uğramış, demek ki çok cahil, demek ki bu hususta çok
mübtedî, çok yeni, çok toy olduğu anlaşılıyor. İnsan o yalnızlık zevkini duymalı
muhterem kardeşlerim!..
Tabii, Kur'an okumak çok sevaplı... Kur'an-ı Kerim ile bizim aşinalığımız da
kusurlu hale gelmiştir bu nesille... İngilizce öğreniyorlar, Almanca Fransızca
öğreniyorlar, bir dil yetmiyor birkaç dil öğreniyorlar; herşeyi öğreniyorlar da,
Arapçayı öğrenip Kur'an-ı bellemek husususunda bir aşk ve şevk ve gayret
yaygınlaşmış değil, makbul değil... Öğrenenler de makbul tutulmuyor. Neymiş
bu?.. Hafız...
--Hafız gel, otur, oku!.. Tamam, al şu zarfın içindeki paranı, hadi
yallah!..
Belki, "Hafız buraya gel!" dedi mi karşıdaki kızıyor, zor tutuyor
kendisini... Hakaret etmiş gibi oluyor. Halbuki hafız eskiden naslıdı yâni...
Hafızlamak deniliyor, makbul olmayan bir şey olarak... Hafızlığın şân ü şerefi,
kadr ü kıymeti bilinmez duruma gelmiştir.
Halbuki Kur'an-ı Kerim Allah'ın kelâmıdır, yüzüne bakmak bile sevabdır.
Mânâsını anlayıp, onu yaşadığı zaman, icrâ ettiği zaman iyice sevab
kazanacaktır. Kur'an-ı Kerim okumak sevabdır. Kimisinin gözü rahatsız oluyor,
kimisi Arapça bilmiyor, kimisi okuyamıyor, okusa mânâsını bilmediği için bir tad
alamıyor.
Bir başka ihyâ şekli zikir... Zikir nedir?.. Mübarek bazı kelimeleri tekrar
tekrar söylemektir. Nedir o mübarek kelimeler?.. Meselâ, "Lâ ilâe
illallah" mübarek bir kelimedir. İnsanın cennete girmesine sebeptir. Kezâ,
"Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed"
çok sevablıdır. Sen salât ü selâm getirirsen, Peygamber Efendimiz'e melekler
götürürler. Meselâ, "Estağfirullah" bir zikirdir, Allah'tan afvü mağfiret
istiyorsun. Meselâ, "Sübhànallah"; meselâ, "Elhamdü lillâh"; meselâ, "Allahu
ekber"; meselâ, "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" gibi sözler
mübarek kelimelerdir, cümleciklerdir. Bunları zikretmek çok sevabdır.
Yahut da Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin ism-i a'zamını, lafza-i celâli veya
esmâ-i hüsnâsından birini zikretmek; o da zikirdir. Meselâ, "Allah... Allah...
Allah..." dese zikirdir, "Yâ Kayyûm... Yâ Kayyûm..." dese zikirdir, "Yâ Vedûd...
Yâ Vedûd..." dese zikirdir, "Yâ Hû..." dese zikirdir. İşte böyle bunların hepsi
zikirdir. Zikir de geceyi ihyâ etmek için bir çaredir.
Bir kul Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder:
(Fezkürûnî ezkürküm) "Siz beni zikredin, ben de sizi zikrederim."
buyruluyor. Onun için sen Allah dedikçe, bil ki Allah da seni zikrediyor. Kul
içinden Allah'ı zikrederse, Allah da onu kendisi zikreder. Kul toplulukta
zikrederse, Allah da onu daha hayırlı bir toplulukta zikreder. Böylece Allah'la
kulun yakınlaşması, Allah'ın kulunu sevmesi, kulunda da Allah'a karşı aşkullah,
muhabbetullah hâsıl olmasına götürür iş...
O bakımdan zikir de ibadetlerin güzellerindendir. Geceyi ihyâ şekillerinden
birisidir.
Bazı namazlar vardır, Peygamber SAS Efendimiz kılmıştır. Bunlardan birisi de
tesbih namazıdır. Üç yüz adet "Sübhânallàhi vel hamdü lillâhi ve lâ ilâhe
illallahu vallàhu ekber" deniliyor. Her on tanesinde veya on beş tanesinde
"Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" deniliyor. Dört
rekâtlık bir namaz kılınıyor. Bu namaz tek olarak kılındığı gibi cemaatle de
kılınabilir. Peygamber Efendimiz'den sahih hadislerle rivayet olunmuştur. Sevabı
çok olan bir namazdır meselâ bu... Böyle ibadetlerle de ihyâ edebilirsiniz
gecenizi...
Allah-u Teâlâ Hazretleri hepinizden râzı olsun...
23. 11. 1995 Regaib Gecesi - Alanya