|
RAMAZANA GİRERKEN
Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN Rh.A
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
Aziz ve sevgili Ak-Televizyon izleyicileri ve Ak-Radyo
dinleyenleri! Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun...
Cenâb-ı hak Teàlâ ve Tekaddes Hazretleri dünyada ve ahirette sizleri
sevindirsin, aziz ve bahtiyar eylesin...
Bugünden sonra bir dahaki cumaya gelmeden önce çok büyük bir olay
ile karşılaşıyoruz. Ramazan ayı, onbir ayın sultanı Ramazan perşembe
günü geliyor. Perşembe günü biz oruç tutmuş oluyoruz. Çarşamba
gününden teravih namazını kılıp, çarşambayı perşembeye bağlayan gece
de sahura kalkıp, perşembe günü oruçlu oluyoruz. Bir dahaki cumaya
artık Ramazan ayının ilk cumasını kılmış olacağız. Allah sağlık
afiyetle eriştirsin... Bu güzel aydan istifade etmeyi nasîb eylesin...
Tabii, Ramazandan önce ben bu konuşmayı yapmış olduğum için, "Acaba
Ramazandan önce ikaz ve ihtar bakımından değer taşıyan ne
söyleyebilirim kardeşlerime?" diye düşündüm.
Bir kere lütfen kardeşlerimiz Ramazan gelinceye kadar Ramazanla
ilgili kitapları, veyahut hadis kitaplarında, fıkıh kitaplarında
Ramazanla ilgili bölümleri okusunlar, Ramazana hazırlıklı girmiş
olsunlar. Bilerek, şuurlu ve incelikleri kavramış, öğrenmiş olarak
girsinler. Çünkü insan bilerek yaptığı zaman, adabına, usûlüne,
erkânına uyduğu zaman bu güzel aydan a'zamî istifadeyi yapar.
Allah-u Teàlâ Hazretleri bütün ömrümüzü, bütün faaliyetlerimizi,
âdâbına erkânına uygun, rızasına yönelik, rızasına kazanmaya vesile
olacak mükemmellikte yapmayı cümlemize nasîb eylesin...
a. Rahmet ve Bereket Ayı
Tabii siz okuyacaksınız bu arada, Ramazan gelinceye kadar; bu güzel
ayın ibadetleri nasıl olacaksa, incelikleri nelerse onları öğrenmeğe
çalışacaksınız. Ben de bu münasebetle, bu sabahki cuma sohbetimde,
size Ramazanla ilgili üç hadis-i şerif okumak istiyorum.
Birinci hadis-i şerif şöyle:
(Enne rasûlallàhi SAS kàle yevmen ve hadara ramadân: Etâküm
ramadànu şehru bereketin yağşâkümüllàhu fîhi feyünzilür-rahmeh, ve
yehuttul-hatâyâ, ve yestecîbü fîhid-duâ', yenzurullàhu teàlâ ilâ
tenâfüsiküm fîh, ve yübâhî biküm melâiketehû, feeddullàhe min
enfüsiküm hayrâ, feinneş-şakıyye men hurime fîhi rahmetellàhi azze ve
celle) Sadaka rasûlüllàh, fî mâ kàl, ev kemâ kàl.
Hadis alimi Taberânî kitabında rivayet etmiş. Ravileri güvenilir
kimselerdir buyurmuş Ubâdetübnü Sâmit RA'dan rivayet edildiğine göre,
Peygamber Efendimiz SAS Ramazan geldiği zaman hitab etmiş, buyurmuş ki
ümmetine:
(Etâküm ramadàn) "Ramazan geldi." Demek ki ilk günlerinde
konuşmuş, geldi dediğine göre... Geliyor demiyor, gelmiş buyuruyor.
Râvînin (ve hadara ramadànü) "Ramazan gelmişken" sözü de
gösteriyor.
(Şehru beraketin) Ramazan nasıl bir ay?.. Bereket ayı...
Yâni zamanın bereketlendiği, ibadetlerin sevaplarının bereketlendiği,
evin bereketlendiği, sofraların bereketlendiği; dükkânların,
kasaların, keselerin bereketlendiği ve her şeyin güzelleştiği bir
mânevî, güzel zaman dilimi. Mübarek bir ay.
(Yağşâkümüllàhu fîhi) "Bu ayın içinde Cenâb-ı Hak sizi
kuşatır, gaşyeder, kaplar, örter." Gaşiye-yağşâ, örtmek demek. (feyünzilür-rahmeh)
"Ve rahmetini indirir." Cenâb-ı Hak kullarına teveccüh buyuruyor ve
rahmetini indiriyor. Tabii, Cenâb-ı Hakk'ın rahmetine mazhar olmak çok
büyük bir olay. Bu ayın hürmetine, bu zamanın bereketine bunu
lütfediyor.
(Ve yehuttul-hatâyâ) Hatta-yehuttu, koymak demek. "Hatâları
günahları affeder, bir kenara koyar, döker." Yaprakların ağaçtan
döküldüğü gibi, Cenâb-ı Hak kulu günahlardan pâk eder, temizler.
(Ve yestecîbü fîhid-duâ') "Ve bu ayda duayı kabul eder." O
kadar ihtiyacımız var ki, o kadar çok şeylere muhtacız ki, o kadar çok
dua etmeliyiz ki... Dua biliyorsunuz ibadettir, ibadetin hasıdır,
özüdür, iliğidir. Çok şeylere dua etmemiz lâzım! Kendimize, ülkemize,
çevremize, müslüman kardeşlerimize, yakınlarımıza, dostlarımıza,
nâdânlara, yârânlara, bilene, bilmeyene, bilip cahillik edene; dost
olup da kuyumuzu kazana, düşman olup da mezarımızı kazana karşı,
yapılacak çok dua var. Dua da ibadet... Mühim olan tabii, duanın kabul
olması. Cenâb-ı Hak bu ayda duayı kabul eder, oruçlunun duasını kabul
eder. Ne kadar güzel bir fırsat doğuyor.
(Yenzurullàhu teàlâ ilâ tenâfüsiküm fîh) "Cenâb-ı Hak Teàlâ
ve Tekaddes Hazretleri bu ayda sizin gayretinize, ibadete şevkle
koşuşmanıza, birbinizden etkilenerek ibadet yarışına girişmenize nazar
eyler. (Ve yübâhî biküm melâiketehû) Sizinle meleklerine
öğünür."
"Bakın kullarıma!" diye artık ne buyurursa; "Bu kullarım
şehvetlerini bıraktılar, yemeklerini bıraktılar, içmelerini
bıraktılar. Benim rızam için, bilerek kendilerini bunlardan mahrum
ediyorlar."
Tabii bunun çok faydaları var. Orucun o kadar çok kıymeti, o kadar
çok maddî ve sıhhî faydaları var ki, o kadar çok ailevî ve ictimâî
faydaları var ki, o kadar çok bedenî, rûhî, aklî faydaları var ki,
saya saya saatler geçer ama, faydalar bitmez. O kadar çok...
Ama Cenâb-ı Hak gene bu oruç tutanların, bu oruçtaki gayretlerine,
şevklerine, yarışlarına, birbirleriyle âdetâ sevap yarışına
girişmelerine nazar eyler ve meleklerine öğünür. Öğer, iftihar eder,
mübâhat eyler.
(Feeddullàhe min enfüsiküm hayrâ) "O halde siz de bu ayda
Cenâb-ı Hakk'a karşı görevlerinizi yerine getiriniz! Siz de Allah'a
karşı hayırlı ibadetler yaparak, hayırlı kulluk yaparak, kulluk
borcunuzu edâ ediniz!"
Çünkü Cenâb-ı Hak bu kadar lütfediyor, bu kadar rahmeyliyor,
meleklerine öğüyor... O halde siz de Cenâb-ı Hakk'a karşı kulluk
vazifelerinizi edâ eyleyiniz, ödeyiniz. Eddû, ödeyiniz mânâsına.
Sonra buyuruyor ki Peygamber SAS Efendimiz: (Feinneş-şakıyye men
hurime fîhi rahmetellàhi azze ve celle)
Şimdi insanlar iki zümre... Allah'a mutî olup Allah yolunda yürüyen
insanlar, bunlara saîd deniliyor. Saadet ehli ama, bizim anladığımız
sevinme, mutluluk mânâsına değil; Allah'ın istediği yolda yürüyen,
sırât-ı müstakîmde yürüyen itaatli kullar demek. Saîd bu... Gerçekten
de böyle hareket edince, dünya ve ahiret saadetine eriyor.
Onun için, böyle doğru yolda dosdoğru gidene saîd derler. Günahlara
dalıp, âsî mücrim olanlara da şakî derler. Şakînin çoğulu eşkıyâ
geliyor, saîdin çoğulu süedâ geliyor. Saîd saadet masdarından, şakî
şekàvet masdarından.
Eğer bir kimse bu ayda Cenâb-ı Hakk'a kulluk görevini güzel
yapmıyorsa, o kimseye şakî diyoruz. (Men hurime fîhi rahmetellàhi
azze ve celle) "Pek aziz olan, son derece aziz, sonsuz derecede
izzet sahibi, sonsuz celâl sahibi Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin
rahmetinden bir kimse bu ayda mahrum kalmışsa, işte o asıl şakîdir.
Asıl şakî, asıl eşkıyâ, asıl şekàvet ehli, asıl bahtsız, asıl mücrim,
bu aydan istifade edemeyendir." buyuruyor.
Bu çok önemli... Bu aydan istifade etmeğe, bu ayda şakî sınıfından
olmamağa gayret etmek lâzım!..
Tabii geçtiğimiz Şa'ban ayının ondördünü onbeşine bağlayan gece,
[berat gecesi] bir insanın said mi şakî mi olacağı belli oluyordu. O
zaman asıl dua edecekti. "Aman yâ Rabbi, benim adımı şakîler defterine
yazmışsan, sil ordan; saîdler defterine kaydet!.. Önümüzdeki Şa'bana
kadar, ben sana âsî mücrim bir yıl geçirmeyeyim; sana itaatli, güzel
bir ömür geçireyim..." diye dua edecekti.
Tabii Recebler geçiyor, Şa'banlar geçiyor, Regàibler geçiyor,
Beratlar geçiyor; istifade eden ediyor, edemeyen edemiyor.
"Ama asıl Ramazandan eli boş çıkıyorsa bir insan, işte Allah'ın
rahmetine eremeyen o kişiler, asıl şakî onlardır." buyuruyor Peygamber
SAS Efendimiz.
Onun için çok önem veriyorum, çok önemli olduğuna dikkatinizi
çekmek istiyorum: Bu ayda mutlaka ve mutlaka Cenâb-ı Hakk'ın rahmetine
ermek, rızasını kazanmak için çok büyük gayret göstermeliyiz.
İkinci hadis-i şerifi Ahmed ibn-i Hanbel, Bezzaz, Beyhàkî, Ebuş-Şeyh
ve İbn-i Hibban rivâyet etmiş. Et-Tergîb'de var, diğer kaynaklarda
var. Ebû Hüreyre RA'dan rivayet olunmuş ki:
(Kàle Rasûlullah SAS:) Peygamber SAS buyurdu ki: "U'tıyet
ümmetî hamse hısàlin fî ramadân) "Ümmetime Ramazan'da beş tane
özellik, beş tane ikram, beş tane ilâhî lütuf bahşedildi. (Lem
tu'tahünne ümmetün kablehüm) Daha önce geçmiş olan ümmetlere. daha
önceki peygamberlere tâbî milletlere verilmemiş olan beş tane büyük,
müstesnâ, hediye, ikram, bu ayda ümmet-i Muhammed'e verildi. Peygamber
Efendimiz'in ümmetine Cenâb-ı Hak verdi."
1. (Halûfü femis-sàimi atyebu indallàhi min rîhil-misk)
Oruçluyu Allah seviyor. Bir de oruçlu tabii ağzı boş olunca,
fırçalamıyor da... Zâten macunla fırçalamak doğru değil oruçluyken.
Misvaklanma da öğleye kadar olabiliyor. Misvakta macun filân yok,
sadece dişin fırçalanması olayı var. Macunsuz fırçalama da misvaklanma
gibi olabilir ama, macun olmaz oruçlu iken... Çünkü o bir maddedir,
ağızdan içeriye lezzeti, tadı, damlası gittiği zaman oruç bozulur. O
olmaz.
Ama öğleden sonra misvaklanmak da mekruh oluyor. Ağzı kuru olduğu
için, boş olduğu için, bir şey yemediği için; ordaki bakterilerin
faaliyetinden, maddelerin çözümlenmesinden, dişlerin arasındaki
bulaşıklar, çıkamayan kalıntıların bozulmasından, ağızda bir koku,
acılaşma olur.
Buna halûf deniliyor. Bir çeşit koku ama, nâhoş koku... İnsan
yaklaşsa, koku nâhoş... Nâhoş ama, bize göre tatsız bir koku ama,
"Cenâb-ı Hakk'ın indinde oruçlunun ağız kokusu, misk kokusundan daha
hoştur, daha güzeldir." Yâni Cenâb-ı Hak onu güzel kabul ediyor ve
güzel olarak değerlendiriyor. Oruçlu kulunun ağzının o çirkin kokusunu
seviyor. O oruçtan dolayı olmuş bur durum olduğu için, Cenâb-ı Hakk'ın
indinde o koku misk kokusundan daha kıymetli bir koku oluyor.
Halbuki İslâm dini temizliği emrediyor, tırnakları kesmeyi, kılları
izale etmeyi, koltukaltlarını temizlemeyi, sünnet olmayı emrediyor.
Yıkanmayı, guslü emrediyor, abdest almayı emrediyor. Güzel koku sürmek
sünnet; Peygamber Efendimiz sürdüğü için, biz de güzel kokuları
sürüyoruz. Yıkanıyoruz, taranıyoruz, donanıyoruz. Melekler güzel
kokuyu seviyor, camiye giderken güzel kokular sürünmek lâzım!.. Ama
oruçlunun ağzının o kokusu, Allah indinde misk kokusundan daha
kıymetli...
Bu bir pâye, bir özellik... Bizim ümmetimize Cenâb-ı Hakk'ın
verdiğini, Peygamber Efendimiz bildiriyor.
Sonra:
2. (Ve testağfirû lehümül-hîtânü hattâ yuftırû) "Bu ayda
oruç tutan ümmet-i Muhammed'in abidlerine, oruçlularına denizdeki
balıklar tevbe ve istiğfar ederler."
Niye denizdeki balıklar buyurmuş Peygamber SAS Efendimiz?.. Biz
karada yaşıyoruz, toprakta yaşıyoruz. Bizden uzakta, ayrı bir alem
olan deniz-derya alemindeki balıkların, bizimle doğrudan doğruya bir
menfaat ilişkisi de yok... Hani çevremizdeki kuzu, koyun, tavuk, horoz
gibi hayvanlara bakıyoruz, saman veriyoruz, dane veriyoruz,
besliyoruz... Öyle bir durum da yok. Ama denizdeki balıklar bile,
"Affet yâ Rabbi bu oruçluları!" diye dua eder.
Bu bir özellik. Yâni sudaki balıklar bile bizi sevmeye başlıyor,
bizim tarafımızdan olur ve bizim için Cenâb-ı Hakk'tan afv ü mağfiret
diliyor.
--E peki, havadaki kuşlar, başka mahlûklar?..
Allahu a'lem, burda "Bütün varlıklar oruçluya dua ediyor, hattâ
denizdeki balıklar bile..." gibi bir mânâ olmalı. İftar edinceye kadar
oruçluya, "Affet yâ Rabbi bunu!" diye dua eder. Melekler de dua eder,
balıklar da dua eder... Her şey oruçluyu seviyor.
3. (Ve yüzeyyinullahu azze ve celle külle yevmin cennetehû)
"Ve pek aziz ve pek celîl olan Cenâb-ı Hak Teàlâ Hazretleri, her gün
cenneti süsler." Ramazan dolayısıyla, ilâhî lütuflarıyla, zâten
güzeller güzeli olan cenneti, kimbilir ne türlü güzelliklerle ayrıca
Ramazan bereketine süsler.
(Sümme yekl:) Sonra buyurur ki: (Yûşikü ibâdiyes-sàlihûne
en yülk anhümül-meûnete ve yasîrû ileyki) "Muhtemeldir ki, sàlih
kullarım, belki dünya meşakkatleri üzerlerinden alınır da, belki sana
gelirler de ey cennetim!" diye, Allah'ın emriyle cennet oruçlular için
süslenir. Cenâb-ı Hak, belki sàlih kullarım gelirler diye cennetini
süsler.
Tabii sàlih kullarından Ramazan içinde vefat edenler de olur,
Ramazan'dan sonrakiler de olur. Ama o cennetin salih kullar için
süslendiği, Allah tarafından tezyin edildiği; özel ikramlarla,
Ramazana mahsus güzelliklerle güzelleştirildiği belirtiliyor.
Sonra:
4. (Ve tusaffedü fîhi meredetüş-şeyâtîn) "Şeytanların
reisleri, azılıları, azgınları, şiddetlileri zincirlere vurulur
Ramazanda..." Serbest olsalar, ne muzırlıklar yapacaklar. Onlar böyle
zincirlere, bukağılara, halkalara, kelepçelere vurulur, bağlanır.
(Felâ yahlüs fîhi ilâ mâ kânû yahlusne ileyhi fî gayrihî)
"Başka aylarda yapabildikleri şeytanlıkları, insanlara musallat olup
da yaptıkları ayartmaları, kandırmaları bu ayda yapamazlar.
Bağlandıkları için, zincirlere, demirlere, halkalara elleri, ayakları,
a'zâları bend edildikleri için, başka aylarda yaptıkları faaliyetleri
yapmağa imkân bulamazlar şeytanlar.
Yâni şer tarafı da durduruluyor. Artık daha kolay ibadet yapmak
imkânı da çıkmış oluyor.
5. (Ve yuğferu lehüm fî âhiri leylihî) "Ve Ramazanın son
gecesinde, oruçlular mağfiret olunur." dedi Peygamber Efendimiz.
Beş husus saydı: Birisi ağız kokusu Allah indinde misk kokusundan
daha hoş gelmesi... Birisi balıkların bile, iftar edinceye kadar oruç
tutanlar için tevbe ve istiğfar etmesi... Yakında kullarım gelir diye;
dünya meşakkatleri üzerlerinden kaldırılır da gelirler, kavuşurlar
diye cennetin bezenmesi, süslenmesi... Sonra şeytanların azılılarının,
ileri gelenlerinin bağlanması, diğer aylardaki serbestliklerinin
ellerinden alınması; diğer ayda yapabildiklerini bu ayda
yapamamaları... Son gecede de bağışlanmaları... Beş tane.
Şimdi bu son gece meselesinde sahabe-i kiramdan sormuşlar:
(Kìle: Yâ Rasûlallah, e hiye leyletül-kadr?)
"--Yâ Rasûlallah! Bu son gece Kadir gecesi mi ki mağfiret olunuyor
kullar?"
(Kàle: Lâ) Peygamber Efendimiz buyurdu ki:
"--Hayır! (Ve lâkinnel-àmile innemâ yüveffâ ecruhû izâ kadà
amelehû.) Kadir gecesi değil ama, bir işçi bir işte çalıştığı
zaman, ecrini işini bitirdiği zaman alır. Ramazanın da son günü, artık
oruç bitti, ertesi gün bayram namazı kılınacak; ibadet edenlere sanki
para kazanmak için çalışan işçiler gibi, ücretliler gibi; nasıl onlar
iş bittiği zaman paralarını alırlarsa, onun gibi...
Alnındaki teri daha kurumadan işçiye akşam ücretini vermek,
Efendimiz'in tavsiyesi. Önceden konuşmak:
"--Bak sen şu işleri yapacaksın, ben sana şu kadar para vermek
istiyorum, verebilirim, razı mısın?..
"--Razıyım!"
"--Buyur başla!.."
Önceden parayı tayin edecek, akşamleyin de alnındaki ter kurumadan,
"Al kardeşim konuştuğumuz ücreti!" diyecek.
"Böyle ücreti çalışan işçinin akşam hemen aldığı gibi, Ramazan da
biter bitmez, son gecede Cenâb-ı Hak onları bağışlar." buyuruyor.
İşçinin alnını teri kurumadan, ücretinin verilmesine teşbih eyliyor.
Ne kadar mübarek bir ay olduğunu gösteren hadîs-i şerifler...
c. Bir Gün Orucun Telâfîsi
Şimdi bir de işin öbür tarafını düşünelim. İbadet edenler bu
sevapları alıyorlar da, ibadet etmezse ne olacak?.. Bir nebze de onu
gösteren bir hadis-i şerifi seçtim size. Ebû Hüreyre RA'dan rivayet
olunmuş, Ahmed ibn-i Hanbel, Tirmizî, Ebû Dâvud, İbn-i Mâce, Dârimî,
Buhàrî, Mişkàt ve bazı kitaplarda var bu hadis-i şerif. Hep, mümkün
olduğu kadar, hiç itiraz vâki olamayacak sağlam rivayetleri size
söylemek istiyorum ki, yanlışlık olmasın diye.
Şimdi bu sabahki sohbetimin sonuncu hadis-i şerifi. "Peygamber
Efendimiz buyurdu ki:" diyor Ebû Hüreyre RA:
(Men eftara yevmen min ramadàn, min gayri ruhsatin ve lâ maradın,
lem yukdıhî savmid-dehri küllihî ve in sàmehû.) Sadaka rasûlüllàh,
fî mâ kàl, ev kemâ kàl.
"Bir insan, Ramazanın bir gününde oruç tutamasa, yemek yese..."
Buradaki eftara sözü bazan akşamleyin orucu bozmak için iftar
sofrasında iftar etmek mânâsına gelir, bazan da orucu tutmamak
mânâsına gelir. Burada bir gün iftar ederse diyor, bir gün Ramazan
orucunu tutmazsa demek.
"Bir gün Ramazan orucunu bir kimse tutmazsa; (min gayri ruhsatin
ve lâ maradin) bir ruhsat olmaksızın veya hastalık filân olmadan
bir gün tutmazsa..."
Ruhsat nedir... Bir insan seyahate çıkmışsa, seyahatte orucu
tutmamasına ruhsat var, müsaade var. Çünkü seyahat meşakkatlidir,
sıkıntılıdır; dinçlik lâzım! Oruç tuttuğu zaman bayılacak, serilecek,
gidemeyecek... Yolculuk ciddî bir iş. Şimdi kolaylaştı ama, ne kadar
kolaylaşsa, gene de çeşit çeşit zorlukları oluyor. Yolculuk zor.
Şimdi bu zorluğa karşı, seferde olan, seferî olan, yolcu olan,
Ramazanın içinde bile olsa, tutmamaya ruhsat sahibi oluyor. Allah ona
ruhsat vermiş. Ama tutarsa, tabii daha iyi olur da, tutamayacak, veya
sahura kalkamadı, başka zorluklar var; ruhsat var, tamam... Ya da
hasta, yatakta, tutamadı; tutamaz, tamam.
Böyle bir ruhsat olmadan, bir hastalık bahis konusu olmadan, bir
gün oruç tutmadı beyefendi...
--İşte bugün tutamayacağım!
--Ramazan...
--Ramazan ama, tutamayacağım, sonra tutarım.
Tutamadı. Ramazan orucu vaktinde tutulmazsa, biliyorsunuz kaza
edilecek. Yâni borç kalıyor. Günü geçti, bitmez. Tutulmadığı zaman da,
ileride gününe gün tutulması lâzım gelir. Kılınmayan namazlar da
öyledir. Bir namaz kılınmadığı zaman, silinmez. Bir zaman gelecek,
ille onu ödeyecek hayatında... Hayatında ödemezse, ahirette çok büyük
cezalarla gene ödeyecek. Yâni ödememek diye bir şey yok; ama çok
şiddetli cezalarla, çok korkunç sahnelerde, çok fecî şekilde olacak.
Onun için en iyisi, en akıllıcası, ibadetleri vaktinde yapmak,
kazaya bırakmamak, sonradan ödenme durumuna bırakmamak...
Sonra savm-ı dehr tutsa... Savm-ı dehr ne demek?.. Bir
insanın senenin bütün günlerini, hiç aksatmadan oruç tutması demek.
Yâni eğer bir insan bütün sene oruç tutarsa, ona savm-ı dehr denir.
Tabii bu mekruhtur, uygun görülmemiştir. Çünkü artık o zaman orucun
anlamı kalmaz, oruca alışır vücut...
Bir gün tutup, bir gün tutmamak; Dâvud AS öyle yaparmış, ona
savm-ı Dâvûdî deniliyor. Ramazanın dışında da insanların,
Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği çeşitli oruçlar tutma imkânları
var.
Dâvud AS bir gün tutar, bir gün tutmazmış. Senenin yarısı, 170 gün
oruç tutuyor meselâ... Öyle değil de, bütün sene oruç tutmuş olsa bile
bir insan, onu karşılayamaz.
Kaçan kaçtı mı, onu telâfi etmenin imkânı yok.
Yanlış hatırlamıyorsam, evliyâullah fakih alimlerden bir tanesi,
bir vakit namazına camiye yetişemiyor da, evde kılınan namaz ile
camide kılınan namaz arasında 27 derece fark var. 27 kat daha fazla
camide namaz kılmak... Eğer cuma namazı kılınan bir büyük camide gider
kılarsa, o zaman 50 kat sevap... Bunları muhtelif vesilelerle sizlere
sohbetlerimde hep anlatmıştım.
Kılamamış, cemaate yetişememiş, evinde 27 defa o namazı kılmış.
Meselâ, diyelim ki öğle namazına gitti, namazı kılmışlar, kaçırdı.
Eyvah... 27 defa o namazı kılmış. Evet camide namaz kılmak, evde
kılmaktan 27 kat daha sevaplı ama; sonra rüyada görmüş ki, kendisi
atlı, birtakım atlılar var, yarışıyor... Ama ne kadar yarışmışsa,
geçememiş. Demişler ki:
"--Bu öndekiler cemaatle namaz kılanlar, evde 27 defa kılarak sen
de yetişmeğe çalışıyorsun ama, bak onlara yetişemiyorsun!"
Yâni yine de yetişilmiyor. Onun için ibadetleri vaktinde yapmak
lâzım!
Şimdi aziz ve muhterem kardeşlerim, Allah cümlemize sıhhat afiyet
versin... Meselâ bende de, benim tanıdığım bazı kardeşlerimde de bazı
rahatsızlıklar var. Şimdi bazıları bu rahatsızlıkları, şöyle küçük bir
işaret gördüler mi, birilerinden duydular mı, bahane edip orucu
tutmamak tarafına kayıyorlar. Halbuki, böyle sevaplı şeyleri aşk ile,
şevk ile yapmağa çalışmak lâzım!.. Bahane arayıp kaçmağa çalışıyor.
Bir kere bu zihniyet yanlış... İbadetleri sevmek lâzım!
Mükâfâtlarını niçin söylüyoruz?.. Bu kadar güzel ibadetler sevilsin
diye, seve seve yapılsın diye... Aşk ile, şevk ile yapıldı mı,
mükâfâtı var. İstemeye istemeye yapıldı mı, olmaz.
Münafıklar için buyuruyor ki Cenâb-ı Hak:
(Ve izâ kàmû iles-salâti kàmû küsâlâ) "Namaza kalktıkları
zaman, ezana, camiye geldikleri zaman, yerlerinden kalktıkları zaman
tenbellene tenbellene kalkarlar." Neden?.. Münafık, dinin tadına
varamamış, imanı çürük, nefsi kuvvetli, zihniyeti bozuk, kalbi
kasvetli, paslı; onun için anlayamıyor. Halbuki Peygamber Efendimiz
namaz için, "Gözümün bebeği, gözümün nuru..." diyor.
(Kurretü aynî fis-salâh) "Gözümün şenliği namazda..."
buyuruyor.
Namazı sevemiyor bir insan, namazı zor kılıyor; demek ki hastalık
var... Hastalık var ki sevemiyor. Hani bazan insan hasta oluyor da, en
güzel tatlıyı çıkartıyorsunuz, ikram ediyorsunuz; "Hiç tadını
alamadım, herhalde hasta olduğumdan ağzım acı!" diyor.
Hasta oldu mu bir insan, güzel ibadetlerin tadını, zevkini
alamıyor, kaçmağa çalışıyor. Öyle olmamalı! Bir kere ibadetleri
sevmeğe çalışmalı... Sevmeyen kim?.. İnsanın içinde ikinci bir
varlık... "Bir ben vardır bende benden içeru" dediği gibi Yunus'un.
İnsanın içinde nefsi var. Nefsi sevmez.
Şeytan nefsi kışkırtır: "Boş ver!" der, "Yapma!" der. Şimdi bu oruç
Allah'ın çok sevdiği bir ibadet olduğundan, sevabını da Cenâb-ı Hak
vereceğinden, kat kat vereceğinden;
(İnnemâ yüveffes-sàbirûne ecrahüm bigayri hisâb)
Sabredenlere mükâfatları hesapsız miktarda çok verileceğinden; şeytan
tabii ademoğlunun, biz insanların Allah'ın rızasını kazanıp cennete
girmesini istemiyor. Faaliyeti o, işi o...
Şimdi iyi bir şeyi yaptırmamak ana hedeflerinden birisi... Şeytan
insana iyi bir şeyi yaptırmak istemez, yaptırmamağa çalışır. İlle
yapacaksa, bozuk yaptırmağa çalışır, tehir ettirmeğe çalışır, sevabını
kaçırttırmağa çalışır... O ibadetin afetleri neyse; riya, gösteriş,
ücub vs. onların birisine ulaştırmağa çalışır.
Orucu da tutturmamağa çalışabilir. Sevgili izleyiciler ve
dinleyiciler, aman şeytanın oyununa gelmeyin! Oruç tutunca insan
sıhhat kazanır. Çok ağır şeker hastası, talebem var, hoca kardeş, iğne
ile duruyor. Ona göre ayarını yapıyor, iğnesini yapıyor, yine orucunu
tutuyor. Kaç senedir tutuyor, gözümün önünde tutuyor.
Olur. Doktorlar, "Tutmayabilirsin, hastasın." dediği zaman, hemen o
bahaneyi değerlendirip ibadetten kaçmamak lâzım!
Bir de doktorundan doktoruna fark var. Bazı doktor imanı olmadığı
için, önemsemediği için, günah olan şeyi bile tavsiye edebiliyor. Bir
de diyor ki:
"--Sen onu yap, günahı varsa benim!"
Bu söz yeni bir söz değil. "Siz günahı işleyin, vebalini biz
yüklenelim!" demişler. Kur'an-ı Kerim'de, eski kâfirlerin de böyle
dedikleri yazılı.
--Ne olacak, ötekisinin günahını yüklenir mi?..
Hayır, onun günahı yine ona kalır, ama bu onun günahını yüklenmek
teklifinde bulunduğu için, onun günahı kadar günah buna ayrıca
yüklenir. Böyle bir söz, çok tehlikeli bir söz. Çünkü başkasının
işlediği bir günahın, hem onun üstünden yük gibi alınması mümkün
değildir, o onda yine kalır; hem de bir misli de böyle bir sözü
sarfedene verilir.
Şimdi bazıları diyor ki:
"--İçki iç canlanırsın... Kanyak iç, dinçlik gelir. Flört et,
ruhsal sıkıntıların geçer. Oruç tuma, aman şöyle olursun!.. Aman
paranı verme, fakir düşersin!.."
İslâm öyle demiyor. İslâm, "Sadaka ver, zekât ver, hayır ver Allah
kat kat fazlasını verir." diyor. Peygamber Efendimiz:
"--Vallàhi zekâttan, sadaka vermekten insanın malı azalmaz." diyor.
İşte o, peygamberâne bir söz! İlâhî hikmetleri bilen salâhiyetli
kimse öyle söylüyor. Dünya gözüyle bektiğin zaman öyle değil ama, o
doğru...
"--Oruç tutma hasta olursun..."
Hayır, oruç tut, sıhhat bulursun!.. Birçok hastalıkların şifası
oruçtadır. Zekâtını ver, malın artar, korunur. Evin zelzelede
yıkılmaz, çoluk çocuğun hayırlı olur. Gam, keder, üzüntü gelmez. Az
sadaka çok belâyı def eder. Bunları büyüklerimiz söylemişler
Yâni, bir ilâhî mü'min mantığı var; bir de münkirin inançsızın,
azılı dinsizin, dünyaya tapan, sadece dünyayı düşünen insanların
mantığı var; maddeci mantık, materyalist, ateist mantık... Tabii bu
ikisi birbirine zıt, imtihan burda...
Birisinde görünmüyor, "Allah şunları şunları verecek!" deniliyor.
Mâneviyat gözüyle, basîreti açık olan görüyor da; deneyen de o güzel
sonuçları elde ediyor da, ilk başta acaba diyenler de, cayanlar da
olabiliyor.
Onun için aziz ve muhterem kardeşlerim, bir gün bile kaçırmamağa
gayret edin Ramazandan! Çünkü bir gününün bile telâfisi, bir sene oruç
tutsanız mümkün olmayacak. Oruçları güzelce tutalım!
Ama kitapları okuyalım! Bakın üç tane okudum, ne kadar kıymetli
bilgiler var. Daha başka elinizdeki, kütüphanenizdeki hadis
kitaplarının Ramazan bölümlerini okuyun! Tefsir kitaplarının, fıkıh
kitaplarının o bölümlerini okuyun! Bakın ne kadar daha incelikler var
bilmediğiniz, unuttuğunuz, öğrendiğiniz zaman sevineceğiniz.
Öğrenin ve ibadetleri güzel yapmağa çalışın! Şu Ramazan, sebeb-i
fevz ü felâhınız olsun, necâtınıza sebep olsun... Cenâb-ı Hakk'ın
rahmetine erenlerden olun, süedâdan olun!
İki cihandanda Cenâb-ı Hak aziz ve bahtiyar eylesin, yüzünüzü
güldürsün, sevindirsin cümlenizi... Bizi de duadan unutmayın!
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtüh!..
03. 12. 1999 - AVUSTRALYA |