|
MEKKE-İ MÜKERREME'DE
RAMAZAN GÜNLERİ
Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN
Rh.A
Nasib eden Allah'a hamd ü senalar olsun. Ramazan-ı şerif Hicaz'da
Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere'de, başka yerlerden çok daha
feyizli, bereketli, mükemmel güzel ve hoş oluyor sevap da bu mübarek
yerlerde çok fazla!
Bu sene güzel Türkiye'mizden buralara çok ziyaretçi gelmiş her
taraf Türk umreciler ve hacılarla dolu, iki adımda bir tanıdık bir
simaya rast geliyor, sevgili bir dostla karşılaşıyoruz. Ülkemizde çok
istediğimiz halde görüşemediğimiz bir çok kardeş ve arkadaşla burada
her vakit beraberiz. Adını söylemeyeyim sadece bir kasabamızdan
250-350 kişi beraber geldiklerini söylediler.
Halkımız elhamdü lillâh çok dindar, çok sùfî, çok uyumlu insanlar;
çevreleriyle dil bilmedikleri halde, hemen samimi ilişkiler
kuruveriyorlar, isteyene yanlarında yer açıyor aralarına alıyorlar.
İnat, sertlik, zıtlık yok; edep, ahlâk, kardeşlik var.
Sabah namazı çok erken, sahurdan hemen 10-15 dakika sonra
kılınıveriyor; halbuki normal zamanlarında daha çok beklerler.
Mekke'de öğle ve ikindi namazlarında bile her yer doluyor, biraz
geciken yer bulmakta zorlanıyor.
İkindiden sonra mescidin içinde her yere uzun plastik muşambalar
verilip sofra düzenleniyor, fakir, zengin herkes yanına hiçbir şey
almasa bile iftar edecek, karnını doyuracak bir şeyler buluyor, bol
bol zemzem içiyor, Arap kahveleri, naneli çaylar ile sefalanıyor.
Akşam namazı bu işler olsun diye biraz geçiktirilerek kılınıyor.
Bizdeki gibi camiler akşamleyin tenha değil, camide iftar edilip namaz
kılındıktan sonra artık isteyen evine dönüp safalı, teferruatla yemek
ziyafetini yapıyor.
Yatsı, normal vaktinden yarım saat sonra, çok güzel, vakarlı,
usulüne uygun, aheste aheste, tadı çıkarıla çıkarıla hatimle eda
ediliyor; acele yok, telaş yok! Hava latîf, hele Mescid-i Haram'ın en
üst terasında yayla gibi, yıldızların, hilâlin altında namaz kılmak
öyle hoş oluyor ki tariflere sığmaz. Namazdan sonra yanlarında
termoslarıyla gelenler, meyva suları, çaylar, kahveler içiyor, memnun
ve mesrur evine dönüyor.
Bura ahalisi Ramazanlarda geceleyin pek uyku uyumuyor. Her taraf
ışıl ışıl, yollar, çarşılar kalabalık, kimi ibadette, kimi keyfinde!
Tabiî gayr-ı meşru eğlence, içki, saz, söz hiç yok! Kimileri canı
isterse Arafat'a, Müzdelife'ye gidip gece oralarda piknik yapıyor,
rahatlıyor, dinleniyorlar, O yerleri hac zamanındaki izdihamın
dışında, tertemiz pırıl pırıl ağaçlıklı, yeşillikli görmek hoş oluyor.
Tabiî, ramazanın son on gününde i'tikâf sünneti var; yâni evinden
ayrılıp, camiye gelip, gece gündüz orada zikir, fikir, ibadet, taat,
kıraat gibi derûnî, lâhutî birtakım çalışmalarla gündüzleri sàim,
geceleri kàim geçirmek tam bir ahiret adamı olmak var. Bu SAS
Efendimiz'in adeti, emri, tavsiyesi; sünnet-i kifaye deniliyor.
Yapanlara ne mutlu! Yapmayanları da vebalden kurtarmış oluyorlar.
Burada küçük büyük okullar, üniversiteler Ramazanın son on günü
tatile girdiğinden, üniversiteli pırıl pırıl gençler de gelip Harem-i
Şerif'te i'tikâf yapıyorlar her taraf doluyor, öyle güzel ki aşk
olsun!
Allah-u Taâlâ bu mübarek ayda sizleri bizleri afv ü mağfiret
buyursun, rahmetine mazhar eylesin, dünyanın her yerindeki
kardeşlerimize de huzur, saadet ve afiyetler ihsan etsin; mücahid
kardeşlerimizi mansur ve müeyyed, muzaffer ve gàlip kılsın! Âmîn, bi-hürmeti
Seyyid-il Mürselîn ve âlihi ecmain!
İslâm, Şubat 1996 |