Prof. Dr. M. Es'ad Coşan Rh.A
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
Aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler! Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin
selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun...
Bugünkü sohbetimiz Bakara Sûre-i Şerîfesi'nin 196. ayet-i kerimesi üzerine.
Bu uzun bir ayet-i kerime, hac ile ilgili. Bu ayet-i kerimeyi önce besmele çekip
okuyalım, bismillâhir-rahmânir-rahîm:
(Ve etimmül-hacce vel-umrete lillâh, fein uhsirtüm femesteysera
minel-hedy, ve lâ tühlik ruûseküm hattâ yeblüğal-hedyü mahilleh, femen kâne
minküm marîdan ev bihî ezen min re'sihî fefidyetün min sıyâmin ev sadakatin ev
nüsükin, feizâ emintüm, femen temettea bil-umreti ilel-hacci femesteysera
minel-hedy, femen lem yecid fesıyâmü selâsete eyyâmin fil-hacci ve seb'atin izâ
raca'tüm, tilke aşeratün kâmileh, zâlike limen lem yekün ehlühû
hàdıril-mescidil-harâm, vettekullàhe va'lemû ennellàhe şedîdül-ikàb.)
(Bakara: 196) Sadakallàhül-azîm.
Hacla ilgili bir ayet-i kerime. Hac, bir yere kasdetmek, büyük ve önemli bir
şeyi hedef alıp ona yönelmek, kasdetmek mânâsına geliyor. Tabii bu lügattaki
umûmî mânâsı. Dînimizdeki mânâsı; belirtilmiş olan anlamda, belirtilmiş olan
yerde, özel vazifeleri yaparak Beytullahı ziyaret etmek demek. Bunun teferruatı
üzerinde birazcık bilgi vereceğiz.
Önce ayet-i kerimenin mealini kısaca arz edelim, okuyalım, açıklayalım. Ondan
sonra daha geniş bilgileri sunmaya çalışalım:
(Ve etimmül-hacce vel-umrete lillâh) "Hac ve umreyi de Allah için
tamam yapın, tamamlayın! tamam yapın! (Fein uhsırtüm) Eğer bunlardan men
olunursanız, size yaptırılmazsa, bir engelle alıkonulursanız; (femesteysere
minel-hedy) o zaman, kurban cinsinden gücünüz yeten, kolayınıza gelen bir
kurban gönderin!" Hedy, kurban demek. Eğer engellenirseniz, bu haccı ve umreyi
yapmaya bir engel çıkıp da gidemez durumda olursanız, (ve lâ tahlik ruûseküm
hattâ yebluğal-hedyü mahilleh) bu gönderdiğiniz hedy, kurban kesileceği yere
varıncaya kadar ihramlı durun, başlarınızı tıraş etmeyin!"
(Femen kâne minküm marîdan ev bihî ezen min re'sihî) "Ama sizden, bu
vazifeyi yapmaya başlamış olanlardan, eğer hasta olan veya başında bir
rahatsızlığı bulunan varsa ve tıraş etmeme emrini tutamayacak durumda olmuşsa,
tıraş etmek zorunda kalmışsa; (fefidyetün min siyâmin ev sadakatin ev
nüsük) bu mâzeretinden dolayı, emre uyamamasına karşılık fidye olarak, oruç
veya sadaka veya kurbandan bir fidye lâzım gelir onun üzerine..."
(Feizâ emintüm) "Emin olduğunuz zaman, engellenmeden kurtulduğunuz
zaman da, her kim hacca kadar umre ile sevap kazanmak isterse, ona da kolayına
gelen bir kurban gerekir. (Femen temettea bil-umreti ilel-hacci femesteysere
minel-hedy) Yâni umre ile hac vazifelerini yapacağı zamana kadar
faydalanmak, istifade etmek isterse, sevap kazanmak isterse; ona da bir kolayına
gelen kurbanı kesmek gerekir. (Femen lem yecid) Eğer kurban bulamazsa,
yâni kurban kesme durumu olmazsa, (fesıyâmü selâseti eyyâmin fil-hacc)
hacda üç gün oruç tutmak, (ve seb'atin izâ raca'tüm) geri döndüğünüz
zamanda yedi gün tutmak gerekir. (Tilke aşeretün kâmileh) Bu işte tam on
gün eder."
(Zâlike limen lem yekün ehlühû hâdıril-mescidil-harâm) "Bu huküm
ailesi Mescid-i Haram dışında oturanlar içindir, âfâkîler içindir.
(Vettekullàhe) Allah'tan sakının, azabından çekinin; (va'lemû
ennallàhe şedîdül-ikàb) ve bilin ki, Allah'ın azabı gerçekten çok
şiddetlidir. Allah ikàbı çok şiddetli olandır."
Mânâsı böyle, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin talimatları, emirleri bunlar...
Ayet-i kerimenin içinde bize emredilen hususlar bunlar.
a. Haccın Şartları
Şimdi hac, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin böyle bir bize emretmiş olduğu,
İslâm'ın önemli ibadetlerinden, çok önemli, çok hikmetli ibadetlerinden birisi.
Bir insan bu ibadeti yapmak maksadıyla, şartlarına sahip olan bir insan, yâni
hac vazifesi yapması gereken bir insanın haccetmesi lâzım. Bu:
(Ve lillâhi alen-nasi hiccül-beyti menistetàe ileyhi sebilâ) "Yoluna
gücü yeten insanların o mâlûm evi, yâni Kâbe-i Müşerrefe'yi haccetmesi, Allah'ın
hakkıdır, emridir, istediği bir uyulması gerekli fermanıdır."
Beyt ama el-beyt, Beytullah. "Allah'ın o mübarek ibadetgâhını hac şekli ile,
menâsıki ile, usül ve adabı ile ziyaret etmek, Allah'ın kullarına emrettiği bir
fermanıdır, emridir. Kulların bunu yapması gerekir." Bu ayet-i kerimeyle, hac
vazifesi müslümanların yapması gereken farz dediğimiz kuvvetli ibadetlerden
birisi olarak emredilmiştir.
Şimdi bu haccın sahih olmasının şartları var. Yâni bir insan kalktı, bu
Beytullah'ı ziyarete gitti. Madem böyle Allah emretmiş, müslümanlar gidiyor, o
da kalktı gitti. Bu hacı olur mu, olmaz mı?.. Sahih olabilmesi, yâni kabul
olabilmesi için, kişinin müslüman olması lâzım! Yâni bir gayrimüslim, şöyle bir
göreyim filan diye tebdil-i kıyafet, tebdil-i isim ederek kalksa gitse, hacı
olur mu?.. Olmaz. Niyetsiz gitse; olmaz. İhrama girmese, ihram şartlarını
benimseyip ihramlanmasa; olmaz. O zaman da olmasa; herkes kalabalıkta yapılıyor,
sıkıntıda oluyor ben o zamanda yapmayayım da, tenha bir zamanda yapayım dese;
olmaz. Oraya gitmesek de, paralar Araplara gitmese de, Türkiye'de bir yeri
ziyaret etsek olur mu?.. Olmaz!
Bu sahih olmasının şartlarını bir daha sıralayalım: Ziyaret eden kimsenin,
haccının hac olabilmesi için, müslüman olması lâzım; niyet etmesi lâzım,
ihramlanması lâzım!
İhramlanmak da çok yanlış anlaşılıyor. İhramlanmak hac yapmak için özel
statüyü, ahkâmı kabul edecek, o halin içine girecek olan kimsenin, niyet edip o
hali başlatması. Yoksa bir bezi vücuduna bürünmesi demek değil.
Yâni şunu demek istiyorum: Bez yanında olmasa da dikişli elbiseleriyle olsa,
tam mikata gelmiş olsa... Meselâ, bavulda kaldı ihram bezi dediğimiz bürüneceği
bezler. Uçakta ihramlanması lâzımdı. "Hay Allah, bavulda kaldı." Üzerinde
dikişli elbiseler var. Uçaktan da seslendiler, anons ettiler:
"--Şimdi burası mikat yeridir, burada ihramlanınız, niyetleniniz! Hac için
ihramlanma buradan başlıyor." diye.
Ama sizin yanınızda ihram beziniz yok, ne yapacaksınız?.. Yine ihrama niyet
edersiniz: "Yâ Rabbi --eğer hac yapıyorsanız-- ben hac için ihramlandım."
dersiniz. Halbuki bürünmediniz. "İhramlandım, bunu benden kabul eyle, bunu bana
kolaylaştır yâ Rabbi!" dersiniz. Mümkünse iki rekat ihramlanma namazını
kılarsınız. Ama beze bürünmediniz, bavulda çünkü.
O zaman ne olmuş olur?.. İhramlanmış oldunuz ama, ihramın dikişsiz elbise
giyme şartını yapamadınız. Sadece o eksiklik oldu. Bu şartı yapamamanın bir
cezası var. Kısa bir müddet olunca... İşte uçak Cidde'ye inecek. O zaman
bavulunuzu açınca, ihram beziyle bürüyeceksiniz üzerinizi. Bir saat, iki saat,
üç saat ne ise, bu dikişli elbise üzerinizde kaldı. Onun bir cezası var. Sadaka
cezası vereceksiniz Mekke'nin fakirlerine. Ama ihramlanmış oluyorsunuz.
Dikkat ederseniz, ihram bezi değil mesele. Bunu neye benzetebiliriz: Radyodan
ilan ediliyor, "Sıkıyönetim başladı!" deniliyor. O zaman, o ilan edildiği andan
itibaren bütün haller, şartlar değişiyor. İnsan da ihramlanmaya niyet ettiği
andan itibaren, haccı başlatmış oluyor. Gerekli şartlara uyacak. Uyamadığı
şartlar varsa, onların cezaları var ama, hac başlamış oluyor.
Demek ki haccın şartları: 1. Niyet edip ihramlanmak... İhramlanmazsa olmuyor
yâni. 2. Müslüman olmak... Müslüman olmazsa olmuyor yâni. 3. Ziyareti, o
mikatları hududları belli olan Kâbe-i Müşerrefe'ye yapmak...
Bunu niye böyle bastırarak söylüyorum? Çünkü, bazı kimseler ya
bilgisizlikten, ya kasıttan, ya da müslüman olmadıklarından, müsteşrikler veya
daha başka kimseler, çeşit çeşit şeyler öne atabiliyorlar. Ama o yerden başka
bir yere hac olmaz! Meselâ, diyorlar ki:
"--Hacı Bektaş-ı Velî'nin türbesini ziyaret ettim, hacı oldum."
Olur mu?.. Hacı Bektaş-ı Velî muhterem bir zât. Kimin evlâdı?.. Peygamber
Efendimiz'in, Hazreti Ali Efendimiz'in evladı. Değil o Hacı Bektaş-ı Velî'nin
türbesini ziyaret etmek, Hazreti Ali Efendimiz'in türbesini ziyaret etse; değil
Hazreti Ali Efendimiz'in türbesini ziyaret etmek, Peygamber SAS Efendimiz'in
Medine'deki türbesini bile ziyaret etse bile hacı olmaz. Hac Kâbe'yi ziyaretle
olur. Yâni yer önemli.
Bir de zaman önemli... "Pekâlâ o zaman ben Kâbe'yi ziyaret edeyim de..."
şimdi yeni yeni iddialar da ortaya çıkıyor ya:
"Ben Kâbe'yi ziyaret edeyim ama kalabalık oluyor hacıların olduğu zaman.
Şöyle bir tenha zamanı seçeyim, senenin bir zamanında gideyim. O da olmaz, belli
bir zamanda olacak. "Pekiyi mantıklı değil mi başka sakin bir zamana almak?"
Evet cahiliye devrinde araplar haccın zamanını yılın o mevsiminden bu mevsimine
kaydırma yapmışlar. Kur'an-ı Kerim'de bu belirtiliyor. Buna nesi' deniliyor. Ve
o ayet-i kerimede buyruluyor ki:
(İnnemen-nesîu ziyâdetün fil-küfr) "Nesi' yapmak, yâni haccın zamanını
mevsimin başka bir tarafına, yılın başka bir ayına, başka bir mevsimine
kaydırmak küfürde, kâfirlikte aşırılıktır, ziyadeliktir." deniliyor. Demek ki,
çok kötü bir şey.
Onun için, birileri böyle diyorsa; ya bu ayeti bilmiyor, ya da müslümanların
bu ayeti bilmediğini sanıyor. Hani derler ya: "Müslüman mahallesinde salyangoz
satmaya kalkıyor!" Bir şey yapmak istiyor ama, çok yanlış bir şey. Kur'an-ı
Kerim'de küfürde çok şiddetliliktir, aşırılıktır diye bildirilen bir şey.
Bunları, haccın sahih olmasının şartlarını anlatırken bu vesileyle
söylüyoruz. Müslüman olmak, niyet edip ihramlanmak, o belirli zamanda haccını
yapmak ve belirli yere haccını yapmak. Hac aylarından önce, Şevval, Zilkade,
Zilhicce ayları, çünkü hacca geliş için bir zaman koyuyor Cenàb-ı Hak.
Uzaklardan aylarca kervanlarla gelecekler vs. Zilhiccenin 9'unda Arafatta
olunacak, 8'inde Mina'ya çıkılacak, 10'unda Kurban Bayramı başlayacak, kurbanlar
kesilecek. Zilhiccenin 10'unda, Kurban Bayramında şeytan taşlamalar başlıyor,
ondan sonra farz tavaflar yapılıyor. Yâni 15'ine kadar süren bir işlem.
O zamandan önce, hiç bir şekilde sahih olmaz. Yâni hem Kur'an'a göre, hem
hadis-i şeriflere göre, hem İslâm'a göre. Bir insan kalkar da, "Başka bir yere
haccedeyim, başka bir zamanda haccedeyim... Kâbe'yi haccedeyim ama, başka bir
zamanda haccedeyim!" dese; olmaz.
"--İhramlı olduğumuz zaman elbise olmuyor, sadece bir beze bürünülüyor. Ben
ihrama niyetlensem de, güzelce bir elbise giysem." dese; olmaz.
Kadınlar için elbisenin ille dikişsiz olma mecburiyeti yok, erkekler için
var. Erkekler, şöyle belden aşağısına peştemal gibi kullanılacak bez; omuz
tarafına da bir ikinci bez... Ama ikisi de bez olacak; biçilmiş, terzi elinden
çıkma, dikişli olmayacak.
Bir kimseye, "Hac yapacaksın, sana hac yapmak gerekir, vacibdir!"
diyebilmemiz için ne olması lâzım?.. Bir kere o kimsenin müslümanlığa girmiş
olması lâzım! Ondan sonra hür olması lâzım! Müslüman olmamış bir insan bir
vesileyle --uçakta pilottu, hostesti vs.-- gitmiş, oraları görmüş, hatta o
işleri yapmış bile olsa, sonradan müslüman olsa; İslâm'dan önce yaptığı için,
yeniden haccetmesi gerekir, evvelkisi sayılmaz.
Müslüman olarak yapacak ve hür olacak. Hür olmadığı zaman, adam hür değil ne
yapsın ki, hür olmadığından istediği hareketi yapamıyor. Ona da vacib olmuyor.
Akîl olacak. Yâni mecnun olmayacak, deli olmayacak. Bâliğ olacak, yâni bulüğa
ermiş olacak, çocuk olmayacak. Sonra hacca gitmeye sağlığı, afiyeti, gücü
olacak. Vakit olacak. İslâm diyarında bulunacak, düşman yurdunda bulunuyorsa
farz olduğunu bilecek.
Vücûbu, edasının vacib oluşu için de: Vücudu sağlıklı olacak. Hissi engeller
bulunmayacak. Yol güvenliği olacak. Boşanma durumunda bir kadın da, iddet
bekleme durumunda olmayacak. Kadın ise, kocası ve bir mahreminin yanında
bulunması. Edasının üzerine gerekmesi için bu şart.
Şimdi Türkiye'de böyle aşık-ı sadık hanımlar oluyor, ibadete düşkün ama,
kocası vefat etmiş, tek başına hacca gitmeye kalkıyor. Olmaz, çünkü edasının
vacib oluş şartlarından birisi de, kocası veya mahreminin, kendisinin mahremi
olan bir kişinin beraber bulunması gerekiyor. Böyle olduğu zaman hac yapabilir.
Haccın vacibleri var, sünnetleri var, diğer adabı var, müstehabları var.
Bunlar fıkıh kitaplarında belirtilmiş. Haccederken bir insanın mutlaka yapmaması
gereken yasakları var.
Meselâ: Cinsi münasebet olmaz. Saç ve kıl kesmek, tırnak kesmek olmaz. Koku
sürmek olmaz. Başını yüzünü örtmek olmaz, dikişli bir şey giymek olmaz. Bunlar
yasak olan şeyler, keyfî değil. "Ben yaptım oldu." veya "Yaparsam ne olur?"
filan derse, olmuyor. Allah bu şekilde yapılmasını istiyor, bu şartlara
uyulmasını istiyor. O halde bir kimse traş olursa, saç ve kıl keserse yasakları
yapmış olur, suçlu duruma düşmüş olur.
Arafat'a çıkmış, askerlikten emekli bir adam. Alışmış askeriyedeki yaşam
tarzından. Koymuş musluğun başına küçük aynasını. Yüzünü sabunlamış, cart cart
tıraş oluyor.
Yapabilir mi?.. Yapamaz. Saç ve kıl kesmek ihramlıyken olmaz. Arafat'a
çıkmış, ihramlı yâni, hac vazifesini yapıyor; olmaz. Tırnaklarını kesiyor;
kesemez. Koku sürünemez. Bunlar başka zaman güzel şeyler. Yâni hacdan hariç
zamanda tabii tırnaklarını keser; saçlarını, kıllarını berbere gider, tıraş
eder; koku sürünür, örtünür, giyinir ama, haccın yapılmasında bunlar gerekli.
Birisini de tıraş edemez, av avlayamaz. Bunları yaparsa, cezalı duruma düşer.
Haremin ağaçlarını, otlarını kesemez... vs.
Bu hac böyle kendisinin belirli usülleri olan bir ibadettir. Bunu neye
benzetebiliriz?.. Bir müsabakada, idman müsabakasında, spor oyununda, futbolda,
baskette, voleybolda, daha başka çeşitli oyunlarda kurallar var. Bu kurallara
uyulmadığı zaman, ceza yiyor veya gol yiyor. Veyahut puan kaybediyor, veya
oyundan çıkarılıyor. Onun gibi bir şey. Yâni kuralları bunlar. Oyunun kuralları
dediğimiz gibi, bu işin yapılmasının kuralları bunlar.
--Efendim şu şöyle mi, bu böyle mi?..
--Yâ, sen kendin din mi ortaya koyuyorsun, yoksa müslüman mısın?.. Allah'a
teslim mi oldun?..
Müslüman olmak ne demek?.. Allah'a teslim olmak demek. Allah'ın emirlerini mi
tutacaksın, yoksa kendi bildiğine ukalâlık edip, kendi bildiğine işler mi
yapacaksın?.. Şeytan da ilk başta cennette iken, kendi başına akıl yürüttü. İlk
akıl yürüten, yâni isyan etmek için, emredileni yapmamak için ukalâlık eden ilk
varlık şeytan... Adem'e secde etmesi emredildi. O da dedi ki:
"--Ben Adem'den daha hayırlıyım! O topraktan yaratıldı, ben ateşten
yaratıldım." dedi.
Bu ukalâlık yâni. Ukalâlık tabii küstahlık demek, yâni asi olmak. Bir kere
söz dinlemiyor. Allah secde etmesini emrediyor, o da bir bahane ile, bir
küstahlık ile yerine getirmiyor.
Ama uzaktan bakan, konuyu dinleyen bir kimse:
"--Ya şöyle de olabilir, böyle de olabilir mi?" diyebilir.
Ama oyunun usülü böyle, ibadetin usulü böyle. Şu ülkenin kanunu şöyle gibi bu
işler. Onun için, insan böyle önüne gelen her konuda akıl yürütüp, şöyle
olmasın, böyle olsun filan diye ileri geri konuşursa; bu uygun olmaz. Bunu
Peygamber Efendimiz SAS dahi yapmamış, Allah'ın emirlerini insanlara bildirmiş.
b. Haccın ve Umrenin Tamamlanması
(Ve etimmül-hacce vel-umrete llilâh) Evet haccın bir ziyaret olduğunu
söyledik. Umre nedir?.. Umre de ziyaret demek ama, haccın belirli bir zamanı
var, umre senenin başka zamanlarında da yapılabilen bir ziyaret.
Hacda Arafat'ta vakfeye durmak var. Ne yapacak?.. Arafat'ta vakfeye duracak
ve tavaf edecek. Umrede Arafat'a çıkıp vakfeye durmak yok. Tavaf var, sa'y var.
Ondan sonra tıraş oluyor. Yâni umre biraz daha kısa süren bir ziyaret olmuş
oluyor. Zaman bakımından da, her zaman olabiliyor.
Denilebilir ki:
"--Hac yapmak çok kalabalık ben zorlanıyorum!"
Umre yapsın. Ama hac vazifesini mutlaka bir sefer yapacak! Haccı yaptıktan
sonra umre yapsın. Yâni zor geliyorsa, kalabalık geliyorsa o zaman umre yapsın.
Haccın tabii ne kadar muhteşem bir ibadet olduğunu herkes söylüyor. Dost
düşman herkes biliyor. Dünya üzerindeki bütün müslümanlar toplanıyorlar mübarek
yerde. O tarihi yerde, insanlık tarihi kadar eski, en ilk, evvel yapılmış
mabedin, Beytullah'ın olduğu yeri ziyaret etmek ve o peygamberlerin cevlangâhı
olan, ziyaretgâhı olan yeri Allah'ın emrettiği şekilde ziyaret edip; orada
hàlisâne, dünya alâkalarından sıyrılıp, soyunup, mütevazi bir kıyafete bürünüp;
baş açık yalın ayak, herkes aynı elbiseyi giymiş, sanki mahşer yerini andıran
bir şekilde, son derece muhteşem, son derece duygulandırıcı, çok muazzam bir
şey... Hac böyle.
Umre de, ziyaret mânâsına. Onda da ihramlanacak, tavaf edecek, sa'y edecek,
tıraş olacak. Yapılması şekli bu.
(Ve etimmül-hacce vel-ümrete lillâh) diye başlıyor bu ayet-i kerime.
Yâni, "Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın!" İster farz olan haccınızı yapıyor
olun, isterseniz daha önceden yaptınız da sevap kazanmak için ikinci, üçüncü
seferler olsun, --nafile deniliyor ona, tatavvû deniliyor-- artık başladınız mı,
Allah için haccınızı umrenizi tamamlayın!
Nafile bir ibadet de, yâni farz olmayan bir ibadet de başlandığı zaman,
bitirilmesi gerekir.
(Ve lâ tubtılû a'mâleküm) "Amellerinizi iptal etmeyin!" denildiği
için, başlanmışsa iptal etmek olmaz, onu tamamlamak gerekir.
Şimdi bu "Haccı ve umreyi Al!ah için tamamlayın!" sözünde tabii, "Sonuna
kadar götürün, tastamam yapın, eksik yapmayın!" mânâsı var. Fakat bunun, bu
tamamlamanın nasıl olacağı konusunda alimlerden başka rivayetler de yapılmış.
Yâni evinden niyetlenip, bunun için ihramlanma hâlini kabul ederek gidip hac
yapmaktır. Yâni oraya ticaret için, ve sâir bir başka maksatla gidip de, "Hah,
şimdi buraya gelmişken haccı da yapayım!" filân değil de, başından böyle o
maksatla evinden çıktığından itibaren tam tamına böyle dönünceye kadar yapmak
diyenler olmuş.
Tabii öteki türlü olursa, yâni adam bir yere konferansa gitti de tam o sırada
da hac zamanı, "Ha, hazır gelmişken şurada haccedivereyim!" dedi. Ticarete
gitti, konferansa gitti, işe gitti, bir sebeple şöyle Mekke'nin yakınında bir
yere gitti. O arada da "Tamam, ben de yapıvereyim!" dedi. O zaman bu da oluyor
ama, tamamlama değildir gibi şey yapmış.
Bazıları da "Bunların ayrı ayrı şey yapılmasıdır" demişler. Bazıları: "Umreyi
tamamlamak demek, hac aylarının dışında ayrıca yapmak." demişler ama,
"Başladığınızı tamamlayın, eksiksiz yapın, yarım bırakmayın, eksik bırakmayın!"
mânâsı daha kuvvetli.
Peygamber SAS Efendimiz'e Akra ibn-i Hâbis RA:
"--Yâ Rasûlallah, hac her sene midir, yoksa hayatta bir kere midir?" diye
sormuştu.
Peygamber SAS Efendimiz de:
"--Hac, bir defadır. Fazla yapılırsa o sevap kazanmak için olan nafile
hacdır." buyurmuş.
Hatta, "Allah-u Teàlâ Hazretleri size haccı farz kıldı." diye tebliğ ettiği
zaman, Peygamber SAS Efendimiz'e sordular:
"--Her sene mi yâ Rasûlallah?" diye sordular.
Bu lüzumsuz soruları sormamak bakımından anlatılan örnek bir hadise, olaydır.
Efendimiz ses çıkartmadı. Bir daha sordu soran; gene ses çıkartmadı. Bir daha
sordu; gene ses çıkartmadı. Sonra evine, odasına, hücresine girdi. Biraz sonra
çıktı:
"--Demin bana o soruyu soran kimdi? Ben size bir söz söylediğim zaman, onu
kabul edin! Fazla sorularla işi derinleştirip, kendinizi böyle müşkül durumda
bırakmayın! Eğer ben o sırada 'Evet, her sene!' deseydim, Allah-u Teàlâ
Hazretleri her sene haccetmenizi farz kılacaktı." buyurdu.
Ama her sene değil. Ömürde bir defa yapmak yeterli. Daha fazla yaparsa, sevap
kazanmak için olur. Annesi için yapar, babası için, dedesi için yapar veyahut
kendisi yapar da sevaplarını onlara bağışlar. Hepsi olabilir.
Bir de, "Haccetme mecburiyeti üzerinde doğduğu zaman. Yâni parası var,
sağlığı yerinde, haccedecek şartları topladığı zaman; hemen mi hacca gitmeli,
yoksa biraz tehir edebilir mi?.." sorusu vardır fıkıh kitaplarında. Tabii hemen
giderse, daha faziletli olur. Sonra geriye bıraktığı zaman, ertesi seneye kadar
yaşayacağını bilemiyor. Bir vefat oluverse, bir kaza oluverse, hayatı son
buluverse; hac kendisine farz olduğu halde, o farzı yapmadan ölmüş olur. Onun
için, hemen yapması daha iyidir diye belirtiliyor kitaplarda.
c. Hacda Engelle karşılaşma
(Fein uhsirtüm) "İhramdan sonra ihsar olunursanız." Yâni hacca umreye
niyetlendiniz, ihramlandınız, ibadeti başlattınız, düğmeye bastınız. Fakat bir
engel, düşman sizi oraya götürtmedi, göndermedi, bırakmadı veya hastalandınız
veya daha başka bir engelleyici şey oldu, mani oldu... (Femesteysere
minel-hedy) "O zaman, kurbanlık cinsinden, kurbanlık olarak kolayınıza gelen
bir şeyi gönderin! Onu yapmanız lâzım!"
El-hedyü, kesilecek kurbanlık hayvan demek; deve olur, sığır olur, koyun-keçi
olur, erkeği-dişisi olabilir... Koyun-keçi olursa bir kurbandır. Eğer deve-sığır
olursa onlar yedi kişi ile ortaklaşa olabilir, aynı amaçla. Yâni yedi kişi bir
araya gelip, anlaşıp bir deve keserlerse, onlar da hedy etmiş olurlar. Böyle
Kâbe'ye kurbanınızı gönderin denmiş oluyor burada, o emredilmiş oluyor.
Bunu yapacak imkânı yoksa, yâni yapacak imkânı olmamak, tabii hedyi gönderdi,
kurbanlığı gönderdi. Engel var, geçemiyor. Düşman geçirtmiyor meselâ Peygamber
Efendimiz'in hayatında olduğu gibi...
Peygamber Efendimiz, biliyorsunuz, umre yapmak için ashâbıyla Medine-i
Münevvere'den çıktı. Düşmanlar, Mekke'nin müşrikleri silahlandılar, karşısına
geldiler. Umreye, ihramlanmış olduğu halde, Peygamber Efendimiz, silahsız olduğu
halde, ibadet maksadıyla gelmiş olduğu halde karşı çıktılar, yaptırmadılar.
Halbuki yanlarında kurbanlıklarını da götürüyorlardı. O zaman ne yapmaları
emredilmiş oluyor?.. "Kurbanlarınızı gönderin Kâbe'ye!" buyruluyor.
İhramlılardı, ne yapacaklar?.. (Ve lâ tahlik ruûseküm) "Başlarınızı
tıraş etmeyin..." Biliyorsunuz, ihramdan çıkmak için ne yapmak gerekiyor? Tıraş
olmak gerekiyor. Umrede meselâ, ihramda, umreye niyetlendi, o hâlini içine
girdi, umre ibadetini başlattı. Onun şartı olan dikişsiz elbise giymek -erkekler
için-, ihram bezlerine de büründü, Kâbe'ye hediye edeceği hayvanını aldı,
gidiyor. Düşman önüne kesti. Ne yapacak? Gidemeyince kurbanlarını gönderecek.
Amma ihramdan çıkmak için tıraş olması lâzımdı.
(Ve lâ tahlik ruseküm hattâ yebluğel-hedyü mahilleh) "Bu
gönderdiğiniz kurbanlıklar yerine ulaşmadan, başınızı tıraş etmeyin!" Yâni
umrenin sonuçlanması, kurbanın yerine varmasıdır. Onun haberi geldikten sonra, o
zaman saçını tıraş edecek.
Tıraş iki şekilde oluyor, biliyorsunuz. Kazıtmak, usturayla, tamamen saçları
dibinden -erkekler için- ya da saçlarının uzunlarını bir miktar kesmek tarzında
oluyor. Usturayla kökünden kazınması, efdal. Öteki de ikinci sıradaki, yâni
saçları kısaltmak da olabilir, caiz, ama kazıtmak efdal deniliyor.
Vardığı haberi ulaşınca o zaman tıraş olup, ihramdan çıkmış olurlar. Çünkü
umre yapacaklardı ama, engellendiler.
(Femen kâne minküm marîdan ev bihî ezen min re'sihî) "Sizden birisi
hastalandı da acilen çıkması gerekiyorsa, veyahut başında bir ezâ varsa, üzücü,
ızdırap verici durum varsa..."
Başında yara olabilir... Tabii o devirlerde çok inatçı bir haşerat olan bit
olabiliyordu, onun engellenmesi çok zor oluyor. O da haşır haşır yakıyordu,
kurtulunması çok zor oluyordu, bütün şartlara, uğraşmalara rağmen. O zaman onlar
barınamasın diye, tıraş etme mecburiyeti oluyordu.
Peygamber SAS Efendimiz bir sahabinin yanına varmış, bakmış ki son derece
sıkıntılı, demiş:
"--Galiba çok rahatsız oluyorsun, sana çok eziyet veriyor bu başındaki
haşerat?.." diye sormuş.
"--Evet, ey Allah'ın Rasûlü, çok sıkıntılı oluyor." deyince;
"--Tıraş ol da, ondan sonra şöyle şöyle yap!" diye oruç tutmayı, biraz sonra
gelecek olan şeyleri tavsiye etmiş.
Demek ki, hasta olduğu zaman veya başında ezâ olduğu zaman... Bu eza yara
olabilir, kabuk bağlamış veya kanıyor veya başka bir şekilde çok ezâ verici bir
şey. O zaman ne yapacak? "Tıraş olacak, ihramdan çıkacak. (Fefidyetün)
Bunun karşılığı olarak, kefareti olarak, fidye olarak oruçtan, oruç cinsinden
olabilir, (ev sadakatin) sadaka verecek..." (Ev nüsük) Nüsük de
kurban demek. Bunlardan birisini yapacak.
Yâni bu oruç tutma şekliyle de olur. Fakirlere, orucu tutamayan kimse için,
sabah akşam bir fakiri doyuracak sadaka vermek oluyordu. Onun yerin öyle bir
sadaka verir, hurma verir, nesi varsa... Bu altı şey olarak böyle üç gün oruç
yahut da yoksula belli miktarda hurma tasadduk etmek olur yahut da kurban keser
o mazeretinden dolayı. Böylece telâfi etmiş olur.
d. Hac Umreyi Beraber Yapmak
(Feizâ emintüm) "İzhardan emin olduğu zaman, genişlik içinde bulunduğu
zaman, yâni bu durum kalktığı zaman, bu durum olmadığı bir zaman, (femen
temettea bil-umreti ilel-hac) her kim 'Hac zamanına kadar umre yapayım da
istifade edeyim, böylece sevabı çok alayım!' diye niyet ederse..."
Tabii bu iki şekilde olabilir. Böyle umreli hac yapacak kimsenin iki durumu
var: Ya hacc-ı temettû yapar, ya da hacc-ı kıran yapar.
Hacc-ı temettû ne demek? Önce umreyi yapmak, ondan sonra umreyi
bitirip, yâni ihramlandı, tavaf yaptı say' yaptı, tıraş oldu, umreden çıktı.
Mekkeli gibi oldu artık o. Mekke'de oturur, elbiselerini giyer. Mekkelinin rahat
yaşayışı gibi, umre hâlindeki şartlardan hiçbiriyle bağlı olmadan istediği gibi
eşiyle, ailesiyle yeme-içme, diğer hususlarda serbest oluyor. Mekke'de temettû
ediyor, istifade ediyor, rahatına bakıyor. Ondan dolayı temettû haccı deniliyor.
Haccın günleri gelince tekrar ihrama giriyor. Mina'ya gidiyor, ordan Arafat'a
çıkıyor. Arafat'ta vakfe, ondan sonra tekrar Mina'ya dönme vs. haccını yapıyor.
İkisi arasında böyle bir rahatlık, serbestlik devresi olunca, buna hacc-ı
temettû deniliyor.
Yahut da ihramlı hâlini devam ettiriyor. Umresini yaptıktan sonra, gene
ihramlı kalıyor. Hacca kadar ne kadar gün geçerse yine ihramlı haliyle duracak.
Yâni yasaklardan kaçınacak, dikişli elbise giymeyecek, koku sürünmeyecek, tıraş
olmayacak, hanımına yaklaşmayacak vs... İhramın bütün şartları devam ediyor,
ihramlılık hâli devam ediyor. O ihramla, haccın zamanı gelince haccı da yapıyor.
Hac bittiği zaman ihramdan çıkıyor.
Tabii o zaman ne olmuş oluyor? İkisini birleştirmiş oluyor bir ihramda. Kıran
demek zaten, Türkçe'deki kırmak fiilinden gelmiyor, Arapça'daki
kàrana-yukàrinu-mukàreneten-ve kırânen fiilinden geliyor; birbirine yakın
yapmak demek, bir şeyi yanyana yapmak demek. Hacla umreyi yanyana yaptığı için,
hacc-ı kıran deniliyor ona... Öyle olabilir.
Emniyetli bir durumda iken, ihsar hali olmadığı zaman, şu veya bu şekilde
temettû haccı veya kıran haccı yaptı; (femesteysera minel-hedy) o zaman
ona da kolayına gelecek bir şekilde kurban kesmesi gerekir. Bu bizim mezhebimize
göre, hem umre yapabildi, hem de haccı yapabildi diye, iki muhteşem ibadeti bir
arada yapabildi diye, o nimete bir şükrâne oluyor, Cenâb-ı Hakk'a bir teşekkür
oluyor.
Peygamber SAS Efendimiz, daha önce hac zamanında umre yapmak yok imiş.
Böylece bu ayet-i kerimeye göre hareket ederek, hac esnasında umreyi de yapmak,
ikisini birden yapmak, kıyamete kadar artık bu ümmete ikram olarak sunulmuş
oluyor. Büyük bir kolaylık. İki büyük ibadeti bir anda yapmış, bitirmiş
oluyor.
(Femen lem yecid) "Eğer bu kurban kesme işini yapamazsa, bulamazsa bir
insan..." Bu bulamamak ya parasızlıktan olur; parası yok ki onu alsın, kessin.
Ya da kurbanlık ortada kıt olur, az olur, ararsın tararsın bulunmaz. "Kurbanlık
imkânı olmadığı zaman, (fesıyâmü selâseti eyyâmin fil-hacc) hacda üç gün
oruç tutmak, (ve seb'atin izâ raca'tüm) geriye döndüğünüz zaman da yedi
gün olmak üzere..." Bu ikisinin beraber olduğu kesin olarak anlaşılsın diye,
ayrıca açıklaması da geliyor: (Tilke aşeretün kâmileh) "İşte bu tam bir
ondur."
Böylece on günlük bir oruçla, bu kurban kesememesi telâfi edilmiş olur. Üç
gün hacda; müstehab olan Zilhiccenin 7. 8. ve 9. günleridir. Biliyorsunuz
Zilhiccenin 9'u, Arafe günü demektir. O gün de oruç tutmak çok sevaplı olmuş
oluyor. Dönüşte de, hac fiillerini bitirdiği zaman, yedi gününü tamamlar.
Böylece on gün tutmuş olur.
(Zâlike limen lem yekün ehlühû hàdıril-mescidil-harâm) Bu kurban
kesme, ya da kurban kesemediği zaman oruç tutma meselesi, ailesi Mescid-i Haram
civarında oturmayan kimseler içindir. Âfâkî diyoruz biz buna; mikat hudutlarının
dışından, hac ve umre yapmak için oralara gelmiş, haricden gelme hacılar demek.
Mekkeli hacılar için değil bu. Böylece onlar sadece hacc-ı ifrad yaparlar.
Hacc-ı temettû, hacc-ı kıran onlar için değildir.
e. Allah'tan Korkun!
Böylece haccı yapmış olur ve hacdaki ibadetleri yerine getirmiş olur kişi.
Bunlara tam riayet etmeyi, böylece haccı ve umreyi tamamlamayı, Allah-u Teàlâ
Hazretleri bu ayet-i kerimede anlatmış oluyor bize. (Vettekullàh) "Ve
Allah'tan korkun, sakının!" buyuruyor.
Biliyorsunuz, (Vettekullàh) demek, "Allah'tan kendinizi koruyun!"
demek. Allah'tan insana lütuf da gelir; suçlu olursa, kabahat işlerse, kahır da
gelir, ceza da gelir. Allah bizi lütfuna erdirdiği kullarından eylesin...
Kahrına, gazabına, cezasına, azabına, ikàbına uğrayanlardan etmesin... Tir tir
titreriz, böyle bir durumdan sakınmaya son derece dikkat ederiz. Müslümanların
ana vasfı budur.
(Vettekullàh) bunu bildiriyor. Yâni, "Allah'ın kahrına uğramaktan,
cehennemine düşmekten, cezasına çarpılmaktan sakının!" demek. Yâni, "Dikkat
edin, titiz müslüman olun! Aklınızı başınıza toplayın! Gevşeyip lâubâlî
olmayın!" demek.
Bütün bu kelimelerin altında, hac ibadetiyle ilgili abuk sabuk teklifler
ileri sürenlere muazzam tehditler var. Onun için, müslümanlar işin ciddiyetini
kavramış olduklarından, bu hac işine o kadar dikkat etmişlerdir, o kadar titiz
davranmışlardır ki... İşin ciddiyetini anlamayan, kavramayan takvâsız insanlar,
veyahut kasıtlı insanlar, veya cıvık, sulu insanlar, "İşte orada olmasa, şöyle
olmasa, böyle olmasa... Namaz beş vakit olmasa, her gün olmasa... Oruç şöyle
olsa, böyle olsa..." gibi türlü türlü şeyler söylüyorlar.
Oruç olsun, namaz olsun, namaz vakitleri olsun, zekât olsun, hac olsun;
Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin emrettikleri ibadetleri aynıyla, harfiyyen tam
yapmak lâzım gelir. Tam yapılmadığı zaman ne olur?.. O zaman, yeri göğü yaratan
Allah-u Teàlâ Hazretleri Azîzün züntikàmdır; izzetlidir ve intikam sahibidir.
Böyle küstahça şeyleri korkunç şekilde cezalandırır, ibret-i alem eyler
--Var mı bunun misâli, olmuş mu?..
Tabii olmuş; hem kavimleri helâk etmiş, Ad kavmi, Semud kavmi gibi; hem de
belirgin, ukelâ, kâfir, azılı, zâlim insanları helâk etmiş. İbrahim AS zamanında
Nemrud'u helâk etmiş. Mûsâ AS zamanında Firavun'u ordusuyla beraber helâk etmiş.
Tarihi okursak, Peygamber Efendimiz zamanında da, Peygamber Efendimiz'e karşı
gelen, böyle abuk sabık düşmanlıklar, hınçlar, kinler, zulümler, baskılar,
işkenceler yapan insanların da helâk olduğunu görürüz.
Allah'tan korkmak lâzım! Allah'ın dini oyuncak değildir, ciddîdir. Allah-u
Teàlâ Hazretleri yeri göğü yaratan, alemlerin Rabbi olduğu için, yerde gökte
insanoğlunun yaşaması ve mutlu olması için, hem bu dünyada, hem ahirette mutlu
olması için, güzel şeyleri emretmiştir.
(İnnallàhe lâ ye'müru bil-fahşâ') "Allah-u Teàlâ Hazretleri kötü
şeyleri emretmez." Emrettiği şeylerin hepsi hoştur, güzeldir ve faydalıdır.
Faydalı olduğunu da cümle cihan halkı itiraf ediyor.
Geçen gün çok edebli, zayıf bir kimse geldi sohbetimize... Dediler ki: "Bu
bir haftalık müslüman!" Yeni müslüman olmuş, ama elleri dizinde, gözleri yerde,
muazzam edeb... Yâni belli ki imanı ışıl ışıl içinde, sıcacık. Tam mü'min yâni.
Ben yumuşak yumuşak, tanımak için, tatlı tatlı sordum:
"--Bir kere, niçin müslüman olduğunuzu merak ediyorum!" dedim.
Dedi ki:
"--Kur'an-ı Kerim'i okudum. Kur'an-ı Kerim'i okuduktan sonra bir başka
seçenek, başka çare, bir başka yol olmadığını kesin olarak gördüm. Onun için
müslüman oldum." dedi.
Kur'an-ı Kerim'i okursa bir insan, mutlaka sonuç bu olur. Aynı şeyi ben,
Ankara'da iken, Amerikalı bir subay gelmişti toplantımıza, ona da sormuştum.
Müslüman olduğunu söylemişti, hem de Amerikan ordusu elbiseleriyle filân
gelmişti.
"--Nasıl müslüman oldun, niye müslüman oldun?.. Ailende müslüman var mı,
kökenin ne?.. Afrika'dan mı geldin Amerika'ya?.." diye sordum.
İnsanın kökeni bazan müslüman oluyor da, kökeninin müslüman olduğunu anlayıp,
sonradan müslüman olabiliyorlar.
"--Kökenimde hiç müslüman filân yok... Ailem koyu katolik." dedi.
"--Nasıl müslüman oldun, niye müslüman oldun?.."
"--Kur'an-ı Kerim'i okudum, müslüman oldum." dedi.
Demek ki Allah'ın emrini duyan, aklını başına toplayan müslüman oluyor.
Şimdi bu zata da sordum:
"--Kur'an'ı okudum. Başka seçenek, başka yol olmadığını gördüm; müslüman
oldum!" dedi bana.
"--Pekiyi, siz müslüman oldum deyince, aileniz bunu nasıl karşıladı?"
dedim.
Düşüne düşüne cevap veriyor. dedi ki:
"--Ailenin içine sanki bir bomba atılmış gibi oldu. Ben müslüman olduğumu
açıklayınca, sanki evde bir bomba patlamış gibi oldu." dedi.
O kadar zor bir şey. Ailesi bu kadar muhalefet ediyor, bu kadar büyük bir
hadise oluyor. Başka seçenek yok, müslüman oluyor.
Kur'an-ı Kerim'i dikkatle okumuş, İslâm'ın hak din olduğunu anlamış, müslüman
olmuş. Bizimle beraber cemaatle namaz kıldı. Ben de çok sevdim, çok samîmî
gördüm. Allah daim etsin, yanıltmasın, şaşırtmasın...
(Vettekullàh) "Allah'tan sakınmak lâzım! Allah'tan korkun!" diye
emrediyor. Haccı anlatan bir ayet bu... İşte hac yapın, umre yapın;
engellenirseniz kurbanlarınızı gönderin! Kurbanlarınız kesilmeden önce traş olup
ihramdan çıkmayın! Hastaysanız, başınızda tıraş olma mâzereti varsa, o zaman
fidye olarak oruç tutun, sadaka verin veya ayrıca kurban kesin, kestirin!
Emniyetli iseniz, böyle ihzar durumu yoksa, hac esnasında bir de umre
yapmışsanız, yâni hacc-ı temettû veya hacc-ı kıran yapmışsanız, o zaman kurban
kesin! Şükrâne olarak, bizim mezhebimize göre...
"Ona imkânınız yoksa, üç gün hacda, yedi gün de döndükten sonra oruç tutun!"
diyor.. "Bu tam on gün eder." diye de açıklamayı pekiştiriyor. Cenâb-ı Hak bütün
seçenekleri gösteriyor, yâni her ihtimâle karşı, kullarının ibadetlerini tam
yapmaları için... Bu durum Mekkeliler için değildir, Mekke'ye dışarıdan gelen
hacılar içindir. Âfâkî olanlar içindir, mekkî olanlar için değildir diye
belirtiyor.
Arkasından da, (Vettekullàh) "Allah korkun!" buyuruyor. Ne demek?..
"Benim ibadetlerimi ciddîye alın, ibadetlerimin teferruatına da riayet edin!"
demek.
(Etimmül-hacce vel-umrete)'nin bir mânâsı da bazılarına göre, "Haccı
ve umreyi dosdoğru yapın!" mânâsına geliyor. (Ekîmüs-salâh) gibi; yâni
"Namazı kılın!" demiyor Allah Kur'an-ı Kerim'de, "Namazı dosdoğru doğrultunuz!"
diyor. Ekîmu, eğriyi doğrultmak demek. Yâni (Ekîmul-hacce) der gibi
oluyor bu.
Bu teferruatı küçümsemesinler, veya ihmal etmesinler, veya bunlarda yanlışlık
yapmasınlar diye, tavsiyelerini (Vettekullàh) "Allah'tan sakının!" diye
bitiriyor. Yâni bunlara riayet etmezseniz ceza var demek.
İş bu kadar ciddî iken, ayetler bu kadar ortada iken, insanların yine bir
kısmı çıkıp da, ibadetlerle oynamağa, veya ibadetlerin yapılmasıyla oynamağa
kalkarlarsa; bu ya İslâm'ı bilmemek olur, ya müslüman olmamak olur. Müslüman
olan böyle bir şey yapmaz! Müslüman değildir, kâfirdir, veya kâfir olduğunu
bilmeden küfre düşüyordur.
(Va'lemû) Bakın burda daha da şiddetlendi ifade: "Ve biliniz ki,
(ennallàhe şedîdül-ikàb) ikàbı şiddetli olan Zât-ı celildir." Yâni
Cenâb-ı Hakk'ın ikàbı öyle dünyadaki ufak tefek güç kuvvet merkezlerinin
cezasına benzemez. Cenâb-ı Hakk'ın ikàbı şiddetlidir.
İkàb, ceza demek. Şedîd, çok şiddetli demek. Allah-u Teàlâ Hazretleri, cezası
çok şiddetli olandır. "Cezaya çarpılırsınız, sakın ha dikkat edin!" diye Cenâb-ı
hak böylece bildirmiş oluyor.
Aziz ve muhterem kardeşlerim! Onun için, bütün ibadetleri takvâ ile yapmak
lâzım!.. Allah'tan korka korka, ciddî ciddî, özene özene, hakkını vere vere
yapmak lâzım!.. Namazı da öyle kılmak lâzım! Namazda ta'dîl-i erkân deniliyor,
rükünlerinin hakkını vererek, adaletli hareket ederek, çalmadan, kesmeden,
kırpıştırmadan, hızlı yapmadan kılmak lâzım!
Hac da öyledir. Bunlara riayet etmeyenlerin, Allah'ın ikàbına uğrayacağı
ifade edilmiş oluyor. Hem de şiddetli şiddetli cezaya uğratılacağı belirtilmiş
oluyor.
Hacla ilgili, umre ile ilgili, yapılışıyla ilgili önemli birtakım ahkâmı
böylece bize bildiren bir ayet-i kerimeyi öğrenmiş olduk. Bundan sonra
inşaallah, sağ olursak önümüzdeki hafta, yine hacla ilgili diğer ayet-i
kerimeler tâkib ediyor bu ayet-i kerimeyi; onları okumaya, izah etmeye devam
edeceğiz.
Allahu Teàlâ Hazretleri cümlenizi her ibadeti güzel yapmağa muvaffak etsin...
Şartlarını ihsân eylesin, haccetmeyi nasîb eylesin... Mâdem bu ayetler geliyor,
üzerine hac gerekmiş olan dinleyicilerime rica ediyorum, bakın hacca vakit var,
hacca hazırlanmağa başlayın! Hiç gitmemişseniz ve üzerinize de haccetmek farz
olmuşsa, bu senenin haccına nasıl gideceğinizi düşünün, şartlarını hazırlayın ve
hac vazifenizi yapın!.. Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin rızasına erin...
Rabbimiz cümlenizi sevdiği kulları zümresine dahil eylesin... Hem dünyada,
hem ahirette aziz ve bahtiyar eylesin...
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
10. 10. 2000 - İSVEÇ