Prof. Dr. M. Es'ad Coşan Rh.A
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
Aziz ve sevgili Ak Radyo ve Ak Televizyon izleyicileri! Allah
hepinizden razı olsun... Sevdiği, razı olduğu işleri yapmayı,
ömürlerinizi rızasına uygun geçirmeyi nasib eylesin... Tevfîkını
cümlenize refîk eylesin... Cümlenize yardım eylesin... Hepinizi
dünyada ahirette mes'ud ve bahtiyar eylesin...
a. Tefsir Dersine Başlarken
Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'ne asistan olduğum zamandan
beri muhtelif camilerde, toplantılarda dînî konuşmalar yapardım.
İskenderpaşa camimizde de, Hocamız cennet mekân, Mehmed Zâhid Kotku
(Rahimehullàhu rahmeten vâsiah) Hazretleri zamanından beri, onun
emri ve işareti ile konuşmalar yapmakta, özellikle Râmûzül-Ehâdis
isimli hadis kitabımızdan hadis-i şerifler okumakta idim.
Bunları ve çeşitli yerlerde, çeşitli vesilelerle, çeşitli
zamanlarda yaptığım dinî konuşmaların kayda alınabilenlerini zaman
zaman sizler izliyorsunuz. Umûmîyetle bunlar hadis üzerine sohbetler
tarzında oluyor.
Yayıncı arkadaşlar, bu kez benden Kur'an-ı Kerim'in meâli ve
tefsiri üzerinde de konuşmalar istediler, sohbetler istediler. Ben de
bu işin ne kadar ciddî bir iş olduğunu, ne kadar önemli olduğunu, ne
kadar dikkat istediğini, ne kadar zor olduğunu bilmeme rağmen, Allah-u
Teàlâ Hazretleri'nin affına sığınarak, lütfunu umarak, her halde
konuşmalarımız bana da faydalı olur, dinleyen kardeşlerime de faydalı
olur ve ahiret sevabı kazanmamıza vesile olur diye temenni ederek,
dileyerek bu tekliflerini kabul ettim.
Ama bu teklifin yapılmasından sonra iki-üç hafta geçtiği halde,
başlayamamıştım. Bu arada, beni sevindiren bir gelişme, bir olay da
vuk buldu. Onu anlatmak istiyorum dinleyicilerime:
Berlin'den hâlis muhlis bir kardeşimiz rüya görmüş, bana anlattı:
Mehmed Zâhid Kotku Hocaefendimiz Hazretleri rüyasında ona çok güzel,
nurlu, ışıltılı olarak görünmüş. "Tariflere sığmaz güzellikte ve
heyecan verici bir durum idi." diyor anlatırken. Hocamız beni
kasdederek:
"--Es'ad Kur'an-ı Kerim tefsirini ne yaptı?" diye rüyada o
kardeşimize sormuş.
Halbuki o kardeşimiz benim sizlerden bir Kur'an-ı Kerim meal ve
tefsir sohbeti talebi ile karşı karşıya olduğumu hiç bilmiyordu,
birbirimizden haberli değidik. O zâten uzak bir yerdeydi. Bizim
Almanya'da aldığımız mülkün bahçesindeki otları keseyim diye gelmişti,
bu rüyayı kendisi anlattı. Hiçbir şeyden haberi yok, bizim böyle bir
radyo-televizyon konuşması yapmak istediğimizi bilmiyor. Hocamız
rüyada ona buyurmuş ki:
"--Es'ad, Kur'an-ı Kerim tefsirini ne yaptı?"
O da, rüya bu ya:
"--Birinci cildi tamam oldu efendim!" diye cevap vermiş.
Halbuki daha sohbetlere başlamadık. Ama "Birinci cildi tamam oldu
efendim!" diye cevap vermiş. Ve tabii bunu da kendi kendine neye
dayanarak söylediğini bilemeden, rüyanın güzelliğinden, manzaranın
güzelliğinden, Hocamız'ın nûrâniyetinden feyzinden heyecanlanmış ve
uyanmış. Bana anlattı, "Böyle bir rüya gördüm hocam, hayırdır
inşaallah!" dedi.
Ben anladım tabii. Hocamız, demek ki bu tefsir ve meal konusunda
çalışmamı te'yid ediyor, istiyor, rüya yoluyla işaret buyuruyor. İşin
gecikmemesini de ikaz ediyor. Yâni bir kaç hafta geçti, ben
başlayacağım dedim, başlayamadım seyahatlerim dolayısıyla; rüya
yoluyla bana ikaz gönderiyor Hocamız (Rh.A).
Bu işe başlamamın güzel olduğunu, kararımın da isabetli olduğunu
böylece kendi kendime anladım ve sevindim. Hocamız nûr içinde yatsın,
makàmı daha a'lâ olsun... Ahirete irtihal etmiş olmasına rağmen, rüya
âleminden bizlere böyle lütuflar izhar ediyor.
Allah-u Teàlâ Hazretleri cümlemizi, cümlenimizi enbiyâ ve
evliyâsının ve hâssaten habîb-i kibriyâsı Muhammed-i Mustafâ'sının
iltifat ve şefaatlerine, te'yîdat ve himmetlerine nâil ve mazhar
buyursun, sevgili kardeşlerim! Âmîn bi hürmetismihil-a'zâm, ve
nebiyyihil-ekrem, sallallàhu aleyhi ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû
biihsân ve selleme teslîmen kesîrâ...
İşte böylece güzel vesilelerle bu günden, şu saatten itibaren
Kur'an-ı Kerim'in meal ve mânâ-yı münîfi ve tefsiri, açıklamaları
üzerine sohbetler yapmaya karar vermiş bulunuyoruz. Allah-u Teàlâ
Hazretleri tevfîkını refîk eylesin, yardım eylesin... Fâtiha'dan
başlayarak intizamlı bir şekilde, ayet atlamadan sonuna kadar Kur'an-ı
Kerim'i böyle anlatmayı temenni ediyoruz; Cenâb-ı Mevlâmız itmâmını
nasib ü müyesser eylesin...
Aziz ve muhterem dinleyiciler ve seyirciler! Kur'an-ı Kerim'in
önemi ve değeri tarif edilemeyecek kadar büyüktür. Bu hususta selef-i
sâlihînimiz, büyük alimlerimiz pek çok eser te'lif eylemişlerdir,
Kur'an-ı Kerim'in faziletini anlatan ciltlerle kitaplar yazılmıştır.
Kur'an-ı Kerim, alemlerin Rabbi Allah-u Teàlâ'nın hak kelâmıdır ve
biz müslümanlara en muazzam lütfu ve ikramıdır. Çok büyük bir nimettir
Kur'an-ı Kerim... Cebrâil'in indirdiği, Cenâb-ı Hak katından
Muhammed-i Mustafâsına inzal eylediği, en mukaddes kitabı ve insanlığa
tahrifât ve tezvirâtan korunmuş en sonuncu ve en sağlam hitâbıdır.
Allah kelâmıdır, en sonuncu ilâhî kitaptır. Bozulmamış ilâhî kitaptır,
tahrifâta uğramamıştır, bir harfi bile değişmemiştir. En sağlam
hüccettir bizler için...
Onda bizden önceki ümmetlerin halleri, kıssaları, hikâyeleri;
bizden sonra dünyanın ve insanların başına geleceklerin, ahiretin,
olacak olanların haberi vardır. Hangi dinin, inancın, dünyadaki hangi
kavmin ne kusuru olduğu, Allah katında makbul ve doğru inancın nasıl
olması gerektiği onda belirtilmiştir. O bakımdan insanlığın
kurtarıcısıdır.
O, cennetin nasıl kazanılacağını, cehennemden nasıl kurtulunacağını
kesin çizgilerle beyan eder. Allah-u Teàlâ Hazretleri, onu terkedenin
kemiklerini kırar, belini kırar. Doğru yolu onun dışında arayanı, bu
küstahlığından dolayı dalâlete dûçâr eder. Ona sırt çevireni,
cehenneme düşürür. Onu rehber edineni de, cennete götürür.
O, Allah'ın habl-i metîni, nûr-u mübîni, zikr-i hakîmi ve sırât-ı
müstakîmidir. Bu kelimeler hadis-i şeriflerden alınmıştır. Habl-i
metîn, kuvvetli ipi demek. Yâni çukura düşmüş bir insanın sarılıp da
ordan çıkartılmasına, kuyuya düşmüş bir insanın çıkartılmasına sebep
olan kuvvetli bir ip gibi. Nûr-u mübîni, ortalığı aydınlatan nurudur.
Zikr-i hakîmi, hikmet dolu zikridir. Ve sırât-ı müstakîmidir, yâni
Kur'an yolu Allah'ın doğru yoludur.
Kur'an-ı Kerim zenginliktir, hazinedir. Rehber ve kılavuzdur. Deva
ve şifâdır. Şefaati makbul bir şefaatçidir. Allah katında yerler ve
göklerden ve onların içindeki tüm varlıklardan daha sevgili ve daha
sevimlidir Kur'an-ı Kerim. O hidayet güneşidir, kurtuluş vesilesidir.
O başlara tâc, dertlilere ilâçtır. Gözlere nûr, gönüllere sürûrdur.
Onu öğrenen, öğreten, okuyup ahkâmını uygulayan kimseyi bizzat
Rasûl-ü Ekrem ve Nebiy-yi Muhterem SAS Hazretleri elinden tutup, ona
delil olup cennete sevkedecektir. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz
bizzat kendisi böyle vaad etmiştir. İslâm'ın korunması, imanın ve
itikàdın sapıtmaması, fikirlerin darmadağın dağılmaması ondandır,
onunladır, insanlar ona sarıldığı zamandır.
Onu bilen ileriye gider, maddeten ve mânen yüksek derecelere
yükselir. Onu uygulayan Allah'ın rızasına erer, büyük mükâfatlar
kazanır. Onunla hükmeden adâletle hükmetmiş olur. Adâlet işlemiş olur.
Ona sımsıkı sarılan fitnelerden korunur ve kurtulur. Onda derinleşen,
ulûm-u evvelîn ve âhîrîne kavuşur.
b. Kur'an'a Tâbi Olan Sapıtmaz
Onunla ilgili bizzat Peygamber SAS Efendimiz'den pek çok hadis-i
şerif rivayet edilmiştir. İlk önce bu hadis-i şeriflerle Kur'an-ı
Kerim'in fazâilini size ifade etmek istiyor, hadis-i şerifleri izah
ederek, böylece de hadis derslerini yaparken, Kur'an-ı Kerim
derslerine geçerken hadis-i şerifleri köprü ve aracı ve vesile yapmış
oluyoruz.
Peygamber SAS bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:
RE. 144/5 (İnnî târikün fîküm es-sakaleyn, kitâballah,
azze ve celle) --ve muhtemelen bir cümle arada 've itretî'
olacak-- (men etbeahû kâne alal-hüdâ ve men terekehû kâne aled-dalâleh.)
Bu hadis-i şerif ve benzerlerinin farklı kelimelerini de izah
ederek farklı kelimelerini de izah ederek yine açıklayacağım,
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
(İnnî târikün fîküm) "Ben, benden sonra sizin aranıza
bırakıyorum..." (es-sakaleyn) Burda sakaleyn, "Yâ eyyühes-sakaleyn!
Ey İnsanlar ve cinler!" mânâsına gelir diye izah etmiş bazı alimler.
Bazıları da sakaleyn, birisi Kur'an-ı Kerim, birisi de itretî, yâni "ehl-i
beytim" mânâsına gelir diye tefsir edenler açıklayanlar olmuş.
Bu sakaleyn ikinci mânâya ise, bırakılan şeylerden bir tanesi (kitâbullah,
azze ve celle) "Aziz ve celil olan, âlemlerin Rabbi Allah'ın
kitâbı. Onu bırakıyorum size. Onlar, âyetler vahyedilmiş, tesbit
edilmiş. Ben ahirete göçüyorum ama onlar sizin aranızda kalıyor."
(Men tebiahû) Burdaki hû zamiri Kur'an-ı Kerim'e gidiyor: "Kim
Kur'an-ı Kerim'e tâbi olursa; (kâne alel-hüdâ) hidayet üzere
olur, doğru yol üzere olur. Hidayet yolundan ayrılmamış olur. (Ve
men terekehû) Kim de Kur'an'ı terkederse; (kâne aled-dalâleh)
dalâlet üzerine olur."
c. Kur'an-ı Kerim ve Ehl-i Beyt
Bu mânâya yakın başka hadis-i şerifler de var. Meselâ, buyuruyor ki
Peygamber Efendimiz:
RE. 144/6 (İnnî ûşikü en ud'â feucîb) "Yakın bir
zamanda, ben Allah tarafından ahirete davet olunacağım ve o davete
icâbet edeceğim. Yâni, aranızdan ayrılacağım, ahirete irtihal
edeceğim. (Ve innî târikün fîküm es-sakaleyn) Ve ben sizin
aranıza ey sakaleyn, ey insanlar ve cinler; veyahut, sakaleyn diye iki
şey bırakıyorum. (Kitâballah) Bunlardan birisi Allah'ın
kitabıdır; (ve itretî) diğeri de benim itretimdir."
(Kitabullàhi hablün memdûdün mines-semâi ilel-ard) Allah'ın
kitâbı, sanki semâdan yer yüzüne sarkıtılmış uzun bir kurtuluş ipi
gibidir. (Ve itretî) İtretim de (ehli beytî) benim
evimin ahâlisidir, sülâlemdir, evlâdlarımdır.
(Ve innel-latîfel-hâbîra habberanî) Lâtîf ve habîr olan, her
şeyi bilen Allah-u Teàlâ Hazretleri haber verdi ki, (ennehumâ len
yefterikà hattâ yeridâ aleyyel-havd) Havz-ı Kevser'in başında bana
kavuşacakları zamana kadar, bu ikisi birbirinden asla ayrılmayacaklar,
ayrı düşmeyecekler. Yâni Kur'an-ı Kerim'le benim itretim beraber
olacak, ayrı düşmeyecekler.
(Fanzûrû keyfe tahlüfûnî fîhimâ) Bakın kendinize dikkat
edin, benim geride bıraktığım bu iki güzel kıymetli şey hususunda
benim arkamdan neler yapacağınıza bakın! Yâni hatâ etmeyin, Kur'an'a
ve itretime sımsıkı sarılın!"
d. Kur'an'a ve Sünnete Sarılın!
Başka bir hadis-i şerif:
RE. 250/8 (Terektü fîküm) "Ben sizin aranıza bıraktım
ki, yâni ahirete göçmeden evvel bırakmış oluyorum ki (mâ len
tedillû ba'dî ini'tesamtüm bih) Eğer ona sımsıkı sarılırsanız,
asla dalâlete düşmeyeceğiniz şeyler bıraktım; (kitâballah ve itretî)
yâni, Allah'ın kitabı ve itretim. (Ve itretî ehli beytî) Benim
itretim, ehl-i beytimdir."
Bu, Hatib-i Bağdâdî tarafından Câbir RA'dan rivâyet edilmiş. Bundan
önceki hadis-i şerifleri Ahmed ibn-i Hanbel, İbn-i Abdil-Ber, İbn-i
Sa'd ve diğer kaynaklar Ebû Said el-Hudrî Hazretleri'nden rivayet
etmişler.
Aynı mânâyı ifade eden bir tanesini daha okuyayım. Ebû Hüreyre
RA'den rivayet edilmiş:
RE. 339/5 (Kitâbullàhi ve sünnetî len yeteferraka)
--bir rivâyette de lem yefterikà-- (hatta yeridâ aleyyel-havd)
"Allah'ın kitabıyla benim sünnetim ayrılmayacaklar birbirlerinden.
Birbirlerinden farklılaşmayacaklar, bana havzın başında kavuşuncaya
kadar..."
Burdan anlaşılıyor ki, burda sünnetî kelimesi kullanılmış. Bu
itretî sünnetim mânâsına da gelebilir. Ehl-i beytim demek olursa;
Peygamber SAS Efendimiz'in sülâle-i tâhiresinden, hep Allah'ın mübarek
kulları gelecek, onlar Kur'an-ı Kerim'i anlatan, Kur'an'dan
ayrılmayan, dinin güzelliklerini, özelliklerini dosdoğru anlatan
insanlar olacak demek olur.
Demek ki Peygamber Efendimiz ahirete irtihal ettikten sonra, bizim
sarılacağımız şeylerden birisi Kur'an-ı Kerim'dir. Burda Peygamber
Efendimiz hararetle tavsiye etmiş, "Buna sımsıkı sarılın!" diye.
Kur'an-ı Kerim'e sarılmamız gerektiğini, onun mealini, tefsirini,
ahkâmını öğrenmemiz gerektiğini gösteren hadis-i şeriflerden olduğu
için okumuş oldum.
e. Kur'an Ehlinin Şefaati
Bir başka hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
RE. 438/1 (Men karaael-kur'âne fehafizahû vestazherahû ve
ehalle halâlehû ve harrama harâmehû edhalahullàhül-cennete ve şeffeahû
fî aşretin min ehli beytihî küllühüm kad istevceben-nâr.) Bu
Tirmizî'de, İbn-i Mâce'de, İbn-i Asâkir'de, İbn-i Adiy'de Hazret-i Ali
Efendimiz'den ve Hâtib-i Bağdâdî'de de Hazret-i Aişe Validemiz'den
rivayet edilmiş. Bu hadis-i şerif de Kur'an'ı medheden hadislerden,
okumak istediğim hadislerden birisi. Mânâ-yı münîfi, meâl-i şerifi
şöyle:
(Men karaael-kur'âne) Kim Kur'an-ı Kerim'i okuduysa, (fehafizahû)
ve onu hıfzettiyse, yâni ezberlediyse, veyahut ahkâmını bellediyse,
(vestazherahû) onu ortaya koyduysa..." Ortaya koymaktan maksad,
uygulamak demek. Zuhûra getirdiyse, yâni uyguladıysa demek; veyahut
zahr kelimesinden, insanın sırtı mânâsına, yâni yüklendiyse sırtına,
yâni bunun ahkâmını kabul edip, sırtına alıp, ben bunları taşıyacağım,
dediyse. Uygulamak mânâsına her ikisi de.
(Ve ehalle halâlehû) "Kur'an'ın içinde helâl denilen şeyleri
helâl bellediyse; (ve harrama harâmehû) haram dediği şeyleri
haram bellediyse, helâllerden nimetlendi, istifade etti ve haramlardan
kaçındıysa; (edhalahullàhül-cenneh) Allah onu cennete dahil
eder, sokar; böyle Kur'an'a sarıldığı, onu hıfzettiği, uyguladığı
için. (Ve şeffeahû fî aşretin min ehli beytihî) Ailesi
etrafından on kişi hakkında ona şefaat selâhiyeti, hakkı verir. (Küllühüm
kad istevceben-nâr) Hepsi cehennemi hak etmiş olan on tane ehl-i
beytinden kişiyi cehenneme düşmekten bu Kur'an ehli kurtarır.
Cehenneme girecekken Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne niyaz edince, 'Sen
ehl-i Kur'ansın' diye, o cehenneme düşecek olanlar onun şefaatiyle
kurtulur."
Şimdi buradan ne anlıyoruz? Hiç olmazsa çocuklarımızdan böyle hıfzı
kuvvetli olan, Kur'an öğrenebilecek olan bir tane, iki tanesini din
ilmine, Kur'an ilmine ayırmamız lâzım! Ben bazı kardeşleri, bazı
talebelerimi hatırlıyorum, hoca talebelerimi hatırlıyorum.
Çocuklarının hepsini, kız-erkek hafız yaptılar. Ne mutlu onlara!..
f. Kur'an'ı Öğrenen Cennete Gider
Diğer bir hadis-i şerif:
RE. 170/2 (Elâ men teallemel-kur'âne ve allemehû, alime
mâ fîhi feene lehû sâikun ve delîlün illel-cenneh) Bu da İbn-i
Asâkir'in Enes RA'den rivayet etmiş olduğu bir hadis-i şerif:
(Elâ) "Dikkat ediniz, uyanınız ki kim Kur'an-ı Kerim'i
teallüm ederse, öğrenirse; (ve allemehû) ve öğrendiğini
başkalarına nakleder, öğretirse; (ve alime mâ fîhî) ve Kur'an-ı
Kerim'in içindeki ahkâmı öğrenir, dini öğrenirse; (fe ene lehû
sâikun ve delîlün ilel-cenneti) ben onun cennete sevkedicisiyim ve
deliliyim." Yâni, "Onu, tutacağım elinden, cennete götüreceğim,
cennetin yolunda kılavuzluk edeceğim ve cennete ulaştıracağım!"
Bu da yukarıdaki hadis-i şerifle beraber ehl-i Kur'an'ın cennetlik
olacağının gösteren hadis-i şeriflerden.
g. Kur'an-ı Kerim Zenginliktir
Diğer bir hadis-i şerifte Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki:
RE. 227/6 (El-kur'ânu gınen lâ fakre ba'dehû ve lâ gınen
dûnehû) Enes RA'den Hatib-i Bağdâdî, Taberânî ve diğer kaynaklar,
İbn-i Abdil-Ber rivayet etmişler.
Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifinde Kur'an-ı Kerim için
buyuruyor ki:
(El-kur'ânu gınen) "Kur'an-ı Kerim zenginliktir, (El-kur'ânu
gınen) zenginliktir. (Lâ fakra ba'dehû) Onu elde ettikten
sonra fakirlik yoktur onun sahibine. Yâni maddeten, mânen o ağniyâdan,
çok zenginlerden olur. (Ve lâ gınen dûnehû) O olmadığı zaman
da, insanın zenginliği yoktur. Yâni maddî zenginliğin önemi yok.
Kur'an'ı bilmiyorsa bir insan o zengin değil demektir, fakir
demektir." Demek ki Kur'an-ı Kerim maddeten ve mânen zenginliktir.
h. Kur'an-ı Kerim Şifâdır
Diğer bir hadis-i şerifte:
RE. 227/8 (El-kur'ânü hüved-devâ') Ebû Nasr ve Kudâî,
Ali (RA ve kerremallàhu vecheh) Efendimiz'den rivayet eylemiş:
"Kur'an-ı Kerim devanın ta kendisidir, şifanın ta kendisidir."
Kur'an-ı Kerim fikrî hastalıklara, îtikàdî hastalıklara, kalbî,
mânevî hastalıklara şifâ olduğu gibi, --çünkü ayetleri hakikatleri
isbat ediyor, yanlış fikirlere, günahlara sahip olan insanları doğru
yola çekiyor-- maddeten de şifâdır. Kur'an-ı Kerim sûreleri, ayetleri
okunduğu zaman, hasta olan insanların maddî hastalıklarına da şifâdır.
Bunun İslâm tarihinde de ve günümüzde çok misalleri vardır. Sırf
Yâsin okunduğu için, kırk bir Yâsin, beşyüz Yâsin okunduğu için
yıllardır çoluk çocuğu olmayan zürriyetsiz insanlar, kısır insanlar
çoluk çocuk sahibi oluyor. Doktorların ümid kestiği insanlar, ölüme
götürücü hastalığa tutulmuş insanlar şifâ buluyor. Kolu bacağı
kesilecek insanlar şifâ buluyor. Yâni maddî bakımdan da şifâ olduğu,
mânevî bakımdan da Kur'an-ı Kerim'in şifâ ve ilâç ve devâ olduğu
ispatlanmış ve denenmiş, görülmüş bir husus.
i. Kur'an-ı Kerim Şefaatçidir
Diğer bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
RE. 227/9 (El-kur'ânu şâfiun müşeffaun ve mâhilun
musaddakun men cealehû emâmehû kàdehû ilel-cenneh ve men cealehû halfe
zahrihî sâkahû ilen-nâr) Taberânî, Hulvânî, İbn-i Mes'ud RA'dan;
İbn-i Hibban ve diğer kaynaklarda Câbir RA'den rivayet etmişler:
(El-kur'ânu şâfiun) "Kur'an-ı Kerim şefaatçidir." Ama nasıl
şefaatçi? (şâfiun müşeffaun) "Şefaati kabul olunan, şefaat
ettiği zaman şefaatine itibar edilen, şefaati kabul buyrulan bir
şefaatçidir. Kur'an-ı Kerim şefaat edecek. (Ve mâhilun musaddakun)
"Ve söylediği sözler tasdik edilen, sözü muteber bir varlıktır."
(Men cealehû emâmehû) "Kim Kur'an-ı Kerim'i önüne alırsa,
yâni kendisine rehber edinirse, Kur'an'in Kerim'in ardından giderse;
(kàdehû ilel-cenneh) Kur'an-ı Kerim onu peşinden sürükler,
kılavuzluk eder, cennete götürür. (Ve men cealehû halfe zahrihî)
Kim onu sırtının arkasına koyarsa, arka tarafına atarsa, yâni Kur'an'a
sırt çevirirse, yâni Kur'an-ı Kerim'i öğrenmezse, dinlemezse,
anlamazsa, Kur'an üzerinde çalışmazsa; o zaman, (sâkahû ilen-nâr)
Kur'an-ı Kerim onu cehenneme iter, cehenneme sevkeder. Kur'an-ı
Kerim'e sırt döndüğü için, cehenneme düşer."
Diğer bir hadis-i şerifte Peygamber SAS Efendimiz Ebû Hüreyre
RA'den Ebû Nuaym El-İsfahânî'nin rivayet ettiğine göre Kur'an-ı
Kerim'i şöyle metheylemiş:
RE. 453/2 (Ni'meş-şefîül-kur'ânu lisàhibihî yevmel-kıyâmeh,
yeklu: Yâ rabbi ekrimhü! Feyülbesü tâcül-kerâmeh, sümme yeklü: Yâ
rabbi zidhu! Feyüksâ kisvetel-kerâmeh, sümme yekûlü: Yâ rabbi zidhu
irda anhu! Feleyse ba'de rıdallàhi şey')
Güzel, memnun olacağınız bir müjde var burada. Peygamber Efendimiz
buyuruyor ki:
(Ni'meş-şefî', el-kur'ânu lisàhibihî) "Kur'an ehline,
Kur'an'a sahip olan insana kıyamet gününde ne kadar güzel bir
şefaatçidir, ne kadar uygun bir şefaatçidir, ne güzel bir şefaatçidir
Kur'an-ı Kerim!" Nasıl şefaat edeceğini bildiriyor:
"Kur'an-ı Kerim, kendisine sahip olan, ehl-i Kur'an olan, kendisini
öğrenmiş olan, ezberlemiş olan ehl-i Kur'an'dan olan sahibini,
arkadaşını Allah'ın huzuruna çekerken, (yâ rabbi ekrimhu) 'Bu
kuluna ikram eyle yâ Rabbi!' der. (Feyülbesü tâcül-kerâmeh)
Bunun üzerine Allah-u Teàlâ Hazretleri o Kur'an ehli olan zâta, o
insana, o kişiye, âdemoğluna, Kur'an'ın şefaati üzerine başına kerâmet
tâcı giydirir.
(Sümme yeklü yâ rabbi zidhu) Sonra Kur'an-ı Kerim Allah-u
Teàlâ Hazretleri'ne yalvarmaya, niyaz etmeye devam eder:
'--Yâ Rabbi, daha çok mükâfat ver! Mükâfatını daha da artır yâ
Rabbi! İkram yönünden, mükâfatça onu daha da ziyâde eyle yâ Rabbi!'
diye tekrar ricâ eder.
(Feyüksâ kisvetel-kerâmeh) Ve bu zâtın eynine, sırtına
kerâmet elbibesi giydirilir. Başına kerâmet tâcı takılır. Eynine,
sırtına da keramet hırkası, elbisesi giydirilir.
(Sümme yekûlü yâ rabbi zidhu) Sonra Kur'an-ı Kerim gene
durmaz, gene şefaat etmeye, niyaz etmeye devam eder, der ki:
"--Yâ Rabbi arttır ikramını bu kuluna, arttır yâ Rabbi! (İrda
anhu) Razı ol bu kulundan yâ Rabbi" der.
(Feleyse ba'de rıdallàhi şey'un) diyor Peygamber Efendimiz
sonunda. Yâni "Allah o kulundan râzı olur. Allah'ın râzı olmasının
ötesinde de daha mükâfat olmaz. Allah kulundan razı oldu mu, ne mutlu
o kula. Çünkü en yüksek mükâfatı almış olur."
İşte ne kadar güzel şefaatçidir Kur'an-ı Kerim! O halde Kur'an-ı
Kerim'e sımsıkı sarılalım. İşte orda kütüphanemizin rafında duruyor.
Öpüp başımıza koyalım ve Kur'an-ı Kerim'e çok çalışalım!
j. Kur'an-ı Kerim Allah'ın İpidir
Diğer bir hadis-i şerife devam ediyorum, bu hadis-i şerifler
şevkinizi artırsın, gözümüzden perdeleri kaldırsın da Kur'an-ı Kerim'e
daha iyi sarılalım diye sevgili kardeşlerim:
RE. 7/4 (Ebşirû e leyse teşhedûne en lâ ilâhe illallah,
ve ennî rasûlüllah, feinne hâzel-kur'âne sebebun tarafuhû biyedillâhi
ve tarafuhû bieydîküm fetemessekû bihî feinneküm len tadillû ve len
tehlekû) Bu da bir çok kaynaklarda var, mevcut. Buyurmuş ki
Peygamber Efendimiz:
(Ebşirû) "Müjdelenin, müjdeler olsun size, ne mutlu size!"
diye böyle bir müjdelenme kelimesiye başlamış sözüne. (E leyse
teşhedûne en lâ ilâhe illallah, ve ennî rasûlüllah) "Siz Allah'tan
başka tanrı, ma'bud, ilâh olmadığına ve benim onun rasûlü olduğuma
şehadet eden kimseler değil misiniz? Buna inanan insanlarsınız. İşte
size müjdeler olsun ki; (feinne hâzel-kur'âne sebebun) bu
Kur'an-ı Kerim bir iptir, (tarafuhû biyedillâhi) bir ucu
Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin yed-i kudretinde, elinde; (ve tarafuhû
bieydîküm) o ipin bir ucu da sizlerin elinde..."
Sebep, Arapçada ip demek. Kazıklar arasına gerilen ipe sebep
derler, kazıklara da veted derler. Asıl mânâsı, yâni Bedevî lisânında
ip demek.
"Kur'an-ı Kerim bir ip gibidir, bir ucu Allah-u Teàlâ
Hazretleri'nin elinde, bir ucu sizlerin elinde. (Fetemessekû bihî)
O halde Kur'an-ı Kerim'e sımsıkı yapışınız, (feinneküm len tadillû
ve len tehlekû) böyle yaparsanız dalâlete düşmezsiniz ve helâk
olmazsınız." buyuruyor Peygamber SAS Efendimiz. Kur'an'a ipe sarılır
gibi, kurtuluş ipine sarılır gibi sımsıkı sarılmayı tavsiye buyuruyor.
İki hadis-i şerif daha okumak istiyorum, bu fazîlet-i Kur'an
üzerine, fazâil-i Kur'an üzerine çok kitaplar yazılmıştır. Alimler çok
güzel deliller göstermişlerdir ama bunlar bir numûne olsun diye, benim
seçtiklerim... Bir hadis-i şerifinde de El-Hakim ibn-i Ümeyr'den Ebû
Nuaym'ın rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
RE. 227/11 (El-kur'ânu sa'bun müsta'sabun alâ men
kerihehû, ve müyesserun alâ men tebiahû, vehüvel-hakem; ve hadîsî
sa'bun müsta'sabun ve hüvel-hakem; femenistemseke bihadîsî ve fehimehû
ve hafizehû câe meal-kur'ân; ve men tehâvene bil-kur'ân, ve bihadîsî
hasired-dünya vel-âhireh.)
(El-kur'ânu sa'bun) diyor Peygamber Efendimiz, "Kur'an-ı
Kerim zordur, (müsta'sabun) yâni zor gelen, zor bulunan,
aslında öyle olmadığı halde zor olduğu hissedilen, anlayışı zor olan
bir varlıktır Kur'an." Ama kime karşı? (Alâ men kerihehû) "Onu
sevmeyen, onu istemeyen kimseye karşı zordur. Anlatmaz, anlattırmaz
kendisini. Sevmeyen insan Kur'an'ı anlayamaz, Kur'an-ı Kerim ona
anlaşılmaz yâni.
(Ve müyesserun alâ men tebiahû) Ve kendisine tâbi olana da
Kur'an-ı Kerim kolaylaştırılır, yâni mânâsı açılır önünde, mânâlar
gönlüne doğar ve anlar. İnanmayan anlamaz, inanana açılır ve
kolaylaştırılır. (Ve hüvel-hakem) Ve Kur'an-ı Kerim hâkimdir,
hükmedicidir, Hak ile bâtılın arasında hâkimdir ve kişinin değerinin
mahkeme-i kübrâda kararlaştırılmasında da hakemdir."
Kur'an-ı Kerim'in böyle olduğunu duyurduktan sonra Peygamber
Efendimiz buyuruyor ki: (Ve hadîsî) "Benim sözlerim, hadis-i
şeriflerim de, (sa'bun müsta'sabun) zordur, zor gelir
insanlara; zor gibi görünür."
İstemeyene zor gelir demiyor, isteyene kolaylaştırılır demiyor ama,
aynı mânâyı burda da düşünebiliriz. "Hadis-i şerifler de zor gelir
bazı insanlara... Sevmeyen insanlara, anlaşılmaz gelir, birbirine zıd
gibi gelir ama, ona tâbi olanlara mânâları açılır, inceliklerini onu
seven insanlar sezerler. (Ve hüvel-hakem) Kur'an-ı Kerim gibi
hadis-i şerifler de hâkimdir, hakemdir. İnsanın ahirette mükâfatının
verilmesinde veya cezâsının verilmesinde göz önünde
bulundurulacaktır." Kur'an'a uyan, sünnete uyan necat bulacaktır,
ötekiler helâk olacaktır. O bakımdan hakemdir. Hadis-i şerifler de
hakemdir, Kur'an-ı Kerim de hakemdir.
(Femenistemseke bihadîsî) Kim benim hadis-i şerifime sımsıkı
sarılırsa (ve fehimehû) ve bunu anlarsa (ve hafizehû) ve
hadisimi hıfzederse..." Burdaki hıfzdan maksat, yâni "Ahkâmına riâyet
ederse, sünnetime riâyet ederse (câe meal-kur'ân) Kur'an-ı
Kerimle birlikte gelir, Kur'an-ı Kerime kavuşur, onunla birleşir."
Yâni Kur'an-ı Kerim'i anlamanın yolu, Kur'an-ı Kerim ehli olmanın
yolu, Kur'an-ı Kerim'in mânâlarının mânevî bakımdan bir insana
açılmasının yolu, Peygamber Efendimiz'in sünnetini öğrenmesi,
tanıması, sevmesi ve sünnetine riâyet etmesidir.
Bu da bizim yolumuzun güzel olduğunu gösteriyor. Evliyâullah
büyüklerimizin güzel yol gösterdiğini gösteriyor. Bizi terbiye etmek
için hadis kitapları te'lif etmişler, "Bunları okuyun!" demişler.
Bizim dergâhımızda Râmuzül-Ehâdis okunuyor. Tabii bunları okuyunca
insan Kur'an-ı Kerim'le de bütünleşecek, Kur'an-ı Kerim'i de güzel
anlaması mümkün olacak.
Çünkü Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerine, bazı kalbinde eğrilik
olan, hastalık olan insanlar özellikle müteşâbih ayetlere yanaşıp,
onları kendi keyiflerine göre te'vil edip, ondan sonra dalâlete
düşmüşlerdir. Misâl olsun diye söylüyorum. Meselâ:
(Ve'büd rabbeke hattâ ye'tiyekel-yakîn) "Sana yakîn
gelinceye kadar Rabbine ibadet et!" diye emrediliyor Kur'an-ı
Kerim'de. Yakîn iki mânâya geliyor. Tabii lügattan açılırsa bir
kelimenin pek çok mânâsı olur. Bizim Avrupalı bir profesörümüz vardı
üniversitedeyken: "Talebe dil öğrenirken, yabancı dilden bir metni
çözerken lügate bakar. Lügatte beş altı, sekiz on, üç beş mânâ görür
ve en yanlışını seçer." derdi.
(Ve'büd rabbeke hattâ ye'tiyekel-yakîn) "Sana yakîn
gelinceye kadar Rabbine ibadet et!" Yakìnin bir mânâsı şeksiz kanaat,
tereddütsüz, şüphesiz inanç ve kanaat demek. Yâni, "Sana bu inanç,
kanaat gelinceye kadar ibadet et, ondan sonra ibadeti bırak!" mânâsını
çıkarmış bazı zındıklar; namazı, niyazı, orucu, haccı terketmeye
kalkışmışlar.
Halbuki Kur'an-ı Kerim bazen, başka ayetlerinden bu ayetinin
anlaşılmasına malzeme verir, işaret verir. Kur'an ayetlerini, bazı
diğer Kur'an ayetlerini tefsir eder. Öbür ayetlerde hem Allah: "Namaz
kılın, oruç tutun, ibadet edin!" diyor, hem de "İyi bir müslüman
olunca, yakìn gelince ibadeti bırak!" der mi?.. Demez.
O zaman yakînin bir başka mânâsı var. Evet, o mânâyı bir başka
ayet-i kerimede görüyoruz. Kur'an-ı Kerim'de bildiriliyor ki, kâfirler
cehenneme atıldıkları zaman melekler onlara:
"--Siz ne yaptınız da buraya düştünüz, size peygamber gelmedi mi,
Kur'an gelmedi mi, size bu cehennemin varlığı hiç bildirilmedi mi? Ne
şaşkınlık ettiniz de buraya düştünüz?" diye sordukları zaman, onlar
diyecekler ki:
"--Peygamberler bize geldi, bize bunları anlattı, biz onları
reddettik. Biz onları tekzib ettik,
(Hattâ etânel-yakìn) "Nihayet bize yakîn geldi, yâni hayat
bitti, öldük gittik. Onun için böyle cehenneme düştük." diye
bildirecekler.
Bu ayetten de görüldüğü gibi yakîn, herkesin başına geleceği kesin
olduğu için, ölümün adıdır. Yâni yakîn kelimesinin bir mânâsı da
ölümdür. "Ölümün gelinceye kadar ibadet et!" demek. Ama onu anlamıyor.
Demek ki Kur'an-ı Kerim'i ayetler tefsir eder, hadis-i şerifler
tefsir eder. "Hadis-i şerifime sarılan, Kur'an-ı Kerim'le bütünleşir."
diyor Peygamber Efendimiz. Burada müjdeyi veriyor. Hadis-i şerife
sarılan, onu anlayan ve onu uygulayan Kur'an-ı Kerim'le bütünleşir.
Hadis-i şerifin devamına geçiyorum:
(Ve men tehâvene bil-kur'âni) "Kim Kur'an-ı Kerim'i hafife
alırsa, önemsemezse; (ve bihadîsî) benim hadis-i şeriflerime
değer vermez, onları hafife alırsa, (hasired-dünya vel-âhireh)
dünyada ahirette hüsrâna uğrar, dünyası, ahireti ziyan dolar, iki
cihanda hüsrana uğrayan, zarar eden, cezâ çeken kişi olur." diyor
Peygamber SAS.
Demek ki, "Kur'an-ı Kerim Allah'ın sevgili, mübarek kullarına
kolaydır, sünnet-i seniyyeye uyan, hadis-i şerifleri bilen kullarına
kolaydır. Ama istemeyen, sevmeyen, hafife alan kimselere mânâlarını
açtırmaz, anlattırmaz, kalbine imanı verdirmez. Böylece onlar Kur'an-ı
Kerimi anlayamazlar, sevemezler, dünya ve ahiretleri harab olur." diye
bildiriyor.
k. Allah'a En Sevimli Varlık
Bu günkü sohbetimi şu hadis-i şerifi okuyarak bitirmek istiyorum;
Peygamber Efendimiz Ebû Nuaym el-İsfahânî'nin İbn-i Amr'dan --herhalde
Abdullah ibn-i Amr ibnül-Âs RA olmalı-- rivâyet olunduğuna göre
buyurmuş ki:
(El-Kur'ânu ehabbu ilâllàhi mines-semâvâti vel-ardi ve men
fîhinne) "Kur'an-ı Kerim Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne göklerden ve
yerden ve göklerdeki, yerlerdeki bütün varlıklardan, zenginliklerden,
nimetlerden, her şeyden daha sevimli ve daha sevgilidir."
O halde Allah'ın sevdiği, en sevimli varlık olan Kur'an-ı Kerim'e,
inşaallah bundan sonra daha çok değer vereceğiz.
Biz de bu dersimizle Kur'an-ı Kerim'in açıklanmasına,
tanıtılmasına, mânâsının ve ahkâmının öğretilmesine yayınlarımızda
başlamış olduk. Bundan sonraki sohbetimde --Allah sağlık, afiyet
verir, imkân verirse-- Kur'an-ı Kerim hakkında genel bilgiler,
tanıtıcı bilgiler vermeye devam ettikten sonra, eûzü besmeleden
başlayıp, Fâtihâ'dan başlayıp Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini sonuna
kadar, ömrümüz oldukça, Allah fırsat verdikçe anlatmaya devam
edeceğiz.
Allah-u Teàlâ Hazretleri lütfeylesin, yardım eylesin, tevfîkini
refîk eylesin... Mânâsını anlamayı nasib eylesin... Doğru ve güzel
söylemeyi, açıklamayı, tefsir etmeyi nasib eylesin... Söyleyeni de,
dinleyeni de büyük sevaplara mazhar eylesin; cennetiyle, cemâliyle
müşerref eylesin... Allah hepinizden râzı olsun, aziz ve sevgili Akra
dinleyicileri ve Ak Televizyon seyircileri!..
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
29. 09. 1998 - AVUSTRALYA
İslâm, Eylül 1993