|
RAMAZANIN GÜZELLİKLERİ
Prof. Dr. M. Es'ad Coşan Rh.A
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
Aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler! Ramazanınız hoş geçsin...
Cenâb-ı Hak bu mübarek ayda ikram ettiği, ihsân ettiği hayırların cümlesinden en
çok şekilde istifade etmeyi cümlenize, hepimize, kardeşlerimize nasîb eylesin...
Allah hepinizden razı olsun... İki cihanda aziz ve bahtiyar olun...
a. Amellerin Karşılığı
Sohbetimdeki ilk hadis-i şerif, Abdullah ibn-i Ömer RA'dan. Taberânî
Evsat'ında kaydetmiş, Beyhakî kaydetmiş, İbn-i Hibban da Sahîh'inde kaydetmiş bu
hadis-i şerifi. Peygamber Efendimiz'in mübarek sözlerini teberrüken okuyalım;
çünkü esas olan odur. Onun açıklamaları ve sâireleri bizim sözlerimizdir. Aslını
ilkönce bir dinleyelim:

(El-a'mâlü indallàhi azze ve celle seb'un: Amelâni mûcibân, ve amelâni
biemsâlihimâ, ve amelün biaşri emsâlihî, ve amelün biseb'imieh, ve amelün lâ
ya'lemü sevâbe àmilihî illallàhu teàlâ azze ve celle.
Feemmel-mûcibân: Femen lekıyallàhu ya'büdühû muhlisan lâ yüşrikü bihî şey'en,
vecebet lehül-cenneh. Ve men lekıyallàhu kad eşreke bihî, vecebet lehün-nâr.
Ve men amile seyyieten cüziye bihâ, ve men erâde en ya'mele haseneten felem
ya'melhâ cüziye mislehâ. Ve men amile haseneten cüziye aşran. Ve men enfaka
mâlehû fî sebîlillâhi du'ifet lehû nafakatühû: Ed-dirhemü biseb'imieh,
ved-dînâri biseb'imieh.
Ves-sıyâmü lillâhi azze ve celle, lâ ya'lemü sevâbe àmilihî illallàhu azze ve
celle.) Sadaka rasûlüllàh, fî mâ kàl, ev kemâ kàl. (Et-Tergîb, Oruç: 8)
Hazret-i Ömer Efendimiz'in oğlu mübarek Abdullah RA'ın rivayet ettiği bu
hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
(El-a'mâlü indallàhi azze ve celle seb'un) "Allah-u Teàlâ
Hazretleri'nin nazarında, Allah katında, Allah'ın yanında kulların işlenen
amelleri, icraatları yedi tabakadır, yedi çeşittir. (Amelâni mûcibân)
Bunun iki tanesi, kulun yaptığı iki amel gerektiricidir." Neyi gerektirdiğini
sonra açıklamada söyleyeceğim.
(Ve amelâni biemsâlihimâ) "Kulların amellerinden iki amel daha vardır,
bunlar da misliyle, aynen, bire bir mukabele, karşılık kazandırır insana. (Ve
amelün biaşri emsâlihî) Bir tanesi de kul bir şey yapar, on misli mükâfât
verir Allah-u Teàlâ Hazretleri. (Ve amelün biseb'imieh) Bir de kulun bir
ameli, icraatı, ibadeti vardır ki, onun mükâfâtı bire yediyüzdür. (Ve amelün
lâ ya'lemü sevâbe àmilihî illallàhu teàlâ azze ve celle) Kulun bir ameli,
ibadeti de vardır ki, onun sevabının ne kadar olduğunu Aziz ve Celil olan
Allah'tan başkası bilmez." diyor.
Efendimiz önce böyle kapalı olarak söylüyor. Tabii, kapalı olarak söylenen
söz merak uyandırır. "Acaba şu ne imiş?.. Acaba bu ne imiş?" diye dinleyenler,
daha büyük bir aşkla, şevkle, merakla dinlerler. Siz de herhalde,
mükâfatlandırılışına göre yedi tabakaya ayrılan, bu yedi tür amel, ibadet,
icraat, faaliyet nelerdir diye merak ediyorsunuzdur. Şimdi SAS Efendimiz'in
açıklamasından biz de size anlatalım:
(Feemmel-mûcibân) "İki tanesi gerektirici, icab ettirici
ameldi."Bunları söylüyor Efendimiz. (Femen lekıyallàhu ya'büdühû muhlisan lâ
yüşrikü bihî şey'en) "Her kim ki, Allah-u Teàlâ Hazretleri'ni ihlâsla ibadet
ediyorken, hiç bir şeyi ona şerik koşmamışken, şirke düşmemişken Allah'a
kavuşursa; (vecebet lehül-cenneh) onun böyle yaşamı, böyle ibadet edişi,
ona cenneti gerekli kılar. Yâni böyle bir kul cennete girer."
Allah hepimizi ihlâs ile, hàlis muhlis, yalnız ve yalnız, sadece ve sadece
Allah'a kulluk etmeyi; kula kul olmamayı, veya gayrullaha kulluk etmemeyi nasib
etsin Rabbimiz... Sırf kendisine, şirk koşmadan kulluk etmeyi nasib etsin... Çok
önemli bu, her şeyin temeli. Çünkü şirk koştu mu, Allah müşrikleri cehenneme
atacak, kesin; cennetine sokmayacak, kesin; affetmeyecek, kesin... Bunlar
Kur'an-ı Kerim'de kesin olarak belirtilmiştir. Çok tehlikeli... Cümle cihan
halkının, hiç şirke düşmemeye son derece dikkat etmesi lâzım!..
Elhamdü lillâh, biz müslümanlar, "Lâ ilâhe illallah,
Muhammedür-rasûlüllah" diye, Allah'ın varlığını birliğini söylüyoruz,
inanıyoruz ve şirk koşmuyoruz. Puta tapmıyoruz, haça tapmıyoruz, heykele
tapmıyoruz... Maddî, fânî varlıklara tapmıyoruz.
Kimisi yıldıza tapar, güneşe, aya tapar; kimisi dağa, tepeye, pınara tapar,
kutsal bir şeyler edinir; kimisi bazı hayvanlara tapıyor... vs. Elhamdü lillâh
biz hàlis, muhlis ehl-i tevhidiz. İnşaallah bu yüzyıl Tevhid Asrı olacak ve şirk
tamâmen yeryüzünden zamanla kalkacak...
Bir gerektirici amel bu; insan şirk koşmadan, ihlâsla yaşar Allah'a
kavuşursa, ölürse, cennet ona gerekli olur, vacib olur. Demek gerektirici şeyin
birisi bu...
(Ve men lekıyallàhu kad eşreke bihî) "Buna mukabil, bir kimse de
müşrik olarak, şirk koşmuş olarak Allah'a kavuşursa; yâni müşrik olarak, kâfir
olarak ölürse; (vecebet lehün-nâr) ona da cehennem vacib olur, gerekli
olur."
Burada hadis-i şerifin ifadelerini açıklamamız lâzım ki, iyice bilinsin:
Dikkat ederseniz, bazı kimseler bizim dindarlığımızı görünce, veyahut bizim
onlara teklifimizi duyunca;
"--Benim de bir inancım var, ben de Tanrı'ya inanıyorum!" diyor.
"--İnancın var ama, neye inanıyorsun? Her inanç makbul değil!"
"--Ben Allah'a inanıyorum..."
"--Allah'a inanıyorsun ama, o da yeterli değil. Allah'ın istediği tarzda,
eksiksiz, tam inanmak lâzım ve imanın gereğini yapmak lâzım!"
Onun için, inandığın şeyin ne olduğu çok önemli. Soruyorsun:
"--Ben tanrıya inanıyorum." diyor.
"--Senin tanrı dediğin nedir?" diye kurcaladığın zaman, altından yine şirk
çıkıyor, yine putperestlik çıkıyor, yine maddeperestlik çıkıyor; olmaz.
Kim Allah'a şirk koşmuş olarak yaşar ve vefat ederse... İnancı var, dini var,
ama şirk koşmuş olarak yaşamış. Tamamen Allah'ı inkâr eden, tamâmen dinsiz, kap
kara, kıp kızıl değil. Öyle de olsa, şirk koşarak ibadet etmiş bile olsa;
(vecebet lehün-nâr) bu yaşam tarzı da ona cehennemi gerekli kılar.
Gerekli kılan iki amelin iki amelin ikincisi bu. Bu da mutlaka cehenneme
girer, cehennem buna vacib olur.
İşte vâcib kılıcı iki amel bu: İmanla göçerse cennet vacib olur; küfürle,
şirkle göçerse, cehennem vacib olur. Yâni mutlaka, gerekli, mutlaka öyle
olur.
Gelelim ikinci sınıfa, misli misline, birebir karşılığı verilen amele;
(Ve men amile seyyieten cüziye bihâ) "Kim bir kötülük işlerse, misline
bir ceza alır, bir günah kazanır." Günahın, seyyienin karşılığı bir ilâhî ceza
tahakkuk eder. Bire bir, kötülüğün karşılığı bir ceza...
(Ve men erâde en ya'mele haseneten) Bir de iyi bir şeyi yapmağa niyet
etti ama, (felem ya'melhâ) yapamadı, yapmadı, fırsat olmadı, ömrü
yetmedi, gücü yetmedi, ulaşamadı, olamadı. (Cüziye mislehâ) Yapamayana
da, o niyet ettiği işi sevabı yapmış gibi, bire bir, misli misline sevabı
verilir."
Meselâ, ben can ü gönülden istiyorum ki, kendi başıma, hiç kimsenin parasını
almadan, sırf kendi hayrıma bir cami yaptırayım!" Bunu can ü gönülden istiyorum,
ama yapamadım... Yapamadan ölürse insan, niyet ettiği için misli misline
mükâfâtlandırılır.
Meselâ, "Falanca kimseye gideyim, şu kadar hayır yapayım!" dedi, yapamadı.
Niyet ettiği için misli misline sevap alır. Bunun gibi sayısız misaller
bulunabilir.
Gelelim beşinci amele: (Ve men amile haseneten) "Kim bir iyilik
işlerse, ibadet, tâat, Allah'ın sevdiği hayırlı, güzel bir icraatı yaparsa,
hasene işlerse; (cüziye aşran) on misli mükâfat verir Allah..." Bire bir
vermez, bire on verir. Yüzde yüz kâr etmez, yüzde bin kâr eder iyiliği yapan
kimse...
Altıncı çeşidi... Kendimiz söylüyoruz rakamları, hatırda iyi kalsın diye.
Hadis-i şerifte "Bu altıncı..." diye ifade etmiyor Peygamber Efendimiz ama, biz
takip edilsin diye rakamları söylüyoruz.
(Ve men enfaka mâlehû fî sebîlillâh) "Kim malını Allah yolunda infak
ederse..." Ne demek? Allah yoluna parasını hayır olarak verirse demek. Bir insan
parasını Allah yoluna verirse... Tabii Allah yolu nedir, onu açıklayacağım.
(Du'ifet lehû nafakatühû) "Nafakası, o verdiği hayrı, hasenâtı kat kat,
kat kat artırılır bu kişiye... (Ed-dirhemu biseb'imieh) Dirhemi yediyüz
dirhem mukabili, yâni yedi yüz dirhem vermiş gibi, yedi yüz misli
mükâfatlandırılır; (ved-dînâru biseb'imieh) dinarı yediyüz misli..."
Yâni lira harcamışsa yediyüz lira, kuruş harcamışsa yediyüz kuruş, altın
harcamışsa yediyüz altın, dolar harcamışsa yediyüz dolar, mark harcamışsa
yediyüz mark geliyor.
Şimdi bu fî sebîlillâh harcamak ne olur? Hadis-i şeriflerden
öğrendiğimiz fî sebîlillâh'ları sayalım:
En başta cihada para verirse, Allah yolunda cihada masraf yaparsa; bu fî
sebîlillâh cihaddır. Bunun sevabı bire yedi yüzdür.
Başka fî sebîlillâh nedir?.. Hac ve umreye harcanan paralar. Orası da hac
yolu, umre yolu da, o da fî sebîlillâh'tır. Oraya harcanan paralar da bire
yediyüz olur.
Başka?.. İlme harcanan para da bire yediyüzdür. Çocuğunu okutsun diye,
öğrensin, alim olsun diye falanca yere gönderdi, filânca alimin dersine kattı,
onun masrafına da katlanıyor. İlim yolu da bire yedi yüzdür. Böyle bire yediyüz
olma şekli, çeşitli şekillerde olabilir. Etti altı...
b. Orucun Mükâfâtı
Yedincisi de bizim bu Ramazanımızla, orucumuzla ilgili:
(Ves-sıyâmu lillâhi azze ve celle) "Oruç ise, Aziz ve Celil olan
Allah-u Teàlâ Hazretleri'nindir, onun içindir." diyor Peygamber Efendimiz. Li
gelirse bir kelimenin başına, için mânâsına da gelir.
"Oruç Allah içindir." Tabii bütün ibadetler Allah için yapılıyor ama, bir de
li harfi gelirse, o onun malıdır; mülkiyet ifade eder. "Oruç Allah'ındır. (Lâ
ya'lemu sevâbe àmilihî illallàhu azze ve celle) Oruç tutanın sevabının ne
miktar olduğunu, Aziz ve Celil olan Allah'tan gayrisi bilmez."
Bu ne demek? Bigayri hisâb demek, hesaba sığmaz demek. Çünkü oruç sabırdır.
Sabırın bigayri hisab olduğunu da Kur'an-ı Kerim'den biliyoruz. Yâni yedi yüzden
de fazladır.
Onun için, aziz muhterem kardeşlerim, Allah'ın çok çok sevdiği, çok sevap
kazandırıcı, çok güzel bir ibadet olan orucumuzu, güzel bir oruç olarak tutmaya
çok dikkat edelim! Güzel bir oruç...
Güzel bir oruç nasıl olur? İlk konuşmamda, cuma konuşmamda da anlatmıştım,
tekrar da etmek istemiyorum ama, tekrar etmeden de olmaz: Güzel bir oruç sadece
aç ve susuz kalmak değil, bütün azasına, gözüne, kulağına, eline, midesine,
ayağına günah yaptırtmamak, hepsini günahtan korumak, hepsinde perhiz yapmak...
Midesine haramı sokmamak, gözüyle harama bakmamak, kulağıyla haramı duymamak,
elini harama uzatmamak, ayağıyla günaha varmamak.
Şimdi Ramazan ayı oluyor, bakıyorum ben yayınlara; yâni eğlence, keyif,
şarkı, türkü, alkış, oynama... Allah Allah! Subhânallah! Ramazan oruç, ibadet
ayı, sevap kazanacak işler yapmak lâzım. Haramlardan, günahlardan, içkiden,
yasaklardan kaçınmak lâzım. Nâmahreme bakmamak lâzım, gözünü korumak lâzım,
kulağını korumak lâzım... Millet Ramazanı eğlence ayı gibi telâkki etmiş, veya
öyle yaptırılmaya çalışılıyor, veya böyle gelmiş, böyle gidiyor. Ramazan deyince
milletin aklı, fikri haramlı, günahlı eğlencelerde ve bize de o anlatılıyor.
Bir de şey, Ramazan geldi mi dinî program yapmıyor yayıncıların bazıları,
müslümanı çileden çıkartacak, canını yakacak, üzecek en kötü, sapık konularla
uğraşıyor. Yâni meselâ hatalı hareket eden, kanun nazarında, din nazarında
suçlu, Allah'ın sevmediği, şer'in sevmediği bir konuyu anlatıyor.
Yâhu, çirkin konuyu anlatacağına, olumsuz konuyu anlatacağına, Allah rızası
için gel de bir olumlu konu anlat... "Şu adam çok güzel dindar, tam, işte böyle
olmaya çalışın!.." diye güzelini anlat. En çirkini anlatmaya çıkartıyorlar,
Ramazanı müslümana zehir ediyorlar. Kan kıstırıyorlar, bütün gecesini, gündüzünü
üzüntüye gark ediyorlar.
Artık tabii bunu çaresi nedir?.. Rağbet etmemektir galiba. Yâni sevmemek,
rağbet etmemek en büyük cezadır. Bir gazete müstehcen neşriyat yapıyorsa, bir
yayın sesli veya görüntülü yayın vasıtası böyle dine, imana, ahlâka, milli
duygulara, dinî duygulara, halkın zararına neşriyat yapıyorsa; artık dinlememek
sûretiyle ondan korunmalı, bir de öyle cezalandırılmalı! Yâni rağbet etmemek
sûretiyle... Eh kimse kalmayınca hatasını anlar.
Ben şöyle bir şey hatırlıyorum: Amerika'da gazetenin birisi, çirkin bir
karikatür yayınlamış, yâni halkın umûmî ahlâk anlayışına çirkin gelen bir şey.
Millet gazeteyi almamaya başlamış.
Gazete artık bakmış ki, satışı düştü vs. Özürler dilemiş, yayınlar yapmış,
telâfi etmeye çalışmış ama; halk teveccühünü kestiği için ondan sonra bir daha
toparlayamamış. Bu da medenî bir, aydın bir halkın rağbet etmemek sûretiyle
cezalandırmasıdır.
Her zaman söylüyorum: Allah-u Teàlâ Hazretleri günahkâr bir insana saygı
gösterilmesine kızar. Ne yapması lâzım?.. Nasihat etmesi lâzım, yaptırmamaya
çalışması lâzım. Alkışlamak, teşvik etmek, desteklemek, yüzüne gülmek olmaz.
Yâni bunlara dikkat etmiyor insanlar.
c. Oruç ve Kur'an'ın Şefaat Etmesi
Gelelim ikinci hadis-i şerife; bu birinci hadis-i şerifin çok faydalar
sağladığını düşünüyorum. İkinci hadis-i şerif de yine Abdullah ibn-i Ömer
RA'dan, yâni Hazret-i Ömer'in oğlundan. Ahmed ibn-i Hanbel ve Taberânî ve İbn-i
Ebid-Dünyâ ve Hâkim rivayet etmişler. Sahih bir hadis-i şerif. Sahihlerini
seçmeye dikkat ediyorum. Şöyle buyurmuş Peygamber Efendimiz:

(Es-sıyâmu vel-kur'ânu yeşfeàni lil-abdi yevmel-kıyâmeh. Yekùlüs-sıyâmu:
Ey rabbi mena'tühüt-taàme veş-şehvete feşeffi'nî fîhi. Ve yekùlül-kur'ân:
Mena'tühün-nevme bil-leyli feşeffi'nî fîh. Kàle: Feyeşfeàn.) Sadaka rasûlullah,
fî mâ kàl, ev kemâ kàl. (Et-Tergîb, Oruç: 15)
Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz:
(Es-sıyâmu vel-kur'ânu yeşfaàni lil-abdi yevmel-kıyâmeh.) "Oruç tutmak
da, oruç da, Kur'an okumak da, Kur'an da kıyamet gününde kula şefaat ederler."
Yâni yarın rûz-u mahşerde, kıyamet gününde, sevapların günahların mahkeme-i
kübrâda hesaba alınacağı zamanda, oruç ve Kur'an-ı Kerim şefaatçi olurlar. Oruç
tutan kula, Kur'an okuyan kula oruç ve Kur'an şefaatçi olur.
(Yekùlus-sıyâm) "Oruç der ki..." Cenâb-ı Hak manevî ibadetlere de,
bizim anlayabileceğimiz şekilde böyle şahsiyet veriyor, hal ve durum veriyor.
Biz de görüp anlayabiliyoruz. Tabii o, öyle yapmadan da rubûbiyetiyle, âlemlerin
Rabbi olduğu için her şeyi biliyor. Ama biz anlayalım diye, işte oruç insan gibi
konuşuyor. Belki bir insan şekline geliyor, Cenâb-ı Hak getirtiyor. Mahkemede
bir şahidin konuştuğu gibi konuşuyor:
(Ey rab) Ey, Arapça'da yâ manasına, Türkçe'de de kulanıyoruz ya: "Ey
filânca!" dediğimiz gibi, "Ey mavi göklerin kızıl ve beyaz süsü!" dediğimiz gibi
meselâ.
"Ey benim Rabbim! (Mena'tühüt-taàme) Ben oruç olarak, şu kulunu
yemekten alıkoydum, men ettim, yemek yemedi. Yeme içme yapmadı,
(veş-şehvete) şehvetini de tuttu." Meşru, hakkı, tabii olan bir şey, evli
ama, kendisini alıkoydu, arzularını gemledi, dizginledi, tuttu kendisini.
(Feşeffi'nî fîhi) "Bu kul hakkında bana şefaat hakkı ver, ben buna şefaat
edeyim! Benim şefaatimi kabul eyle, bunu affeyle." der.
(Ve yekùlül-kur'ânu) "Kur'an da der ki..." Yâ Rabbi..." "Ya Rabbi"
burada yok ama, Cenâb-ı Hakk'a gene o da sesleniyor, nidâ ediyor, niyaz ediyor:
(Mena'tühün-nevme bil-leyli) "Yâ Rabbi, geceleyin ben bunu uyumaktan
alıkoydum, men ettim, uyutturmadım. Yâni Kur'an okuyacağım diye uyumadı.
(Feşeffi'nî fîhi) Buna şefaat etmek istiyorum, benim şefaatimi kabul
buyur, bu kulunu affet!"
(Kàle: Feyeşfeàn) Peygamber Efendimiz buyurdu ki: "Bu ikisi de şefaat
ederler." Veyahut, (feyüşeffeàn) olursa, "Şefaat etme hakkı kendilerine
bahşolunur, Allah tarafından şefaatleri kabul olunur." mânâsına.
Şimdi bir şeyi açıklamamız lâzım: Diyor ki Kur'an-ı Kerim:
(Mena'tühün-nevme bil-leyli) "Geceleyin onu uykudan alıkoydum." Haa, o
zaman sezinliyoruz ki, geceleyin kalkıyor, Kur'an-ı Kerim okuyarak namaz
kılıyor. Yâni namazın içinde Kur'an-ı Kerim okuyor. O mânâ anlaşılıyor.
Umûmiyetle Kur'an okumak ama, burada bir de;

(İnne kur'ânel-fecri kâne meş'hûdâ) [Çünkü sabah namazına melekler
şahidlik eder.] diye ayet-i kerimede geçtiği gibi, bir gece ibadeti, namazın
içinde bol bol, uzun uzun Kur'an okumak mânâsı var.
Tabii, elbette geceleyin Kur'an-ı Kerim'i açsa, benim gibi gözlüğünü alsa,
ışığı yaksa, Kur'an-ı Kerim'i okusa oturduğu yerden; olabilir. Ama sahabe-i
kiram, ellerinde böyle Kur'an nüshaları yoktu ki, mushafları yoktu ki,
ezberlerindeydi Kur'an-ı Kerim. Ezberliyorlardı, ondan sonra namaza
duruyorlardı. Saatlerce gece ibadeti ediyorlar ve Kur'an-ı Kerim okuyorlardı
namaz içinde.
Burada biraz da namaz mânâsı var. Yâni namaz kılarak Kur'an okumak, sadece
Kur'an okumak değil de...
Tabii, sadece Kur'an okumak da sevap, onu da ayrıca belirteyim. Hatta
Kur'an-ı Kerim'i açıp da okumasını bilmese, yüzüne baksa bile sevap. Yüzüne
bakmak, Kur'an-ı Kerim'in sayfasını seyretmek bile sevap.
Demek ki Kur'an okuması ve oruç tutması, yarın Kur'an okuyan, oruç tutan kula
şefaatçi olacaklar, Allah'tan affını dileyecekler; oruç tutan, Kur'an okuyan,
namaz kılan kimseye Allah'ın afv ü mağfiret etmesini sağlayacaklar. Allah
müsaade edecek:
"--Pekiyi, şefaatinizi kabul ettim." diyecek, Kur'an okuyana, oruç tutana afv
ü mağfiret edecek.
Buradan çıkartacağımız derslerden birisi nedir aziz ve sevgili kardeşlerim:
"Geceleri uzun uzun namaz kılmak iyidir."
Tabii biz bunu nasıl yapıyoruz? Yâni fiilen bizim hayatımızda bunun
uygulaması nasıl oluyor?.. Teravih namazı kılıyoruz, teravihin içinde uzun uzun
Kur'an-ı Kerimler, uzun uzun rekatlarda okunuyor. Böylece Kur'an-ı Kerim okumuş
oluyoruz. Namazın içinde veya dışında Kur'an-ı çok okuyalım!..
Bir de tabii, iki türlü teravih kılınır bizim ülkemizde camilerde: Bir küçük
ayetler ve sûreler okunarak, teravih çabuk çabuk kılınır. Hatta biraz da
olmaması gerektiği kadar hızlı kılınır. Çünkü, Kur'an-ı Kerim'in okunması ve
namazın kılınmasında bir ağırbaşlılık vardır, vakar vardır, ta'dili erkan
vardır. Ta'dil-i erkan çok önemli bir şeydir. Aceleye getirmemek, ağırbaşlı
ağırbaşlı kılmak çok önemlidir. Böyle aceleye getirildi mi, hızlı kılınınca
sevabı kaçıyor.
Ama bazıları, hızlı kıldıran hocayı ararlar. Hocalar da ta'dil-i erkana
riayet etmeden hızlı hızlı kıldırırlarsa rükûsu, kavmesi, secdesi, ka'desi
birbirlerine karışırsa, hızlı kılmaktan rükunlar birbirlerine girişirse; o zaman
sevabı olmaz.
Çünkü öyle birisi namaz kıldı da Peygamber Efendimiz onu yanına çağırdı: "Bak
filanca, sen namazı kılmadın, yeniden kıl!" dedi. Yâni hızlı kılınınca namaz
kılmamış gibi oluyor.
Onun için sevgili kardeşlerim hızlı kıldıran hocayı değil de güzel okuyan,
ağırbaşlı ağırbaşlı kıldıran hocayı arayın ve hocaları ona teşvik edin! O da
cemaat böyle istiyor diye hızlı hızlı kıldırıp, ona yüz bulmasın. Her şey böyle
gayet güzel, ciddi olsun.
Bir de eğer imkânınız varsa --hatimle kıldırıyorlar bazı camilerde-- hatimle
kıldırılan camilere gidin! Kur'an-ı Kerim'i gündüzden çalışın, o akşam okunacak
olan cüzü okuyun okuyun, biraz âşinâ olun! Ondan sonra da gidin, teravihi o
imamın arkasında kılın! Tatlı tatlı, çok güzel oluyor.
Biliyorsunuz Mekke-i Mükerreme'de ve Medine-i Münevvere'de, bu günlerde
teravih namazları hatimle kılınıyor. Yâni hatim sürülüyor, her akşam bir cüz
okunuyor, her rekatta bir sayfa okunuyor. Böylece Ramazanın içinde Kur'an-ı
Kerim baştan sona tamamlanmış oluyor. Öylesi daha sevap.
Biraz uzun... Ne kadar uzun?.. Yarım saat farkediyor, yarım saatten az
farkediyor. Tabii birisi bir saat sürerse, ötekisi bir saat yirmibeş dakika, bir
buçuk saat sürüyor. Ama çok güzel oluyor. Bunu tavsiye ederim.
d. Ramazanda Bize Verilen Beş Şey
Üçüncü hadis-i şerif. Bu Ramazanın güzelliklerini gösteren hadis-i
şeriflerden bir tanesi. Ebû Hüreyre RA'den rivayet olunmuş. Ahmed ibn-i Hanbel
(Rh.A), Hanbelî Mezhebi'nin imamı, büyük hadis âlimi, büyük âlim, çok
mübarek zât. O rivayet etmiş. Bezzâz ve Beyhakî rivayet etmişler, İbn-i Hibban
da rivayet etmiş. Bu hadis-i şerifin mübarek metnini okuyalım:

(Kàle rasûlüllàh SAS: U'tıyet ümmetî hamse hısàlin fî ramadàn Lem
tu'tahünne ümmetün kablehüm: Halûfü femis-sàimi atyebu indallàhi min rîhil-misk,
ve testağfirû lehümül-hîtânü hattâ yuftırû, ve yüzeyyinullàhu azze ve celle
külle yevmin cenneteh.
Sümme yekùlü: Yûşikü ibâdis-sàlihûne en yülkù anhümül-meûnete ve yasîrû
ileyki, ve tusaffedü fîhi meredetüş-şeyâtîn, felâ yahlüsù fîhi ilâ mâ kânû
yahlusùne ileyhi fî gayrihî, ve yuğferu lehüm fî âhiri leyletin.
Kìle: Yâ rasûlallah, e hiye leyletül-kadr? Kàle: Lâ, ve lâkinnel-àmile innemâ
yüveffâ ecrahû izâ kadà ameleh.) (Et-Tergîb, Oruç T. Önemi: 6)
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki: (U'tiyet ümmetî hamse hısàlin fi
ramadàn) "Benim ümmetime Ramazanda beş mükâfat verilmiştir, beş özel mükâfat
ihsan olunmuştur, haslet verilmiştir. (Lem tü'tahünne ümmetin kablehüm)
Daha önceki ümmetlerden hiç bir ümmete bu mükâfatlar verilmiş değil. Sırf
ümmet-i Muhammede Allah'ın özel ihsânı ve ikramıdır bunlar."
Birincisi, birinci mükâfat nedir?.. Burada bir yok ama, ben yine hatırda
kalsın diye bunları numaralandırarak anlatayım:
1. (Halûfü femis-sàimi atyebu indallàhi min rîhil-misk) "Oruçlunun
ağzının açlıktan dolayı, açlık kokusu Allah yanında, Allah katında, Allah
indinde misk kokusundan daha hoştur. Allah o kokuyu çok sever."
Tabii biliyorsunuz, insanın aç olduğu zaman, gıda olmadığı zaman ağzı
kuruyor, dili kuruyor, beyazlaşıyor, dudakları kuruyor, yutkunuyor, nefesi de
kokuyor. Ne derler: "Açlıktan nefesi kokuyor." İşte o kokuyu Allah sevmesi; bu
bir mükâfât.
2. (Ve testağfirû lehümül-hîtânü hattâ yuftırû) "İftar etme vaktine
kadar, iftar edinceye kadar balıklar ona istiğfar eder. Yâni oruç tutana
denizdeki balıklar bile dua eder." Burada tabii Ceâb-ı Hakk'ın sevgili
kullarına, Cenâb-ı Hakk'ın öteki mahlûkları dua ediyor.
Bir başka rivayette de: "Melekler ona gece gündüz tevbe istiğfar eder,
bağışlanmasını dilerler." diye geçmiş. Burada da balıklar bahsedilmiş. Tabii,
melekler de tabii oruçluya dua ederler, tevbe ve istiğfar ederler. Ama sadece
melekler değil, sudaki balıklar, hatta karadaki, havadaki diğer mahlûklar
istiğfar ederler.
3. (Ve yüzeyyinullàhu azze ve celle külle yevmin cennetehû) "Ve her
gün Allah-u Teàlâ Hazretleri cennetini, bu oruç tutan kullar için bir başka
türlü zînetlendirir." Zînet üzerine zînet, süsleme üzerine süsleme... Artık,
Cenâb-ı Hakk'ın ikramı olarak, cennetteki güzellikler üzerine güzellikler ilave
edilir.
(Sümme yekùlu) "Buyurur ki: (Yûşikü ibâdis-sàlihûne en yülkù
anhümül-meûneh) 'Umulur ki, olacak olan şu ki, sàlih kullarımın dünya
sıkıntıları biter de, üzerlerinden alınır da, (ve yasîrû ileyki) ey
cennet, onlar sana gelirler; onun için seni süslüyorum. O sàlih kullarımın
gelişi için, o dünya meşekkatlerinden kurtulup da sana gelmeleri yaklaştığı
için, seni süslüyorum!' der." Demek ki oruç tutan kullar için, cennet de
süsleniyor, bezeniyor.
4. (Ve tusaffedü fîhi meredetüş-şeyâtîn) Tusaffedü; demirlenir,
demirlerle, halkalarla bukağılanır. "Esirlerin zincirlere vurulduğu gibi, demir
halkalarla, zincirlerle şeytanların azılıları bağlanır.
(Felâ yahlüsù fîhi ilâ mâ kânû yahlusùne ileyhi fî gayrihî)
Bağlandıkları için, Ramazanın dışındaki başka zamanlarda yapabildikleri
kötülükleri, Ramazanda yapmaya imkân bulamazlar." Allah onları bağlattığı için,
Ramazan dışında yaptıkları kötülükleri Ramazan ayında yapmağa imkânları olmaz;
zincirlere bağlı dururlar.
5. (Ve yuğferu lehüm fî âhiri leyleh) "Sonuncu gecede de, oruç
tutanlara mağfiret olunur. Allah oruç tutanları afv ü mağfiret eyler."
Burada sahabe-i kiram sordular. Sorulu cevaplı olunca, insanın gözünün önüne
sahne daha tatlı geliyor. (Kìle) "Denildi ki Peygamber Efendimiz'e:
(Yâ Rasûlallah, e hiye leyletül-kadr?) "Yâ Rasûlallah, 'En sonunda afv
u mağfiret olunurlar' buyurdunuz. Bu afv u mağfiret olunacakları sonuncu gece,
Kadir gecesi midir?" diye sordular Peygamber Efendimiz' e.
Peygamber Efendimiz buyurdu ki: (Kale lâ) "Hayır, Kadir gecesi değil.
(Ve lâkinnel-àmil) Çünkü amele, çalışan işçi, (innemâ yüveffâ ecrahû
izâ kadâ amelehû) işini bitirdiği zaman ücretini alır." İşçi ücretini işini
bitirdiği zaman aldığı gibi, oruçlu da Ramazanın sonunda ücretini alır. Öyleyse
Kadir gecesi değil, sonuncu gece demek istiyor.
Oruçlunun ücreti ne?.. Yâni afv u mağfiret olunmak.
Onun için, aziz ve muhterem kardeşlerim, şu Ramazanı büyük bir fırsat ve
ganimet olarak dikkatli bir şekilde geçirelim! Orucumuzu çok güzel tutalım,
ibadetlerimizi çok güzel yapalım! Allah'ın sevdiği şekilde güzel yapalım.
"İnsanlar görsün de, beğensin!" diye güzel yaptı mıydı, riyakârlık olur. Aman
sakın ha öyle değil, Allah beğensin diye... Allah insanın gönlünü, niyetini,
içini biliyor. Allah'ın beğeneceği gibi güzel yapmaya çalışalım kulluğumuzu
Ramazanda...
Kur'an okuyuşumuz, namaz kılışımız, sadaka verişimiz, davranışımız,
konuşmamız, işimiz, ticaretimiz, ikrâmımız, ziyafetlerimiz, davetlerimiz...
hepsi halis muhlis, Allah rızası için ve güzel şekilde olsun da, Cenâb-ı Hakk'ın
lütfuna erelim!..
Rabbimiz cennetiyle cemâliyle cümlemizi müşerref eylesin... Allah hayırlara
hepinizi muvaffak eylesin...
Hepinizden, ben kardeşiniz için de, ibadetlerinizde dua etmenizi ricâ
ediyorum... Biz de size dua edelim. Birbirimize dua edelim! Siz de bize dua
edin!..
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühü!..
01. 12. 2000 - AKRA
|